Yazar arşivi Ahmet Alpman

Koroner arter bypass cerrahisi sonrası zihinsel, bilişsel ve psikiyatrik komplikasyonlar

SIK SORULAN SORULAR

Özet

Koroner arter bypass cerrahisi, ileri derece koroner arter hastalığının tedavisinde altın standart yöntemlerden biri olmaya devam etmektedir. Buna karşın, cerrahi başarının ve sağ kalım oranlarının artmasıyla birlikte, ameliyat sonrası dönemde ortaya çıkan nöropsikiyatrik komplikasyonlar* klinik pratikte daha fazla öne çıkmaya başlamıştır. Hastalarda ameliyat sonrası erken ve geç dönemde hafıza kayıpları, yürütücü işlev bozuklukları, kişilik değişiklikleri, depresyon ve anksiyete gibi geniş bir yelpazede semptomlar gözlenmektedir. Bu derlemede, koroner arter bypass cerrahisi sonrası gelişen zihinsel, bilişsel (nörokognitif) ve ruhsal değişikliklerin nedenleri, oluşma mekanizması, klinik gösterileri ve güncel bilgiler ışığında yönetim stratejilerini inceledim.

1. Giriş

Koroner arter bypass cerrahisi geçiren hastalarda ameliyat sonrası dönemde nörolojik ve psikiyatrik tabloların ortaya çıktığı ilk kez 1950’li ve 60’lı yıllarda rapor edilmiştir. Açık kalp cerrahisinin yaygınlaşmasıyla yayınlara “Pump Head” (Pompa Kafası) terimiyle giren bu klinik tablo, günümüzde medikal literatürde ameliyat Sonrası bellek, dikkat ve yürütücü işlevlerde gerileme (Kognitif Bozukluk) (Postoperative Cognitive Decline – POCD) ve Post-Koroner arter bypass cerrahisi deliryum başlıkları altında sistematik olarak incelenmektedir.

Koroner arter bypass cerrahisi ameliyatı geçiren hastaların %30 ila %70’inde erken dönemde (taburculuk sırasında), %20 ila %40’ında ise 5. yılda belirgin kognitif veya ruhsal bozukluklar saptanmaktadır (Newman et al., 2001).

2. Neden ve nasıl oluyor

Koroner arter bypass cerrahisi sonrası nörokognitif ve ruhsal problemler tek bir nedene bağlı olmayıp, birden fazla faktöre sahip olabilir:

A. Kardiyopulmoner Bypass ve Mikroembolizasyon

Günümüzde dünya genelinde gerçekleştirilen izole koroner arter bypass cerrahisinin büyük bir çoğunluğunda hastanın kalbi durdurulur ve kalbin işini gören bir makinaya (kalp-akciğer pompası) bağlanır. Hastaların yaklaşık %15 – %30’u ise “off-pump” (çalışan kalpte, kalp-akciğer pompası kullanılmadan) tekniğiyle yapılmaktadır.

Kalp-akciğer makinesi kullanımı sırasında oluşan mikroemboliler (hava kabarcıkları, aterom plak kırıntıları, trombosit kümeleri vs), beynin ince damarlarında tıkanmalara ve bölgesel kanlanma bozukluklarına yol açar. Transkraniyal Doppler (TCD) ultrason çalışmaları, Kalp-akciğer makinesi kullanımı sırasında beyne binlerce mikroembolinin ulaştığını göstermektedir (Pugsley et al., 1994).

Off-pump (çalışan kalpte, kalp-akciğer pompası kullanılmadan) yapılan cerrahide bu oran azdır, fakat çeşitli nedenlere bağlı olarak sıfır değildir. 

Kalp akciğer pompası: kalp ameliyatlarının çoğunda kalp durdurulur. Yerine bu makine hastanın dolaşımını sağlar ve akciğer görevi görür. Bunun için kalbe geri gelen oksijeni dokular tarafında kullanılmış olan venöz kan, sağ atrium veya vena kavaya yerleştirilen kanüller vasıtasıyla kalbe girmeden dışarıya, pompa sistemine yönlendirilir. Pompa sistemindeki oksijenatör (yapay akciğer) ünitesi, kandaki karbondioksiti temizler ve kana oksijen yükler. Oksijenlenmiş kan, aortik kanül aracılığıyla doğrudan sistemik dolaşıma (aorta) geri pompalanır.
(görsel: Wikipedia)

B. Sistemik Enflamatuar Yanıt Sendromu (SIRS)

Kanın operasyon sırasında biyolojik olmayan sentetik boru ve membranlarla teması, kompleman sistemini ve sitokin salınımını (IL-6, TNF-alpha) tetikler. Bu durum kan-beyin bariyerinin geçirgenliğini artırarak nöroenflamasyona ve serebral ödeme zemin hazırlar (Rasmussen et al., 2002).

C. Serebral Hipoperfüzyon (kanlanma azlığı) ve Otoregülasyon Bozukluğu

Cerrahi sırasında yaşanan sistemik tansiyon düşüklüğü veya kalp akciğer makinası tarafından sağlanan non-pulsatil kan akımı**, beynin uç bölgelerinde az kanlanmaya bağlı hasara neden olabilir.

D. İlaçlar, Anestezi ve Çevresel Faktörler

Yüksek doz anestezikler, ameliyat sonrası opioid kullanımı ve yoğun bakım ortamındaki duyusal yoksunluk/aşırı uyaran (uyku bozuklukları, ışık/ses maruziyeti) deliryum ve anksiyete gelişimini tetikler.

3. Klinik Tablo ve Şikayetler

Hafıza ve bilişsel bozukluklar (POCD)

POCD, ameliyat öncesi döneme kıyasla zihinsel işlevlerde (özellikle bellek, dikkat, görsel-uzamsal algı ve işlem hızında) ölçülebilir bir düşüşü ifade eder.

Erken Dönem: Kısa süreli bellekte zayıflama, eşyaların yerini veya yakın zamandaki konuşmaları unutma.

Yürütücü İşlevler: Karmaşık problemleri çözme, kararlar alma veya aynı anda birden fazla işi yürütme yeteneğinde belirgin yavaşlama.

Kişilik ve Davranış Değişiklikleri

Beyindeki ön bölge (prefrontal korteks) kanlanmasındaki geçici bozulmalar ve cerrahi stres yanıtı nedeniyle kişilikte kayda değer değişimler yaşanabilir:

  • Duygusal dengesizlik: Hızlı duygu durum dalgalanmaları, sebepsiz ağlama nöbetleri.
  • Mizaç Değişimi: Çabuk öfkelenme, ajitasyon, tahammülsüzlük veya tam aksine belirgin apati (isteksizlik) ve sosyal içe çekilme.

Ruhsal ve Psikiyatrik Bozukluklar

  • Ameliyat sonrası deliryum: Genellikle ilk 24-72 saat içinde gelişen; dikkat, oryantasyon ve algı bozukluğu ile seyreden akut tablodur.
  • Depresyon: Koroner arter bypass cerrahisi geçiren hastaların %30-40’ında görülür. Depresyon varlığı, ameliyat sonrası ölümler, sekel kalması ve yara yeri iyileşmesinde gecikme ile doğrudan ilişkilendirilmiştir.
  • Anksiyete ve Travma Sonrası Stres Belirtileri (TSSB): Yetersizlik hissi, yeniden tıkanma korkusu ve yoğun bakım deneyimine bağlı kabuslar.

4. Klinik Seyir ve Gidişat

Koroner arter bypass cerrahisi sonrası gelişen zihinsel, bilişsel ve psikiyatrik komplikasyonlar zamana göre değişkenlik gösteren bir seyir izler. Hastaların büyük bir kısmında bu tablolar ameliyat sonrası ilk haftalarda/aylarda gerilerken, belirli bir grupta kalıcı kognitif kayıplar veya kronik psikiyatrik sorunlar şeklinde devam edebilir.

Bu komplikasyonların zamansal seyri 3 ana evrede incelenir:

1. Erken Dönem (İlk Günler – 1. Hafta):

Deliryum:

Süre: Genellikle ameliyat sonrası ilk 24-72 saatte başlar ve 3 ila 7 gün içinde çözülür.

Görülme Sıklığı: %10 – %30 (ileri yaş ve yoğun bakım kalış süresiyle artar).

Klinik Seyir: Akut başlayan oryantasyon bozukluğu, konfüzyon, ajitasyon veya tam tersi belirgin uyuşukluk (hipoaktif deliryum) tablosudur. Çoğunlukla geçicidir; ancak uzamış deliryum vakaları ileride gelişecek kalıcı kognitif bozuklukların (POCD) güçlü bir habercisidir.

2. Erken-Orta Dönem (1. Hafta – 3. Ay):

Erken POCD ve Adaptif Psikiyatrik Semptomlar

Postoperatif Kognitif Bozukluk (POCD):

Süre: 1. haftada %30 – %60 seviyesinde olan kognitif gerileme (odaklanma güçlüğü, kelime bulma zorluğu, yakın hafıza zayıflığı), 3. ayın sonunda %20 – %30 bandına geriler.

Klinik Seyir: Hastaların belirgin bir kısmında serebral perfüzyonun düzelmesi, anestezik maddelerin atılımı ve cerrahi stres/inflamasyon yanıtının azalmasıyla zihinsel fonksiyonlar kademeli olarak ameliyat öncesi seviyesine yaklaşır.

Anksiyete ve Depresyon:

Süre: Ameliyat sonrası ilk 1-3 ayda zirve yapar. Hastaların %25 – %35’inde reaktif depresyon, ölüm korkusu ve gelecek kaygısı izlenir.

Klinik Seyir: Kardiyak rehabilitasyon, sosyal destek ve gerekirse kısa süreli medikal/psikolojik destekle vakaların çoğunda ilk 3-6 ay içinde belirgin düzelme sağlanır.

3. Uzun Dönem (6. Ay ve Sonrası):

Geç POCD ve kronik duygu durum bozuklukları

Kalıcı Kognitif Bozukluk (6. Ay – 1 Yıl ve Ötesi):

Süre: Ameliyattan 1 yıl sonra hastaların yaklaşık %10 – %20’sinde klinik olarak tespit edilebilir düzeyde kalıcı kognitif gerileme devam eder.

Uzun Dönem Seyri (5-10 Yıllık Takipler): Newman ve arkadaşlarının ünlü çalışmalarında gösterildiği üzere, CABG geçiren hastaların 5. yılındaki kognitif skorları ameliyat öncesi seviyelerin altında seyredebilmektedir. Ancak burada belirleyici faktörün ameliyatın kendisinden ziyade, hastanın altta yatan ilerleyici serebrovasküler hastalığı, mikroarteriyopati (küçük damar hastalıkları), yaşlanma süreci ve vasküler risk faktörleri (diyabet, hipertansiyon) olduğu kabul edilmektedir.

Post-Postoperatif Depresyon ve TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu):

Hastaların yaklaşık %10 – %15’inde depresyon kronikleşerek 1 yıldan uzun sürebilir. Yoğun bakımda uzamış ventilatör (solunum cihazı) takibi veya travmatik uyanma deneyimi yaşayan hastaların %5 – %10’unda kronik TSSB belirtileri (kabuslar, ameliyatı hatırlatan uyaranlardan kaçınma) yıllarca devam edebilir.

Komplikasyonların süresi ve kalıcılığını doğrudan etkileyen temel risk faktörleri:

  • İleri Yaş (>70-75 yaş): Nöronal rezervin azlığı nedeniyle kognitif toparlanma süresi uzar.
  • Preoperatif Serebrovasküler Hastalık: Karotis darlığı veya geçirilmiş SVO öyküsü olanlarda kayıplar daha kalıcıdır.
  • Eğitim Düzeyi ve Zihinsel Rezerv (Cognitive Reserve): Yüksek zihinsel rezerve sahip bireylerde toparlanma daha hızlı gerçekleşir.
  • Metabolik Kontrol: Unkontrole diyabet ve hipertansiyon, küçük damar hastalığını artırarak süreci uzatır.

5. Klinik Yönetim ve Yaklaşım

Ameliyat öncesi değerlendirme: İleri yaş, önceden var olan beyin damar hastalığı, diyabet ve düşük eğitim düzeyi POCD için bağımsız risk faktörleridir. Riskli hastaların önceden tespiti önemlidir.

Cerrahi ve Anestezi Stratejileri: Uygun vakalarda pompasız (off-pump) cerrahi tekniklerin seçilmesi, mikroemboli filtresi kullanımı ve cerrahi sırasında serebral oksimetri (NIRS) takibi.

Psikososyal Destek ve Rehabitasyon: Hasta ve hasta yakınlarının bilgilendirilmesi (psikoeğitim).

Erken ayağa kaldırma (mobilizasyon) ve Uyku Hijyeni: Yoğun bakım süresinin olabildiğince kısa tutulması ve gece-gündüz ritminin korunması.

İlaç tedavisi: Ağır ajitasyon/deliryum durumlarında düşük doz nöroleptikler; uzayan depresyon durumlarında ise kardiyovasküler yan etki profili düşük SSRI grubu ajanlar tercih edilebilir.

Referanslar

Newman, M. F., Kirchner, J. L., Phillips-Bute, B., Gaver, V., Grocott, H., Jones, R. H., … & Mark, D. B. (2001). Longitudinal assessment of neurocognitive decline after coronary-arter bypass surgery. New England Journal of Medicine, 344(6), 395-402.
Blumenthal, J. A., Lett, H. S., Babyak, M. A., White, W., Smith, P. K., Mark, D. B., … & Newman, M. F. (2003). Depression as a risk factor for mortality after coronary artery bypass surgery. The Lancet, 362(9384), 604-609.
Pugsley, W., Klinger, L., Paschalis, C., Aspey, B., Newman, S., Harrison, M., & Treasure, T. (1994). The impact of microemboli filtration on cognitive dysfunction after cardiopulmonary bypass surgery. The Journal of Thoracic and Cardiovascular Surgery, 108(5), 869-877.
Rasmussen, L. S., Johnson, T., Kuipers, H. M., Kristensen, D., Siersma, V. D., Vila, P., … & ISPOCD2 Investigators. (2003). Does anaesthesia cause postoperative cognitive dysfunction? A randomised study of regional versus general anaesthesia in 438 patients. Acta Anaesthesiologica Scandinavica, 47(3), 260-266.
Selnes, O. A., & McKhann, G. M. (2005). Neurocognitive complications after coronary artery bypass surgery. Annals of Neurology, 57(5), 615-621.
Vingerhoets, G., De Soete, G., & Jannes, C. (1997). Relationship between emotional variables and cognitive change total rate after coronary artery bypass grafting. General Hospital Psychiatry, 19(3), 198-204.

*komplikasyon, tıbbi bir müdahale sırasında veya bir hastalığın seyri esnasında, tüm kurallara ve özen gösterilmesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen ve öngörülebilen ya da öngörülemeyen durumdur.
**Non-pulsatil akım: kalp-akciğer makinesi gibi vücut dışı dolaşım sistemlerinde, kalbin normal ritmik atış dalgaları olmaksızın, sürekli ve düz bir basınçla kan pompalanması.

Ayrıca bakınız:

Haberler: Bypass operasyonlarından sonra hafıza ve kişilik değişiklikleri
Konular: Kalp Damar Hastalıklarında Tedavi

Zayıflama iğneleri: Doğrular ve Yanlış bilinenler

DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

GLP-1 benzeri etki yapan kilo verme ilaçları (Ozempic, Wegovy, Mounjaro vb.) hakkında toplumda dolaşan oldukça yalan/yanlış inanışlar var. Çoğu şehir efsanesi olan bu inanışların burada en çok konuşulanları hakkında bilgi verilmektedir:

İştahı tamamen keser, hiç acıkmazsınız

Yanlış

GLP-1 (Glucagon-Like Peptide-1), vücudun doğal olarak ürettiği bağırsak kaynaklı bir hormondur. GLP-1 ilaçları, bağırsaklarda doğal olarak üretilen iştah düzenleyici hormonu taklit eder. Yapılan çalışmalar, ilacın vücudumuzun ürettiği doğal hormondan yaklaşık 1.000 kat daha güçlü olduğunu belirtmektedir. İlaç acıkmayı tamamen engellemez, ancak doygunluk hissini uzatarak iştahı önemli ölçüde baskılar.

Sindirim/Mide sorunu yapabilir

 Doğru

Bulantı, kabızlık, ishal, şişkinlik ve kusma yaygın yan etkilerdendir. Bu durum genellikle doz artırma döneminde görülür ve zamanla hafifler. Uzmanlar, tedaviye başlamadan önce lifli besinlerle sindirim sistemini hazırlamayı ve doyma hissine ulaşıldığı an yemeyi bırakmayı öneriyor.

Su içmeyi unutturabilir

Kısmen Doğru

İlaç doğrudan susuzluk hissini öldürmez ancak kaloriyi ve besin alımını %40’a varan oranlarda azalttığı için, yiyeceklerden alınan su miktarı düşer. Mide bulantısı veya reflü de su içme isteğini azaltabilir. Bu durum su kaybına ve kabızlığın ağırlaşmasına yol açabileceğinden bol sıvı tüketimi kritik önem taşır.

Besin eksikliğine yol açabilir

Doğru

Gıda alımı ciddi oranda düştüğü için kalitesiz beslenen bireylerde D vitamini, B12, demir, kalsiyum ve protein eksikliği görülebilir.

İlacı bırakınca verilen kilolar geri alınır

Kısmen Doğru

Obezite kronik bir durumdur. Araştırmalar, ilacı bırakan kişilerin verdikleri kilonun ortalama %60’ını geri aldığını, hatta Oxford Üniversitesi’nin bir çalışmasına göre 2 yıl içinde eski kilolarına döndüklerini göstermektedir. Uzmanlar, tıpkı tansiyon veya kolesterol ilaçları gibi bu ilaçların da birçok kişi için uzun vadeli / ömür boyu kullanım gerektirebileceğini ifade ediyor.

Kas kaybına neden olur; daha fazla protein yenmelidir

Doğru

Kilo verirken sadece yağ değil, kas kütlesi de kaybedilir. GLP-1 ilaçlarıyla verilen kilonun %40’a kadarı kas, kemik ve bağ dokusundan gidebilir. Bu kaybı önlemek için haftada en az 3 gün direnç/ağırlık egzersizi yapmak ve protein ağırlıklı beslenmek şarttır.

Herkes üzerinde aynı etkiyi göstermez

Doğru

İlaç mucizevi bir çözüm değildir. Kullanıcıların %5 ila %20’si (GLP-1 reseptör duyarlılığı düşük olanlar) toplam vücut ağırlıklarının %5’inden daha azını kaybeder ve “yanıt vermeyenler” (non-responders) grubuna girer.

Herhangi biri kilo vermek için kullanabilir

Yanlış

Bu ilaçlar Tip 2 diyabet ve klinik obezite (veya obeziteye bağlı sağlık sorunu olanlar) için geliştirilmiştir. Sadece bir düğün ya da tatil öncesi estetik kaygılarla kullanımı, kas kaybına yol açarak uzun vadede vücuttaki yağ oranını artırabilir ve sağlığa zarar verebilir.

Ruh sağlığını iyileştirebilir

Kısmen Doğru

Depresyon ve anksiyete üzerindeki olumlu etkilerine dair kanıtlar henüz zayıftır. Ancak bağımlılıklar (özellikle alkol bağımlılığı) üzerindeki etkileri ümit vericidir. Semaglutide’in aşırı alkol tüketenlerde alkol aldıkları gün sayısını azalttığı gözlemlenmiştir.

Ağız kokusu ve kötü kokulu geğirmeye yol açabilir

Bunun için daha fazla araştırma gereklidir. “Ozempic nefesi” için kesin tıbbi veriler olmasa da, ilaç nedeniyle oluşan dehidrasyon ve tükürük azalması ağızda bakteri çoğalmasına yol açabilir. Mide boşalmasının yavaşlaması da yiyeceklerin midede daha uzun süre fermente olmasına ve kükürt kokulu geğirmelere neden olabilir.

Saç dökülmesine yol açabilir

Doğru

Hızlı kilo kaybı ve vücudun girdiği stres yanıtı, “telogen effluvium” adı verilen geçici saç dökülmesine yol açabilir. İyi haber şudur ki bu durum geri döndürülebilir; vücut ilaca alıştıktan ve yeterli besin aldıkça saçlar yeniden uzar.

Yüzde sarkma ve çökme yapabilir

Doğru

Hızlı kilo kaybı sırasında yüz altındaki yağ tabakası erir ancak üstteki deri aynı hızla toparlanamaz. Bu durum “Ozempic yüzü” olarak bilinen sarkma ve kırışıklıklara neden olabilir. Dermatologlar, hemen estetik müdahalelere koşmak yerine vücudun yeni formuna oturması için zaman tanınmasını önermektedir.

Kilo kaybı dışında başka sağlık faydaları da vardır

Doğru

Ancak bunun için de daha fazla araştırma gereklidir. GLP-1 ilaçlarının kanser riskini azaltma ve kalp-damar hastalıkları riskini %14 oranında düşürme, yüksek tansiyonu düşürme, kan yağlarını düşürme, yağlı karaciğeri iyileştirme, şeker hastalığına bağlı gelişen böbrek bozukluğunu azaltma gibi olumlu etkileri gözlemlenmiştir. Ancak araştırmacılar, bu faydaların doğrudan ilacın etken maddesinden mi yoksa kilo vermenin getirdiği dolaylı sonuçlardan mı kaynaklandığını henüz tam olarak ayırt edebilmiş değildir.

ÖZET SONUÇ

GLP-1 ilaçları obezite ve ilişkili hastalıkların tedavisinde devrim niteliğinde araçlardır; ancak bilinçsiz estetik kullanımı, kas kaybı, geri kilo alma ve besin eksikliği gibi ciddi riskler barındırır. İlaçların mutlaka diyet değişikliği ve direnç egzersizleri ile desteklenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Konu ile ilgili ayrıntılı bilgi:

Zayıflama iğneleri: kalp hastalıkları yönünden bakış

Yararlanılan kaynak:

Ozempic breath’ to hair loss: sorting the science from the hype about weight loss jabs (Ozempic nefesinden, saç dökülmesine: Kilo verme iğneleri hakkındaki gerçekler ve abartılar. The Guardian

Zayıflama iğneleri: kalp hastalıkları yönünden bakış

SIK SORULAN SORULAR

GİRİŞ

Son yılların kilo verme konusundaki en popüler kahramanı şüphesiz “Zayıflama iğneleri”. Magazin basınında, eş dost toplantılarında hep onlardan bahsedilir oldu. Ama bilimsel olarak bakarsak bu iğneler nedir? Ne işe yarar? Kimlerin kullanması doğru olur? Kilolu kalp hastaları kullanmalı mıdır?

İnsanların uzun zamandır hiç gündeminden düşmeyen bir konu olan kilo alma ve zayıflama, son yıllarda; hareketsizlik, sağlıksız beslenme, fast food tüketimi gibi nedenlerle daha önemli bir hale geldi. Tüm dünyayı ilgilendiren en önemli sağlık sorunlarından bir olan obezitenin yol açtığı sağlık sorunlarından (kalp damar hastalıkları, yüksek tansiyon, inme, şeker hastalığı, kemik ve eklem hastalıkları vs) dolayı milyonlarca kişi çalışamaz duruma geliyor veya hayatını kaybediyor. Yetişkinlerde sağlıklı beslenme ve fiziksel aktivite gibi yaşam tarzı değişiklikleri tek başına yeterli olmadığında, kilo kaybı ve yönetimi için ilaç tedavisi gündeme gelebilir.

Kilolu olan çoğu kişi görüntü ve/veya sağlık için kilo vermeyi şüphesiz ister. Ancak kilo alma konusu birden fazla faktörü içinde barındırıyor (yeme alışkanlıkları, yaşanan yer, kültür, genetik, iklim vs). Bu nedenle ne yazık ki bu o kadar kolay bir şey değil. Yine de umut var: son yıllarda uzun zamandır üzerinde çalışılan bir kaç molekül ilaç haline geldi ve piyasaya sunuldu.

Kilo verme amacıyla denenen çok sayıda ilaç bulunmakla (hap veya iğne) birlikte, güvenli ve etkili olduğu kanıtlanmış iğne ile verilen (enjektabl) başlıca ilaçlar (etken madde) çıkış sırasına göre şunlardır:

  • Liraglutid
  • Semaglutid
  • Tirzepatid

Semaglutid, ayrıca ağızdan alınabilen bir form (Rybelsus) olarak da Amerika’da onaylanmıştır.

“Zayıflama iğneleri” son yılların her yerde adı geçen konularından birisi olduğu için ben burada onlardan bahsedeceğim.

Zayıflama iğneleri hangi durumlarda kullanılır?

Popüler kültürde, zayıflama iğneleri sosyal medyada güzel görüntü vermek için ünlüler başta olmak üzere kilolu olsun olmasın, birçok kişi tarafından  doktor kontrolü dışında gelişigüzel kullanılıyor ve olumsuz sonuçlara yol açabiliyor (ozempic yüzü).

Konumuz tabii ki onlar değil. Tıbbi olarak bu ilaçlar aşağıdaki durumlarda kullanılabilir:

  • Vücut kitle indeksi (VKİ) 28 ve üzeri olup, kalp damar hastalığı, yüksek tansiyon, uykuda solunum durması (obstrüktif uyku apnesi) veya erişkin tip şeker hastalığı (tip 2 diyabet) gibi kilo ile ilişkili ek sağlık sorunları bulunanlar,
  • VKİ 30 veya üzeri olan bireyler.

Zayıflama ilaçları, düşük kalorili diyet ve egzersizle birlikte kullanılmalıdır. Uzman doktor tarafından reçete edilmedikçe, zayıflamak amacıyla ilaç kullanımı önerilmez; zira bu ilaçlar ciddi yan etkilere yol açabilir.

Enjeksiyon (iğne) şeklindeki zayıflama ilaçları
  • Liraglutid (Saxenda)
  • Semaglutid (Ozempic ve Wegovy)
  • Tirzepatid (Mounjaro ve Zepbound)

(parantez içindekiler piyasa isimleri)

Bunlar enjeksiyon yoluyla deri altına uygulanan ve iştahı azaltarak kilo kaybını destekleyen ilaçlardır. Bu ilaçların kullanımı, mutlaka sağlıklı bir beslenme programı ve düzenli fiziksel aktivite ile desteklenmelidir. Yani bu ilaçları kullanırken dengeli, düşük kalorili bir diyet uygulamanız ve düzenli egzersiz yapmanız gerekecektir.

Bu ilaçların çoğu Türkiye’de bulunmakta ve SGK tarafından ödenmemektedir.

Bu ilaçların nasıl etki gösterdiğini anlatmadan önce “GLP-1” hakkında bilgi sahibi olmamız gerekli:

GLP-1 (Glucagon-Like Peptide-1), vücudun doğal olarak ürettiği bağırsak kaynaklı bir hormondur. Özellikle yemek sonrası salgılanır ve kan şekeri kontrolünde çok önemli bir rol oynar.

GLP-1 Ne İşe Yarar?

  1. Kan şekeri yükseldiğinde insülin salgısını artırır,
  2. Glukagon salgısını azaltır, böylece karaciğerden şeker çıkışını azaltır,
  3. Mide boşalmasını yavaşlatır. Bundan dolayı tokluk hissi daha uzun sürer,
  4. Beyne tokluk sinyali gönderir. Böylece iştahı azaltır.

Bu etkilerden 1. ve 2. olanı insülin gibi şeker kontrolünde rol oynar.  3. ve 4. olanı ise kilo verme konusunda kullanabilir. İşte yukarıda saydığım ilaçlar GLP-1 adlı hormonu taklit ederek şeker hastalarında yüksek olan kan şekerini düşürür ve/veya kilolu olanlarda kilo vermeyi sağlarlar.

Bu iğnelerin uygulanma bölgeleri:

  • Karın bölgesi (göbek çevresi): Göbek deliğinden en az iki parmak mesafe bırakarak yapılmalıdır.
  • Uyluk (bacak) bölgesi ve kalça
  • Üst kol bölgesi: Kolun dış kısmı.

Enjeksiyon bölgesini, haftadan haftaya değiştirmekte, hep aynı yere yapmamakta yarar vardır.

Enjeksiyon yerleri

Şimdi kısaca bu ilaçları tanıyalım:

Liraglutid (Saxenda)

Liraglutid, dediğim gibi glukagon benzeri peptid-1 (GLP-1) adlı hormonu taklit ederek iştahı azaltır. Günde bir kez deri altı enjeksiyon olarak uygulanır. Başlangıç dozu 0.6 mg olup, önerilen idame doz olan 3 mg’a haftalık 0.6 mg artışlarla ulaşılır. Doz artışı tolere edilemiyorsa, artış süresi uzatılabilir.

Liraglutid, son yıllarda aşağıda söz edilen haftada bir kez uygulanan ilaçların çıkmasıyla eski önemini kaybetmiş ve daha etkili olan semaglutid ve tirzepatid tercih edilmeye başlanmıştır.

Semaglutid ve tirzepatid ilk başta şeker hastalığı tedavisi için kullanılıyordu. fakat ciddi derecede zayıflatıcı özelliği görülünce zayıflama amaçlı da kullanım onayı aldılar. Geliştirilmeleri daha eski tarihli olsa da Temmuz 2024 itibarıyla Novo Nordisk (Danimarka)’in semaglutidi ve Eli Lilly (ABD)’nin tirzepatidi dünyadaki en popüler ve kazançlı ilaçlar arasında yer aldı.

(Novo Nordisk’in, semaglutidi başarılı bir şekilde piyasaya sürmesi, onu 2024’te Avrupa’nın en değerli şirketi haline getirdi. 570 milyar dolarlık piyasa değeri, ana vatanı Danimarka’nın tüm ekonomisinden daha büyüktü, 2023 için 2,3 milyar dolarlık gelir vergisi faturası onu ülkenin en büyük vergi mükellefi yaptı ve hızlı büyümesi Danimarka ekonomisinin neredeyse tüm genişlemesini sağladı. Ekim 2024 itibarıyla tirzepatid, Eli Lilly’yi dünyanın en değerli ilaç şirketi haline getirdi.)

Semaglutid (Ozempic ve Wegovy)

Farklı isimler ve dozajlar altında, bu ilaç Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından tip 2 diyabetin enjeksiyon yoluyla (Ozempic) ve ağızdan alınan hap (Rybelsus) olarak tedavi edilmesi için onaylanmıştır.

Semaglutid (Ozempic), haftada bir kez deri altı (subcutan) enjeksiyon olarak verilir. Piyasada içinde 4 haftalık doz olan kalem şeklinde sunulmuştur. Başlangıçta 0,25 mg ile başlanır, dört haftada bir 0,25 mg, 0,5 mg, 1 mg ve 2 mg şeklinde artırılır. Tolere edilemeyen durumlarda doz artışı ertelenebilir.

Yan etkiler (örneğin, mide bulantısı, kusma) nedeniyle doz artışı tolere edilmezse, doz artışı dört hafta daha geciktirilebilir.

Semaglutid’in farklı dozları (0,25 mg, 0,5 mg, 1 mg, 1,7 mg, 2,4 mg) Wegovy adı altında aynı ilaç firması tarafından piyasaya sürülmüştür. Wegovy aynı aktif maddeyi içermesine (semaglutid) rağmen firma tarafından zayıflama amaçlı olarak pazarlanmaktadır. Türkiye’de piyasada içinde 4 haftalık doz olan kalem şekilleri vardır.

Hastalar, kabul edilebilir bir kilo kaybı yanıtına sahiplerse veya 2,4 mg dozu tolere edemiyorlarsa 1,7 mg dozda kalabilirler.

Amaç tolere edilebilen maksimum dozda  idame sağlamaktır.

Semaglutid, hamilelerde, hamile kalmaya çalışanlarda, emzirenlerde ve bazı sağlık sorunları olanlarda önerilmemektedir.

Semaglutid ile yapılan “STEP 1” çalışmasında, şeker hastalığı bulunmayan obezite hastalarında vücut kitle indeksi (VKİ) ≥30 kg/m² veya birden fazla kilo ilişkili hastalığı olan VKİ≥27 kg/m² olan 1961 yetişkini içeren bir grupta, haftada bir kez deri altı 2,4 mg semaglutid veya plasebo, 68 hafta süreyle uygulanmış, 68 hafta sonunda ortalama kilo kaybı semaglutid grubunda 15,3 kg, plasebo grubunda da 2,6 kg bulunmuştur.

Kalp hastalıklarında semaglutid

Semaglutid 2,4 mg’ın, diyabeti olmayan, obez ve kardiyovasküler hastalığı kanıtlanmış yetişkinlerde majör (miyokard infarktüsü, inme, kalp damar hastalıklarından ölüm) kalp damar olaylarını azalttığı gösterilmiştir (SUSTAIN 6 çalışması)

Yapılan çalışmalarda aynı zamanda kalp yetmezliği olan hastaların yaşam kalitesini artırdığı ve hastaneye yatışları azalttığı da gösterilmiştir.

Tirzepatide (Mounjaro ve Zepbound)

Tirzepatide iştahı ve gıda alımını düzenleyen beyin bölgelerini hedeflemek için glikoz bağımlı insülinotropik polipeptit (GIP) ve GLP-1 olmak üzere iki hormonu taklit eder. Yani semaglutid’den farklı olarak çift etkili bir ilaç olduğundan zayıflatıcı etkisi daha fazladır.

Mounjaro Eli Lilly tarafından üretilir. Aynı zamanda aynı firmanın Zepbound adı altında pazarlanan bir ürünü daha vardır. Bu da Mounjaro gibi tirzepatide içerir, ancak Zepbound ağırlıklı olarak kilo kaybı için FDA tarafından onaylanmıştır.

Tirzepatid haftada bir kez deri altına enjeksiyon yoluyla alınır. Piyasada 2,5 mg, 5 mg, 7,5 mg, 10 mg, 12,5 mg ve 15 mg’lık dozları vardır. Kalem veya flakon şeklinde pazarlanır. Ülkemizde 1 kutuda ilgili dozda 4 flakon olarak bulunmaktadır. Haftada bir kez deri altı enjeksiyon yoluyla uygulanır. Başlangıç dozu, dört hafta boyunca haftada bir kez 2,5 mg’dır ve ardından haftada bir kez 5 mg’a çıkarılır. Doz, en az dört haftalık aralıklarla 2,5 mg’lık artışlarla haftada bir kez maksimum 15 mg doza kadar artırılabilir. Burada da amaç tolere edilebilen maksimum dozda idame sağlamaktır.

Kardiyovasküler hastalığı olmayanlar için tirzepatid bu kişiler için tercih edilen tedavi olarak önerilmektedir.

Klinik çalışmalarda ortalama kilo kaybı, tirzepatid için daha fazla bulunmuştur.

Amerika Birleşik Devletleri Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) tarafından onaylanan çeşitli zayıflama ilaçlarının kilo verme üzerine etkisi (kaynak 2). En etkili olanın Tirzepatid olduğu görülüyor.

Çok sayıda randomize çalışmada, diyabetli ve diyabetsiz bireylerde tirzepatid ile önemli kilo kaybının sağlandığını göstermiştir. Çalışmaların birinde hastalar doz ile ilişkili olarak 72 haftada %15-20 arasında kilo verdikleri görülmüştür. 15 mg kullananların %31’i vücut ağırlıklarının en az %20’sini (veya daha fazlasını) kaybetmiştir (SURMOUNT-2 çalışması).

SONUÇ

Amerika Birleşik Devletleri’nde tirzepatid, FDA tarafından obezitesi olan yetişkinlerde orta veya şiddetli obstrüktif uyku apnesinin yanı sıra tip 2 diyabetin tedavisi için onaylanmıştır.

Tirzepatid ve deri altı semaglutid 2,4 mg, diğer ajanlarla karşılaştırıldığında kilo vermede daha üstün bir etkinliğe sahip gibi görünmektedir. Tirzepatid kilo vermede, semaglutidden daha etkili olabilir.

Tirzepatid ile semaglutidi obezite tedavisinde karşılaştıran bir çalışmada, tirzepatidin maksimum tolere edilen dozunu (10 veya 15 mg) alan hastalarla, maksimum tolere edilen dozda (1.7 veya 2.4 mg) semaglutid alan hastalar 72 hafta süreyle izlenmiş, ortalama kilo kaybı tirzepatid grubunda 22.8, semaglutid grubunda 15.0 kg olmuştur.

Kalp damar hastalığı olan kişiler için

10.625 hastayı içeren STEER çalışmasında semaglutide, miyokard infaktüsü, inme ve tüm nedenli ölümleri, tirzepatide göre %57 oranında azaltmıştır.

Kısaca; kalp damar hastalığı olduğu kanıtlanmış veya kalp damar hastalığı yönünden yüksek risk altındaki kişiler için, özellikle kilo kaybından başka, kalp ve damar hastalığına fayda sağlaması yönünden, haftada bir kez 2,4 mg  subkutan semaglutid daha iyi görünmektedir.

Tirzepatid , kalp damar hastalığı olmayıp, kilo kaybına öncelik veren hastalarda makul bir alternatiftir.

Liraglutid (3 mg) ise tirzepatid veya semagluti’i elde edemeyen veya bunları tolere edemeyen kişiler için bir seçenektir.

Erişkin tip şeker hastaları (Tip 2 diyabet)

Tip 2 diyabetli bireylerde obezite tedavisinde tercih edilen ajanlar olarak tirzepatid veya semaglutid 2,4 mg’ı önerilebilir.

Kilo Takibi

Hastalar 12 haftalık tedaviden sonra (maksimum tolere edilebilir dozda) vücut ağırlıklarının %4 ila %5’ini kaybetmezlerse ilaç etki etmiyor demektir. Bu durumda mevcut ilacı kesmek gerekir. Diğer başka ilaçlar denenebilir.

YAN ETKİLER

Elbette bu ilaçların da, her ilaç gibi yan etkileri mevcut. Bazı yan etkiler hafif olabilir ve ilaca devam ettikçe azalıp kaybolabilirken, bazen de ilacı bıraktıracak şekilde ciddi olabilir.

Tirzepatid, liraglutid veya semaglutid: her 3 ilaçta da yan etkiler benzerdir:

Hastalarda bulantı, kusma, ishal, kabızlık, mide şişkinliği, enjeksiyon bölgesi reaksiyonları, lipaz artışı, kalp atış hızında artış olabilir. Özellikle mide-barsak yan etkileri sık görülür. Onun için her 3 ilaç da, düşük dozda başlanır, doz yavaş yavaş artırılır. Böylece yan etki çıkma olasılığı azalır.

Nadiren bildirilenler: pankreatit, safra kesesi hastalığı, akut böbrek hasarı, intihar düşünceleri, ciddi aşırı duyarlılık reaksiyonları (örneğin anafilaksi, anjiyoödem).

Tip 2 diyabet hastalarında kan şekeri düşüklüğü (hipoglisemi). Bu durum hipoglisemiye neden olduğu bilinen diyabet ilaçlarıyla birlikte kullanıldığında daha yaygındır. Diyabetli hastalarda kan şekeri izlenmelidir ve potansiyel olarak ciddi hipoglisemiyi önlemek için gerektiğinde birlikte uygulanan insülin, sülfonilüreler ve diğer diyabet ilaçları ayarlanmalıdır.

Kemirgen çalışmaları sonucunda tiroid kanseri riskinde olası artış (insanlarda gösterilmemiş).

Gebelikte ve kişisel veya ailesel medüller tiroid kanseri veya multipl endokrin neoplazi 2A veya 2B (vücuttaki çeşitli hormon üreten -endokrin- bezlerde tümörlerin gelişimi ile karakterize olan, nadir görülen, kalıtsal kanser türü) öyküsü olan hastalarda verilmemelidir.

Şiddetli inflamatuar bağırsak hastalığı veya gastroparezi (mide tembelliği veya mide felci) olan, pankreatit öyküsü hastalarda kullanılmaz.

Şeker hastalığının göz komplikasyonları (diyabetik retinopati) olan hastalarda bu ilaçlar mutlaka doktor kontrolu altında kullanmalıdırlar. Bu hastalarda doz artırımı daha yavaş olmalı ve göz bulguları ilerleme açısından izlenmelidir.

Anestezi sırasında gecikmiş mide boşalması ve aspirasyon riski gibi yan etkiler nedeniyle, bazı durumlarda acil olmayan cerrahi müdahale geçirecek hastaların ameliyattan önce GLP-1 bazlı tedavileri askıya almaları gerekebilir.

SIK SORULAN SORULAR

İlacımı ne kadar süre kullanmam gerekecek?

Zayıflama amaçlı ilacı ne kadar süreyle kullanmanız gerektiği, ilacın kilo vermenize ve verdiğiniz kiloyu korumanıza yardımcı olup olmadığına ve ciddi yan etkiler yaşayıp yaşamadığınıza bağlıdır. Sağlığınızı iyileştirecek kadar kilo verdiyseniz ve ciddi yan etkiler yaşamıyorsanız, doktorunuz ilacı süresiz olarak kullanmaya devam etmenizi önerebilir.

Obezite kronik bir hastalık olduğundan, sağlığınızı iyileştirmek ve daha sağlıklı bir kiloyu korumak için yeni yeme ve fiziksel aktivite alışkanlıklarınızı ve diğer davranışlarınızı yıllarca, hatta ömür boyu sürdürmeniz gerekebilir.

Zayıflama iğnelerini kullanmayı bıraktıktan sonra tekrar kilo alır mıyım?

Zayıflama iğnelerini bıraktıktan sonra eğer diyetinize, fizik aktivitenize dikkat etmezseniz eski kilonuza dönebilirsiniz.

Sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirip sürdürmek ve fiziksel aktiviteyi artırmak, daha az kilo almanıza veya verdiğiniz kiloları korumanıza yardımcı olabilir.

Haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta aerobik aktivite  ve haftada en az 2 gün kas güçlendirme aktiviteleri öneriyoruz. Kilo verme hedefinize ulaşmak veya bu hedefi korumak için haftada 300 dakikadan fazla orta yoğunlukta aktivite yapmanız gerekebilir (bakınız: egzersiz).

Şeker ilacı veya insülin kullananlarda durum

Kilo kaybı, diyabet ilacı, özellikle insülin veya insülin salgılatıcı ilaçlar (örneğin sülfonilüreler, meglitinidler) kullanan hastalarda kan şekeri düşmesine (hipoglisemi) neden olabilir. Bu hastalar, hipoglisemi semptomlarını kendi kendilerine izlemeli ve özellikle GLP-1 bazlı tedavilerde kilo verme ilaçlarının başlangıcı ve doz ayarlaması sırasında kan şekeri ölçümleri yapmalıdır. Doktorunuz genellikle tedavinin ilk dört haftasında insülin, sülfonilüre veya meglitinid dozlarını azaltabilir ve kan şekeri değerlerine göre ilaçları ayarlayabilir.

SON SÖZ

Bu ilaçlar obezite tedavisinde devrim yapmışlardır. Bu ilaçları hem şeker hastalığı olmayan aşırı şişman (obez) kişilerde kullanıyoruz, hem de şeker hastalığı olan obez hastalarda kullanabiliyoruz. Ancak her ilaç gibi bunların da yan etkileri bulunuyor. Fakat bu yan etkilerin, ilacı kesmeyi gerektirecek kadar şiddetli olması nadirdir.

Bu ilaçları mutlaka doktor önerdiğinde ve doktor kontrolu altında kullanmamız gerekli.

Diğer yandan, kalp damar hastalıkları açısından bakacak olursak, bu ilaçların; hem obezitenin kalp damar hastalıklarına yol açıcı etkisini azaltması veya yok etmesini ve hem de kalp damar hastalığına sahip obez hastaların bu ilaçlardan önemli ölçüde yarar görmesini (miyokard infarktüsü, inme, kalp damar hastalıklarından ölümleri azaltması) düşünecek olursak bu ilaçların obezite tedavisinde neden devrim niteliğinde olduğunu anlayabiliriz.

KAYNAKLAR

  1. https://www.nhs.uk/conditions/obesity/treatment/
  2. https://www.uptodate.com/contents/obesity-in-adults-drug-therapy?search=ozempic&source=search_result&selectedTitle=3~70&usage_type=default&display_rank=2
  3. https://www.niddk.nih.gov/health-information/weight-management/prescription-medications-treat-overweight-obesity
  4. https://en.wikipedia.org/wiki/GLP-1_receptor_agonist

Kulanım videoları:

Ayrıca bakınız: Zayıflama iğneleri: Doğrular ve Yanlış bilinenler

Omikron: hangi aşıyı, ne zaman olalım?

SIK SORULAN SORULAR

Covid (koronavirüs hastalığı) hayatımıza gireli neredeyse 2 yıl oluyor. İlk başlardaki paniğin yerini, aşılar bulunduktan sonra kısa süreli bir rahatlama aldı. Fakat aşı karşıtlarının ne yazık ki azımsanmayacak kadar fazla olması, aşılama çalışmalarının arzu edildiği kadar etkili olamamasına neden oldu ve oluyor. Süre uzadıkça da virüsün mutasyon geçirme (başkalaşım) olasılığı artıyor. Her mutasyonda da virüsün davranış (bulaşıcı özellikleri, hastalık derecesi, hastanın şikayetleri vs) şekli değişiyor. Dolayısıyla da elimizdeki en kuvvetli silah olan aşıların koruyuculuğu değişebiliyor.

Türkiye’de yaygın olarak kullanılan 2 aşı mevcut: Sinovac (Çin aşısı, inaktif -cansız- aşı), Biontech (Pfizer/BioNTech firmalarının geliştirdiği mRNA aşısı.

Virüsün en son çıkan mutasyonuna omikron (omicron) adı verildi. Son zamanlarda aşı çeşitlerinin artmasıyla, “hangi aşı ve ne zaman olalım?” en çok sorulan soruların başında gelmeye başladı.

Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK) kısa bir süre önce omikron’a karşı aşılama önerilerini internet sitesinde yayımladı**. Herkes için yararlı olacağını düşündüğüm ve her biri farklı senaryoda, hangi durumda, hangi aşı olalım? önerilerini aşağıda bulabilirsiniz:

———-

“Klimik Derneği olarak daha önce yapmış olduğumuz bilgilendirmelerde belirttiğimiz üzere Omikron varyantı önceki varyantlara kıyasla hem daha bulaşıcı hem de antikorlardan daha az etkilenen bir varyanttır. Bu özellikleri nedeniyle aşılanan ve/veya hastalığı daha önce geçirmiş kişilerde COVID-19 gelişmesine ve dünya genelinde olguların hızla artmasına neden olmaktadır. Omikron varyantının yayılımının önlenmesi bireylerin hastalıktan korunabilmesi için bağışıklık yanıtının güçlü olması gerekmektedir. Halen COVID-19’a karşı uygulanmakta olan aşıların etkinliği azalmakla beraber devam etmektedir. Yapılan çalışmalar hatırlatma dozlarının uygulanmasının korunmayı belirgin olarak artırdığını göstermektedir.

Klimik Derneği olarak bağışıklama önerilerimizi, Omikron varyantının oluşturduğu yakın tehdit nedeniyle, mevcut veriler (öncelikle klinik çalışma sonuçları ve gerçek yaşam verileri, bu verilerin olmadığı durumlardaysa aşı immünojenisitesi ve nötralizasyon kapasiteleriyle ilgili yapılmış laboratuvar çalışmalarının verileri) ışığında 18 yaşından büyük herkes için geçerli olmak üzere aşağıdaki gibi güncellemiş bulunuyoruz:

  • Hiç aşılanmamış kişilerin bir ay arayla iki doz BioNTech olduktan en erken 3 ay sonra 3. doz BioNTech aşılarını olmaları önerilir.
  • Hiç aşılanmamış kişilere mRNA aşısı yapıl(a)madığı durumda* Sinovac aşısı ile üç doz (0, 1 ve 4. aylarda) aşılamanın ardından en erken 3 ay sonra hatırlatma dozu yapılması önerilir.
  • Çeşitli nedenlerle primer aşı şeması (Sinovac için 0,1, 4. aylarda 3 doz, BioNTech için bir ay arayla iki doz) yarım kalan kişilerin aşılamalarına kaldıkları yerden devam edilmesi, hatırlatma dozlarının primer şemanın tamamlanmasından en erken 3 ay sonra yapılması önerilir.
  • İki doz BioNTech aşısı olmuş kişilerin 2. dozdan en erken 3 ay sonra hatırlatma dozunu olmaları önerilir.
  • Üç doz Sinovac aşısı olmuş kişilerin son dozdan en erken 3 ay sonra hatırlatma dozlarını (tercihen BioNTech aşısı ile) olmaları önerilir.
  • İki doz Sinovac ve bir doz BioNTech aşısı olanların ikinci doz BioNTech aşılarını son aşıdan en erken 3 ay sonra olmaları önerilir.
  • İki doz Sinovac ardından iki doz BioNTech aşısı (toplam 4 doz aşı) olanların hatırlatma dozunu 6 aydan önce olmalarına şimdiki bilgilere göre gerek yoktur. Altıncı ayda yeni veriler ışığında değerlendirilmelidir.
  • Hastalık geçirdikten sonra iki doz BioNTech olanların hatırlatma dozunu 6 aydan önce olmalarına şimdiki bilgilere göre gerek yoktur. Altıncı ayda yeni veriler ışığında değerlendirilmelidir.
  • Hastalık geçirdikten sonra iki doz Sinovac olanların, hatırlatma dozunu ikinci Sinovac’tan 3 ay sonra (tercihen BioNTech ile) olmaları önerilir.
  • İki doz Sinovac olmasına rağmen hastalık geçirmiş olan kişilerin hastalıktan 3 ay sonra bir doz BioNTech aşısı olmaları, hatırlatma dozlarını bu aşıdan 3 ay sonra yaptırmaları önerilir. mRNA aşısı yapıl(a)madığı durumda* Sinovac aşısı ile hastalıktan 3 ay sonra başlamak üzere üç doz (0, 1 ve 4. aylarda) aşılanmaları önerilir.
  • İki doz BioNTech olmasına rağmen hastalık geçirmiş olan kişilerin hastalıktan en az 3 ay sonra bir doz BioNTech aşısı olmaları önerilir.
  • Aşı şeması tamamlanmadan veya hiç aşılanmadan hastalanmış kişilerin, hastalıktan en erken 1 ay sonra başlayarak 1 ay arayla iki doz BioNTech aşısı olmaları, mRNA aşısı yapıl(a)madığı durumda* Sinovac aşısı ile üç doz (0, 1 ve 4. aylarda) aşılanmaları önerilir.
  • Bağışıklık yetmezliği olan kişilerin inaktif aşı yerine mRNA aşıları ile aşılanmaları önerilir. Bu kişiler 1 ay arayla 3 dozdan (BioNTech) oluşan primer aşı şemasını tamamladıktan sonra ek dozların sayısı ve zamanlamasının belirlenmesi için İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanlarına başvurmaları önerilir.

* Aşıya erişmede güçlük, aşı içeriğine anafilaktik tipte alerjik yanıt, kişinin tercih etmemesi vb. durumlar.

KLİMİK Derneği Yönetim Kurulu

Kaynak:

**KLİMİK Derneği’nden Omikrona Karşı Bağışıklama Önerileri

Konuyla ilgili:
Koronavirüs hastalığı (COVID-19): hipertansiyon ve kalp hastalarının bilmesi gerekenler
Koronavirus hastalıgı ile ilgili sık sorulan sorular
COVID-19 Aşısı Üretim Teknolojileri

Covid-19: Aşıların hikayesi

Aşılar nasıl elde edilir?

Aslında aşının klinik kullanıma (toplumda geniş bir şekilde kullanılması) geçmesi, ilaçlarla aynı yolu izlemesiyle olur. Bu yollara tek tek bakalım:

Klinik öncesi çalışmalar:

Aşı adayı, laboratuvar koşullarında geliştirilir ve ilk olarak toksikolojik (yan etki) ve immün cevap (bağışıklık) açısından, önce hayvanlarda (fareler ve primatlar) denenir.

Faz 1 çalışmaları:

Klinik öncesi çalışmalarda olumlu sonuç alınırsa (yan etki azlığı ve immün cevap yeterliliği), o zaman sağlıklı, genelde 18-55 yaş arasında 100 kadar gönüllüde, yan etki ve etkinlik incelenir. Gönüllüler günlük olarak yakından takip edilir. Bu fazda, aynı zamanda doz çalışması da yapılır. Etkili dozu bulmak için gönüllülere değişen dozlarda aşı uygulanır.

Faz 1 çalışmalarında genellikle, veri güvenliği ve izleme yönünden bağımsız aşı bilirkişileri ve çalışmanın sponsorları da çalışmayı yakından takip ederler. Faz 1 çalışmalarında sıkı kurallar vardır. Ciddi yan etki varlığında çalışma sonlandırılır.

Faz 2 çalışmaları:

Aynı faz 1 gibidir, yalnız burada yan etki ve immün cevap daha geniş insan (birkaç yüz) popülasyonunda incelenir.

Faz 3 çalışmaları:

Aynı amaç, çok daha geniş bir insan popülasyonunda incelenir. Yalnız burada gönüllülerden yarısına aşı, yarısına ise plasebo (aşı olmayan ve etkisi olmayan sıvı) verilir. Çalışmanın objektif olabilmesi için (gönüllülerin etkilenmemesi açısından) verilenlerden hangisinin aşı, hangisinin plasebo olduğunu, ne uygulanan kişi ne de uygulayan kişi bilmez. Bunu, yalnızca çalışmayı yapanlar bilir. Her iki koldaki gönüllüler yakından izlenir ve hasta olup olmadıklarına bakılır. Her iki gruptaki toplam hasta sayısı, önceden belirlenmiş bir sayıya ulaşırsa çalışma amacına ulaşmış sayılır ve aşının etkinliği saptanır. Çalışmanın bitiminde gönüllülere hangi grupta oldukları açıklanır ve plasebo kolundakilere aşı uygulanır.

Etkinliği saptamada şu formül kullanılır:

[(plasebo grubundaki hasta sayısı – aşı grubundaki hasta sayısı) / plasebo grubundaki hasta sayısı] x 100

BioNTech ve Pfizer aşısının etkinliğini örnek olarak verecek olursak; toplam 36.000 kişi üstünde yapılan faz 3 çalışmasında, toplam 170 kişi covid-19’a yakalanmış (plasebo grubunda hasta sayısı 162, aşı grubundaki hasta sayısı 8). Bunları formüle koyacak olursak:

[(162-8)/162] x 100 = 95. Yani aşının etkinliğini %95 olarak buluruz. Yani 100 kişiye aşı yaparsak, aşının 95 kişiyi hastalıktan koruyacağı anlamına gelir.

Dünya Sağlık Örgütü, aşı etkinliğinin en az %50 olması gerekli diyor.

Aşının etkin ve güvenilir olduğu anlaşıldıktan sonra ve yetkili kurumlarca da bu durum kabul edildikten sonra toplumun aşılanması için onay verilir ve toplumdaki bireyler öncelik sırasına göre aşılanmaya başlanır. Ancak çalışmalar bununla da bitmez, aşılanan bireyler, yan etki ve bağışıklık açısından izlenmeye devam edilir (faz 4). Çünkü, faz 3 çalışmalarında toplumun her kesimi yeterince temsil edilmeyebilir.

Normalde olması gerekenler bunlardır. Ancak covid-19 pandemisinde durumun aciliyetinden dolayı bazı aşılar faz 3 sonuçları tamamlanmadan, ara sonuçlarıyla onay verildi ve toplumun aşılanmasına başlandı.


Kaynak:

Coronavirus disease 2019 (COVID-19): Vaccines to prevent SARS-CoV-2 infection

Konuyla ilgili:

Covid-19: hipertansiyon ve kalp hastalarının bilmesi gerekenler

COVID-19 (koronavirüs hastalığı) ile ilgili sık sorulan sorular

SIK SORULAN SORULAR

Bu sayfada covid-19 ile ilgili sık sorulan soruları bulacaksınız. Hastalık hakkında henüz birçok şey bilinmiyor ve her geçen gün yeni bir şey öğreniyoruz. Bununla paralel olarak bu sayfayı sürekli güncellemeye çalışacağım. En son eklenenler en üstte yer alacak. Onun için sayfaya zaman zaman göz atmanızda yarar olabilir.

Tansiyon nasıl ölçülür?

Aşağıdaki bağlantıya tıklayıp, çıkan bilgi notunu yazıcıda bastırıp kullanabilirsiniz (pdf dosyası):

Tansiyon Nasıl Ölçülür?

Tansiyon takip formu

Aşağıdaki bağlantıya tıklayıp, çıkan formu yazıcıda bastırıp kullanabilirsiniz (A4 boyutunda pdf dosyası):

Tansiyon takip formu

Kalp pili olan hastaların bilmesi gerekenler



SIK SORULAN SORULAR

Kalp pili olan hastaların bilmesi gerekenler

Kalp pilleri ilk olarak, yavaşlamış kalp atım sayısının hızını normale getirmek amacıyla, kalp ritmini algılama ve uyarmak üzere çıkmışken, günümüzde ölümcül ritim bozukluklarını düzeltmede (şok veren piller: AİCD) ve kalp yetmezliği tedavisinde de (biventriküler piller) kullanılmaktadır. Bazı piller bu görevlerin birden fazlasını yapabilir.

Uyarma, kalp pilinin, kablosu (elektrod veya lead) aracılığıyla kalbe bir elektrik uyarısı göndermesidir. Bu uyarı, bir kalp atımı oluşturur. Kalp pili, kalbin kendi ritmi olmadığında, düzensizleştiğinde veya çok yavaşladığında kalbin hızının normal olamasını ayarlar. Kalp pili, aynı zamanda kalbin doğal elektrik aktivitesini algılar (izler). Bu algılama sayesinde pil, kalp ritminin çok düşük olduğunu anladığında uyarı gönderir. Kalp normal hızında çalışırsa pil devreye girmez ve yalnız kalbi izler (pilin çalışmasıyla ilgili ayrıntılı bilgi.).

Kalp pili sisteminde neler var?

Kalp pili sistemi 2 ana parçadan oluşur (ayrıca bakınız): metal kılıf (jeneratör) ve kablo. Metal kutunun içinde batarya ve elektronik devreler vardır. Lityum batarya, kalp pili için güç sağlar. Elektronik devre, kalp pili içinde bulunan minyatür bir bilgisayardır. Pilden gelen enerji, küçük elektrik darbelerine dönüştürülür ve elektronik devre ile kalbe iletilen elektrik uyarılarının zamanlaması ve yoğunluğu kontrol edilir. Metal kılıf, batarya ve elektronik devreyi dış ortamdan sıkıca izole eder.

Kalp pili kablosu (elektrod veya lead), kalp piline bağlanan yalıtılmış bir teldir. Kablo, kalp pilinden kalbe elektrik uyarısını taşır, aynı zamanda kalbin doğal aktivitesini de kalp piline iletir. Kablolar oldukça esnek ve güçlüdür. Pil çeşidine göre kablo sayısı da değişir.

Kalp pilleri genellikle tek ya da çift odacık uyarımı için tasarlanmıştır. Tek odacıklı pillerde 1 kablo vardır ve sağ atriyum ya da sağ ventriküle konur. Çift odacıklı pillerde ise 2 kablo bulunur ve hem sağ atriyuma hem de sağ ventriküle uyarı verilir. Çift odacıklı piller, atriyumlardaki kasılmanın hemen arkasından ventriküllerin de kasılmasını sağlar. Böylece kalp, normalde olduğu gibi çalışır.

Hız cevabı olan piller (rate responsive)

Bazen kalp, hızlanması gereken durumlarda(egzersiz, koşma, merdiven çıkma vs) yeterince hızlanamaz ve çabuk yorulma ve halsizlik olur. Bu durumda kalp pilinin uyarım hızı, aktivite, solunum ve diğer faktörlere bağlı olarak değişir. Hız cevaplı uyarım, hem tek odacık hem de çift odacık tipi kalp pillerinde bulunabilir. Böylece vücudun ihtiyaçlarına göre uyarım hızını ayarlanır. Kalp hızınızın değişme biçimini, doktorunuz pil kontrollerinde ihtiyacınıza göre ayarlar.

Kalp pili kimlik (Pacemaker ID) kartı

Pil takıldıktan hemen sonra geçici, daha sonra ise kalıcı kart düzenlenir ve size verilir. Kalp pili kimlik kartı sizi implant (vücuda takılı cihaz) taşıyıcısı olarak tanımlar. Kartın üzerinde adınız, adresiniz, telefon numaranız, pil ve kablonun marka, modeli ve seri numarası, pilin takıldığı tarih ve takan doktor yazılıdır. Bu kartın sürekli yanınızda bulunması yararlıdır. Özellikle pil kontrol randevularınız sırasında, havaalanı güvenliğinden geçmek ve tıbbi acil durumlarda göstermeniz gerekir. Kimlik kartınızı kaybederseniz veya adres veya telefon numaralarınızda değişiklik olursa yeni bir kimlik kartı edinmeniz gerekir. Bunun için sizi takip eden doktorunuz yardımcı olacaktır.

Kalp pili takılma işleminden sonra

  • Ameliyattan sonra birkaç gün süreyle yaranızın bulunduğu taraftaki kolunuzu kaldırmaktan kaçının,
  • Kalp piliniz üzerine doğrudan basınç uygulamayın. Örneğin, yüz üstü yatmayın, kalp piliniz üzerine bastırmayın veya onu manipüle etmeyin (yönünü değiştirmeyin),
  • Kesi bölgenizi temiz ve kuru tutun, (doktorunuz bu konuda size bilgi verecektir.)
  • Kesi bölgesini kontrol edin. Sıcaklık, ağrı, şişkinlik, kızarıklık veya akıntı gibi enfeksiyon belirtileri görürseniz, hemen doktorunuza başvurun,
  • Hiç bir takip / kontrol randevunuzu kaçırmayın.

Dikkat Edilecek Belirtiler

Herhangi bir zamanda olabilecek aşağıdaki durumlarda doktorunuzu arayın:

  • Solunum zorluğu,
  • Baş Dönmesi,
  • Bayılma nöbetleri veya bayılacakmış gibi olma,
  • Sürekli güçsüzlük veya yorgunluk,
  • Göğüs ağrısı,
  • İnatçı ve uzun süre devam eden hıçkırık,
  • Bacaklar, ayak bilekleri, kollar veya el bileklerinde şişkinlik,
  • Kalp çarpıntısı.

Normal hayata dönüş

Doktorunuzun onayıyla ve kendinizi daha iyi hissetmeye başladığınızda normal aktivitelerinize yavaş yavaş dönebileceksiniz. Pilin takılış nedenine göre hangi aktiviteleri yapabileceğinizi doktorunuz size söyleyecektir. Kalp pili taşıyan bazı kişiler, uzun yürüyüşler, duvar tenisi ve tenis gibi yorucu aktivitelere de katılırlar. Ancak pil, kalp yetmezliği veya ritim problemi nedeniyle takılmışsa doktorunuz aktivitelerinizi kısıtlayabilir.

  • Sarsıntı veya düşmeye neden olabilecek sert fiziksel aktivitelerden, sert fiziksel temas içeren sporlardan kaçının.
  • Kalp pilinizin bulunduğu tarafa tüfek dipçiği yerleştiriyorsanız, avlanmaktan kaçının.
  • Kalp pilinize baskı ve basınç uygulamaya neden olacak herhangi bir aktiviteden kaçının.

Kalp pili kontrol / takip randevuları

Pil kontrolünüz için verilen randevular çok önemlidir. Bu kontrollerde kalp ritminizin durumu, pilinizin ve kablosunun normal çalışıp çalışmadığı, ayarlarda değişiklik gerekip gerekmediği, bataryanın ömrü gibi bir çok teknik özellik kontrol edilir. Bu kontrolleri doktorunuz pilinize uygun bir programlayıcı yardımıyla yapar. Bilgisayar yapısında olan bu programlayıcıların özel bir parçası pil üzerine konarak pil ile uzaktan iletişime geçilir. Bu şekilde pil ile ilgili bir çok teknik bilgi okunur.

Kalp piliniz ve kablonuzun ne kadar sıklıkla kontrol edilmesi gerektiği, kalp pilinizin ve kablosunun tipi, tıbbi durumunuz, pilin ne zaman takıldığı gibi bazı faktörlere bağlıdır.

Piller aynı zamanda hastanın ritim bozuklukları olup olmadığı hakkında da bilgiler verir ve hatta ritim bozukluğu olduğu zaman bunu kendi içine kaydedebilir.

Kalp piliniz ve kablonuzun ne kadar sıklıkla kontrol edilmesi gerektiği, kalp pilinizin ve kablosunun tipi, tıbbi durumunuz, pilin ne zaman takıldığı gibi bazı faktörlere bağlıdır. Ancak genel olarak ilk kontrol pil takıldıktan sonraki 2. ayda ve sonrasında 6-12 ayda birdir. Kalp pilinizin beklenen değiştirilme zamanı yaklaştıkça kontrol aralıkları sıklaşır.

Ayrıca şok verici piller, şok verdiği durumlarda ve en geç her 6 ayda bir kontrol edilir. Bu kontrollerde hastanın ritmi ve ritim bozukluğu olup olmadığı özellikle değerlendirilir.

Pil ömrü

Pil ömründen kastedilen, aslında bataryanın ömrüdür. Pilin, elektronik yapısındaki arızalardan dolayı değiştirilme ihtimali son derece düşüktür. Batarya, elektronik aksama sıkıca bağlı olduğundan batarya bitince hepsi beraber değiştirilir. Bu değişimlerde kabloda bir problem yoksa kablo değiştirilmez.

Bataryanın ömrü bir çok faktöre bağlıdır. Bunlarda en önemlisi pilin ne sıklıkta devreye girdiğidir. Hastanın hastalığına bağlı olarak bazı hastalarda nadiren devreye girerken bazı hastalarda ise sürekli çalışır. Ayrıca bataryanın enerji tüketimi kalp hızıyla da ilgilidir. Dolayısı ile bir hastada pil ömrünün ne kadar olacağı kesin olarak öngörülemez. Ancak kabaca söylemek gerekirse bu süre 6-10 yıl arasındadır. Ancak şok veren pillerde şok sayısı ile orantılı olarak bu süre daha da kısalabilir.

Pilin ne zaman değişeceğini nasıl anlayacağız?

Hastalar kendilerine verilen muayene ve pil kontrol randevularına geldiklerinde pilin ne kadar ömrü kaldığı programlayıcı yardımıyla öğrenilir. Programlayıcı, pilin güvenli olarak ne zaman değişmesi gerektiğini (elektif replacement time -ERI-) yaklaşık olarak söyler (6 ay, 24 ay vs gibi). Ancak bu da yukarıda söylenen nedenlerden dolayı kesin değildir. Bu zamanı kaçırmamak için kontrollere düzenli gelmek son derece önemlidir. Bundan dolayı değişme zamanı yaklaştıkça kontroller sıklaştırılır.
Bununla birlikte piller ansızın bitmez. Pil, güvenli değişim zamanı geldiğini bildirdikten sonra bile aylarca sorunsuz çalışmaya devam eder. Ancak batarya tamamen bitmeden (ömür sonu -end of life- EOL) güvenli değişim zamanında değiştirilmelidir. Değiştirme işleminde kablo yerinde bırakılır, yalnız metal pil bölümü değiştirilir.

Kalp pillerinden farklı olarak, pilin kablosunun ne kadar dayanacağı ise öngörülemez. Günümüzde pil kabloları yıllarca (hatta yaşam boyu) dayanmak için tasarlanmıştır, ama gerçek süre her hastada değişebilir; tıbbi durumunuz, anatominiz ve yerleştirilirken kullanılan ameliyat tekniği kablonun ne kadar dayanacağını etkiler. Ondan dolayı her kalp pili kontrol ziyaretinde kalp piliniz ile birlikte kablonun durumu da kontrol edilir.

Kalp pili taşıyanlar nelere dikkat etmeli?

Elektrik Akımı ve Mıknatıslar

Elektrikle çalışan ve içerisinde mıknatıs barındıran aletler ve ekipmanların etrafında elektromanyetik alan vardır. Genelde zayıf olan bu alanlar kalp pilinizi etkilemez. Ancak güçlü elektromanyetik alanlar, elektromanyetik etkileşime (interferans) (EME) neden olabilir. EME, geçici olarak kalp pilinizin çalışmasını etkileyebilir (pilin kalp ritmini algılaması engellenebilir. Bu da kalp pilinin gerektiğinde uyarı vermesini durdurabilir. Ayrıca EME, pilin kalbinizin ihtiyacı olmadığı halde uyarı göndermesine neden olabilir). Ancak pil, bu durumdan kalıcı olarak etkilenmez.
Kalp pilinizi etkileyebileceğini düşündüğünüz bir cihaz varsa, tek yapmanız gereken o cihazı kalp pilinizden uzaklaştırmaktır. İlgili elektrikli cihazı kapatmanız da çözüm getirebilir. O zaman kalp piliniz normal çalışmasına dönecektir.

Tıbbi İşlemler

Herhangi bir tıbbi işlemden geçmeden önce işlemi yapacak kişiye kalp pili taşıdığınızı söyleyin. İşlem öncesi kalp doktorunuzla konuşmaları gerekebilir.
Diş ve tıbbi işlemlerin çoğu kalp pilinizle etkileşmez.

Sakıncalı olmayan tıbbi işlemler

  • Bilgisayarlı tomografi (BT) taramaları
  • Diş müdahaleleri: Dental matkaplar, dişleri temizlemek için kullanılan ultrasonik sondalar ve diş röntgenleri.
  • Göğüs röntgenleri ve mammogramlar dahil tanısal röntgenler: Kalp piliniz göğsünüzün üst bölümüne yerleştirilmişse mammogramı çeken kişiye bunu söyleyin. Öyle ki çekimi yapan kişi daha rahat olmanızı sağlamak ve kalp pili üzerindeki basıncı azaltmak için röntgen ekipmanını ayarlayabilsin.
  • İstenmeyen tüylerden kurtulmak için kullanılan elektroliz aplikatörü kalp pilinizden 15 cm uzakta tutulmalıdır.

Zorunlu olmadıkça önerilmeyen işlemler

Aşağıdaki işlemlerden herhangi birini gerçekleştirmeden önce, işlemi gerçekleştirecek doktorunuzla ve kalp doktorunuzla konuşun. Risk ve yarar gözden geçirilerek karar verilir.

Mutlaka yapılması gerekli işlemlerde, işlemden pilin asgari düzeyde etkilenmesi için gereken düzenlemeler yapılabilir.

  • Elektrokoter: Bu işlem, cerrahi işlemlerde kanamayı durdurmak amaçlı kullanılır. Birçok ameliyat (veya cerrahi işlem) sırasında kullanılır.
  • Diatermi: Fizik tedavi amacıyla kullanılabilir. Bu işlem vücut dokularını ısıtır.
  • Manyetik bir alan kullanarak dijital sinyaller gönderen sarılı bir bobini bulunan işitme cihazı: Bu tür işitme cihazları bir kalp pilini etkileyebilir. Bu tip bir işitme cihazı kullanılmadan önce kalp piliniz ile test edilmelidir.
  • Litotripsi: Safra kesesinde veya idrar yolunda bulunan taşları kırmak ve yok etmek amacıyla yapılır.
  • Radyo frekans ablasyonu: Bazı istenmeyen dokuları yok etmek ve kalpteki bazı ritim bozukluklarının tedavisi için yapılabilir.
  • Radyasyon tedavisi: Verilen radyasyon dozu önemlidir. Uygun durumlarda kalp pili radyasyondan korumaya alınabilir.
  • Transkütan Elektrikli Sinir Stimülasyonu (TENS): Çoğu kez sırtın alt bölümündeki ağrıyı azaltmak için kullanılır.

Önerilmeyenler

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI): kalp pili taşıyan hastalar için önerilmez. Tıbbi durumlar MRI gerektiriyorsa ilgili doktorunuz ve kalp doktorunuzla görüşmeniz gerekir. Ayrıca, MRI tarayıcısı kapalı olsa bile, manyetik alan yaymaya devam eder. MRI tarayıcısının bulundurulduğu bir odada veya yakınındaysanız kalp piliniz etkilenebilir. Günümüzde MR uyumlu piller de vardır ama bu güvenli olarak MR çekilebileceği anlamına gelmez.

Evde Kullanılan Eşyalar

Genel olarak, değişken (alternatif) akım (AC) ile çalıştırılan el cihazlarını kalp pilinizden birkaç santimetre uzakta tutun. Bu durum elektromanyetik etkileşim (EME) olasılığını azaltacaktır.

Cep telefonları: Genel olarak tehlikeli bir duruma yol açmaz. Ancak pilden 15 cm uzakta tutmakta (pilin olduğu taraftaki cebinize koymayın!) ve pilin aksi tarafındaki kulağınız ile konuşmakta yarar var. Kulaklıkla konuşmada ise bir sakınca yoktur.

Kablosuz telefon: Ahize ile konuşmakta sakınca yok ancak telefonun kaidesinden (ahizenin konduğu kaide) pilin 15 cm uzak olmasında yarar var.

Standart Telefonlar: Standart duvar veya masa telefonları, normal kullanım için güvenlidir. Ancak, ahizenin kulak bölümünde bir mıknatıs vardır. Bu mıknatısı kalp pilinizden uzak tutun.

15 santimetre uzaktayken güvenli

Aşağıdaki ürünler, kalp pilinizden 15 santimetre uzakta tutulduklarında kullanılabilir (Genellikle elektromanyetik alan yaratan parça, cihazın motorudur).

  • Elektrik kablolu saç kurutma makineleri ve eski model tıraş makineleri, çağrı cihazları,
  • Dikiş makineleri ve overlok makineleri (saçaklanmayı önlemek için kenarları diken dikiş makineleri),
  • Elektrikli diş fırçası ve ultrasonik diş fırçasının şarj cihazı,
  • Genellikle büyük mıknatısları bulunan büyük müzik sistemi hoparlörleri (Büyük hoparlörleri kalp pilinizin yakınına getirmeyin).

Baş dönmesi veya çarpıntı hissederseniz ilgili cihazdan uzaklaşmanız yeterlidir. O zaman kalp piliniz yine normal ve doğru çalışacaktır.

Evde motorlu aletlerle çalışırken

Evdeki çoğu motorlu aletin kullanımı güvenlidir, ancak;

  • Motorlu el aletlerini kalp pilinizden uzak tutun,
  • Elektrik çarpmasını önlemek için bütün elektrikli alet ve ekipmanlarını iyi durumda tutun (Çalışır durumda, iyi topraklanmış, akım kaçağı yaratmayacak şekilde),
  • Tek başınızayken motorlu aletleri kullanmaktan kaçının,
  • Aletlerin doğru olarak topraklandığından emin olun. Motorlu ekipmanları sıkça kullanıyorsanız, kaçak akım kesme röleli prizler iyi bir güvenlik önlemidir. Bu ucuz cihaz, elektrik çarpmasını önler.

Elektrikli bahçe aletleri güvenlidir:

  • Elektrikli çalı makasları,
  • Yaprak üfleyiciler,
  • Çim biçme makineleri,
  • Kar üfleyiciler.

Ayrıca, pille çalışan aletler ve çoğu elektrikli alet kullanılabilir:

  • Elektrikli matkaplar,
  • Motorlu oyma testereler,
  • Elektrikli tornavidalar,
  • Havyalar (ama lehim tabancaları değil).

Sakıncalı olmayan ev eşyaları

  • Çamaşır makineleri, kurutucular ve elektrikli ocaklar dahil büyük cihazlar,
  • Elektrikli battaniyeler, ısıtma yastıkları ve taşınabilir ortam ısıtıcıları,
  • Elektrikli süpürgeler,
  • Kablosuz elektrikli bıçaklar, ütüler ve yeni tip tıraş makineleri gibi AC motoru olmayan el aletleri,
  • Koşu bantları,
  • Mikrodalga, gaz ve elektrik fırınları,
  • Televizyonlar, FM ve AM radyolar, video kaset kaydedicileri (VCR‘ler), video oyunları, kompakt disk (CD) çalarlar, müzik setleri (hoparlörler hariç), masaüstü ve dizüstü bilgisayarlar,
  • Tost makineleri, blenderler, elektrikli konserve açacakları ve mutfak robotları gibi masaüstü cihazlar.

Dikkatli olun

  • Yakıtla çalışan aletler: Ayarları yapmadan önce motoru kapatın.
  • Otomobil motoru tamiri: Çalışan bir motorun bobin, distribütör veya buji kabloları yakınındayken dikkatli olun. Distribütöre herhangi bir ayar yapmadan önce motoru kapatın.
  • Lehim tabancaları ve mıknatıslanma gidericileri kalp pilinizden 15 cm uzakta tutun.

Önerilmeyenler

Bir motorlu aleti “açık“ konumuna kilitlenmiş olarak kullanmaktan kaçının. Bu durum ekipmanı hızla kapatmanızı önler.
Yakıtla çalışan zincirli testere kullanmaktan kaçının. Bunun önerilmesinin nedeni, elleriniz ve vücudunuzun elektrik kıvılcımı yaratan bileşenlere yakın olmasıdır. Bu bileşenler kalp pilinizle etkileşimde bulunabilir.

İş Yerinde Kullanılan Cihazlar

Sakıncası olmayan iş yeri cihazları

Çoğu ofis ekipmanını, kalp pilinizle güvenli bir biçimde kullanabilirsiniz;

  • Masaüstü, dizüstü ve ana bilgisayar gibi bilgisayarlar,
  • Fotokopi makineleri,
  • Elektrikli daktilolar,
  • Faks makineleri,
  • Modemler,
  • Lazer ve iğneli yazıcılar gibi yazıcılar.

Dikkatli olun

Halk bandı (CB) amatör radyolar ve diğer radyo vericileriyle kullanılan antenler elektromanyetik etkileşim (EME) oluşturabilir. Antenle, kalp piliniz arasındaki olması gereken mesafe, antenin iletici gücü, frekansı ve tipine bağlıdır.

Vericinin gücü çok yüksekse, aranıza daha uzun mesafeler koymanız gerekebilir.

Önerilmeyenler

Ağır elektrikli veya sanayi ekipmanları çoğu kez elektromanyetik alan (EME) yaratır. Bu ekipmanlar, kalp pilinizin çalışma biçimini etkileyebilir. Aşağıdaki ekipmanlarla çalışmaya başlamadan önce doktorunuza danışın.

  • Bazı müzik sistemi hoparlörlerinde kullanılanlar gibi büyük mıknatıslar,
  • Elektrikli ark kaynağı ekipmanı, plazma kesiciler,
  • Enerji santralleri, büyük jeneratörler, iletim hatları ve iletim binaları,
  • Fabrikalarda kullanılan elektrikli çelik fırınlar,
  • Radyo ve televizyon yayın kuleleri,
  • Sanayi mıknatısları,
  • Sanayide plastik bükmek için kullanılan dielektrik ısıtıcılar,
  • Tuğla ocakları gibi indüksiyon fırınları.

Seyahat ve Güvenlik Sistemleri

Kalp pili taşıyan kişilerin çoğu, özel önlemler almadan seyahat edebilir. Ancak bazı güvenlik sistemlerine dikkat etmek gerekir.

Sakıncalı olmayanlar

Otomobiller: Otomobilin emniyet kemeri rahatsız edebilir. Yeni model otomobillerde emniyet kemerleri kişiye göre ayarlanabilir. Ameliyattan sonraki ilk birkaç hafta içinde emniyet kemeriyle kalp piliniz arasına yumuşak bir havlu yerleştirmek yararlı olabilir. Emniyet kemerleri, her koşulda daima takılmalıdır.

Havaalanı güvenlik sistemleri: Kalp pili taşıdığınızı belirtin. Güvenlik sistemi kalp pilinizi etkilemez. Ancak kalp pilinizin etrafındaki metal kılıf, metal saptama alarmının sinyal vermesine neden olabilir. Havaalanı güvenliğinin sizden şüphe etmesini önlemek için, kalp pili kimlik kartınızı gösterin. Bu durumda güvenlik personeli elle arayacaktır.

Ev tipi güvenlik sistemleri: Kalp pilinizin ev güvenlik sistemlerini harekete geçirmesi veya bunlar tarafından etkilenmesi olası değildir.

Dikkatli olun

Alışveriş mağazaları güvenlik sistemleri: Bu sistemlerin kalp pilinizi üzerindeki etkilerini önlemek için normal bir biçimde ve hızda içlerinden geçin. Bu detektörlerin yanında oyalanmayın veya onlara yaslanmayın.

Kalp pili kimlik kartınızı her zaman yanınızda taşıyın. Bu kart, kalp piliniz bir metal detektörünü veya güvenlik sistemini harekete geçirirse yardımcı olacaktır.


Piller ile ilgili terimler:

AICD veya ICD– (automatic implantable cardioverter defibrillator) ritim bozuklukları tedavisinde kullanılan, özel uyarılar veya şok vererek ritmi normale getiren pil.

aritmi – Normal ritim (sinüs ritmi) dışındaki ritimler. Nabızda çoğunlukla düzensizlik vardır ama düzenli de olabilir.

atriyum – Kalbin üst odacıkları (kulakçıklar). 2 adettir: sol atriyum ve sağ atriyum.

AV düğüm – (atriyoventriküler düğüm) Atriyumlardan alınan elektrik sinyalini ventriküllere (karıncıklara) ileten kalbin elektrik sisteminin bir parçası.

biventriküler pil – kalp yetmezliği tedavisinde kullanılan (CRT-P) pil.  AİCD ile birlikte de olabilir (CRT-D).

bradikardi – Kalbin anormal yavaşlıkta, dakikada 60 vurudan daha az atması durumu. Bu durum bazen vücudun taleplerini karşılayamayacak kadar yavaş veya düzensiz olabilir.

çift odacık uyarımı – Hem atriyal hem de ventriküler aktivitenin kalp pili tarafından algılandığı uyarım tipi. Bu algılama uyarımın ne zaman gerekli olduğunu belirler. Uyarım gerekli olduğunda, atriyuma verilen bir uyarının hemen ardından ventrikül uyarılır. Bu zamanlama kalbin doğal aktivitesini taklit eder.

çift odacıklı kalp pili – Tipik olarak iki kablo (lead) gerektiren kalp pili tipi. Genellikle bir lead, sağ atriyuma, diğer lead ise, sağ ventriküle yerleştirilir.

EKG – Elektrokardiyogram, kalbin elektrik aktivitesinin yazdırılmış halidir.

elektromanyetik etkileşim (EME veya EMI) – Elektrik ve mıknatıs kullanan belli ekipman tiplerinin etrafındaki enerji alanları. Zayıf elektromanyetik alanlar, kalp pillerini etkilemez. Güçlü elektromanyetik alanlar ise genellikle kalp pilinin çalışma biçimini etkiler.

elektrod – Pilin oluşturduğu uyarının kalbe iletilmesini sağlayan kablonun iletken parçası. Elektrod aynı zamanda, kalbin elektrik aktivitesini de kalp piline iletir. Kablo (lead), bir veya daha fazla elektroda sahip olabilir.

endokardiyal lead – Ven (toplardamar) içinden geçirilip kalbin içine yerleştirilen kablo (lead). Ayrıca transvenöz lead de denilmektedir.

epikardiyal lead – Kalbin dış yüzeyine takılan uyarım kablosu (lead). Ayrıca miyokardiyal lead de denir.

hasta sinüs sendromu – SA düğümün sağlıklı çalışmaması.

hız cevaplı kalp pili – Bir veya daha fazla özel sensörlü bir kalp pili tipidir. Bu sensörler, vücudun aktivitesi veya solunum hızı gibi değişiklikleri algılayıp kalp pilinin hızını ayarlarlar.

hız cevaplı uyarım – Uyarım hızının vücudun değişen ihtiyaçlarını karşılamak için değiştiği bir tür uyarım.

kalp bloğu – AV düğümün ventriküllere elektrik sinyallerini iletmesinin geciktirdiği veya engellendiği durum. Ciddiyete göre 1., 2. veya 3. derece olarak belirtilir.

kalp pili (pacemaker)– Normal bir hız ve ritim kazandırarak kalp vurusunu düzelten vücuda yerleştirilebilir tıbbi cihaz.

programlayıcı – Kalp pilini kontrol edip tekrar programlamak için kullanılan bir tür bilgisayar.

SA düğüm – Aynı zamanda sinoatriyal düğüm de denir. SA düğüm, kalbin doğal kalp pili (pacemaker) dir. Kalbin sağ üst odacığında (sağ atriyum) bulunmaktadır. Sağlıklı çalışan bir SA düğüm, vücudun ihtiyacına göre değişken hızda küçük elektrik uyarıları üretir. Hız, vücudun oksijen taleplerine bağlıdır.

taşikardi – Kalp hızının dakikada 100’ün üzerinde olması.

tek kablolu ve odacıklı kalp pili – Lead‘in sağ atriyuma ya da sağ ventriküle yerleştirildiği bir kalp pili tipi.

tek odacık uyarımı – Yalnızca bir kalp odacığına uyarım yapılması. Çoğu kez sağ ventriküle uyarım yapılır.

uyarım kablosu (lead) – Esnek, dışı yalıtkan bir kablo. Kalp pili sisteminin bir parçasıdır. Lead kalp pilinin elektrik uyarısını kalbe, aynı zamanda da kalbin doğal aktivitesini kalp piline iletir.

ventriküller – İnsan kalbinin iki alt odacığı (karıncıklar). Bunlara sol ve sağ ventrikül denilmektedir.


Bu yazıyı broşür olarak basmak istiyorsanız (PDF): Burayı tıklayın

Konuyla ilgili:

Kalp pili (pacemaker)

Kalp pili olan hastalar nelere dikkat etmeliler?

Kalp pili veya stent takılmıs-olanlar MR tetkiki yaptırabilir mi?

Abone ol