Kategori arşivi SIK SORULAN SORULAR

SIK SORULAN SORULAR

Wolff Parkinson White (WPW) Sendromu

Wolff Parkinson White (WPW) Sendromu, kalbin doğumsal bir hastalığıdır. Preeksitasyon sendromu olarak bilinen bir grup hastalığın en çok bilinenidir. Bilindiği gibi kalbin çalışması sinüs (sinoatrial) düğümden (Bakınız: Kalbin iletim sistemi) çıkan küçük elektrik akımlarının özel bir iletim sistemi yolu ile kalbe dağılması böylece kalp hücrelerinin kasılması ile olur. İletim yolları ile gelen uyarı önce atriumların kasılmasını sağlar, sonra AV düğüme gelir ve burada biraz bekledikten sonra ventriküllere iner ve son olarak ventriküller kasılır (Bakınız: Kalbimiz nasıl çalışıyor?).

Kalbin kesitini görüyoruz. WPW sendromunda, normalde olmayan aksesuvar yollar bulunur. Bu yollar sinüs düğümünden çıkan uyarıların AV düğüme uğramadan doğrudan ventriküllere ulaşmasına neden olur. Bu da çeşitli aritmilere yol açabilir.

WPW sendromunda ise kalpte ekstra iletim yolları bulunur (aksesuvar yollar). Bu ekstra iletim yolları sinüs düğümünden çıkan uyarıların AV düğüme uğramadan atriumlardan direk olarak ventriküllere inmesine neden olur. İletim bazen veya devamlı olarak bu ekstra yollar ile olur. Bu durum, çoğu insanda her hangi bir probleme neden olmazken, bazı durumlarda kalbin hızlı çalışmasına (takikardi) neden olan aritmileri oluşturabilir. Bu aritmiler sıklıkla atrial fibrilasyon ve atrioventriküler reentran takikardi (AVNRT)’dir. Bu aritmiler hastalarda çarpıntı, göz kararması ve hatta bazen baygınlığa neden olabilir.

WPW sendromunda şikayetler bazen uzun bir zaman uykuya geçer, fakat ileride tekrar ortaya çıkabilir. Bazen ise aksesuar yollar iletimi iletme özelliğini yitirir ve problem ortadan kalkar. Nadiren de ölümcül bir aritmi olan ventriküler fibrilasyona neden olabilir (Bakınız: Ritim bozuklukları). Ventriküler fibrilasyon oluşma riski oldukça nadirdir (%1’den az).

WPW sendromlu hastaların %70’inde başka bir kalp hastalığı bulunmaz. %30 hastada ise aşağıdaki gibi değişik kalp hastalıkları birlikte bulunur:

  • Mitral valv prolapsusu (MVP): Mitral kapaklarda doğumsal bir gevşeklik vardır. Bundan dolayı mitral yetmezliği gelişebilir.
  • Kardiyomyopati (KMP): Kalp kası hastalığıdır. Kalp kasında anormal olarak genişleme (dilate KMP), kalınlaşma (hipertrofik KMP) veya sertleşme (restriktif KMP) olur.
  • Ebstein Anomalisi: Nadir görülen bir doğumsal kalp hastalığıdır. Triküspit kapakta deformasyon ve aşağı doğru yer değiştirme bulunur. Morarmaya neden olur.

Sıklık

WPW sendromunun toplumdaki sıklığı 100.000’de 1’dir. Erkeklerde daha sıktır. Çoğunlukla çocukluk veya ergenlik yıllarında teşhis edilir. Çocuklar ve ergenlerdeki en sık takikardi (kalbin hızlı çalışması) nedenidir.

Şikayetler

Takikardi gelişene kadar hastalarda her hangi bir şikayet olmaz. Takikardi olduğu zaman ise şikayetler, takikardinin tipine ve ne kadar hızlı olduğuna göre değişiklik gösterir:

  • Çarpıntı hissi
  • Değişik derecelerde göğüs ağrısı
  • Baş dönmesi, göz kararması, terleme, bulantı
  • Bayılma (senkop)
  • Yorgunluk
  • Nefes darlığı
  • Çok nadiren ventriküler fibrilasyon oluşursa kalp durması

Tanı

Hastanın hikayesi, aile özellikleri ve şikayetler incelenir. Kalp steteskop ile dinlenir. O sırada çarpıntı varsa ritim düzenli veya düzensiz olabilir. Hızı ise 150-250 arasındadır. Kan basıncı normal veya düşük bulunabilir. EKG mutlaka incelenir. EKG’de WPW için tipik özellikler bulunur: EKG’de QRS kompleksinin başında ekstra iletim yollarını gösteren delta dalgası vardır. Bu dalga takikardi olmasa bile görünür. EKG’de WPW işaretleri görünmezse uzun süreli EKG kayıtları (Holter) alınması gerekli olabilir.

Wolff Parkinson White (WPW) Sendromu Nedir?

WPW sendromlu bir hastada EKG’yi görüyoruz. QRS kompleksinin hemen başında, WPW sendromu için tipik olan delta dalgası görülüyor.

Gerekli olan durumlarda elektrofizyolojik çalışma (EPS) yapılabilir. Bu çalışma ile kalbin elektrik aktivitesi ve iletim yolları ayrıntılı incelenir.

Tedavi

Şikayeti olmayan veya çok hafif çarpıntısı olan hastalara her hangi bir tedavi gerekmez. Diğer hastalara ise antiaritmik ilaçlar gerekli olabilir. İlaçlara rağmen takikardi ataklarını tam olarak ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir. İlaçlar bazen aritmiyi daha ağırlaştırabileceği için mutlaka doktor gözetiminde ve kontrol altında kullanılmalıdır.

İlacın etkili olmadığı veya uygun olmadığı durumlarda kateter ablasyonu gerekli olabilir. Kateter ablasyonu WPW tedavisinde oldukça etkin ve tercih edilir bir tedavi yöntemidir. Başarı oranı %90’nın üzerindedir ve riski düşüktür. Başarılı işlem sonrası ilaç gereksinimi ortadan kalktığı için ilaç kullanmak istemeyen, ilacın etkili olmadığı veya uygun olmadığı hastalarda seçkin bir tedavi yöntemidir.

WPW Sendromunun varyantları:

WPW Sendromunun varyantlarında da ekstra iletim yolları vardır. Bunlar da takikardilere neden olabilir (Lown–Ganong–Levine [LGL] sendromu, nodoventriküler yollar, fasiküloventriküler yollar gibi).

SIK SORULAN SORULAR

Ürik asit yüksekliği (hiperürisemi)

Ürik asit yüksekliği (hiperürisemi) kanda ürik asit yüksekliği demektir ve 40 yaş üstü kişilerde %10-15 civarında bulunur. Ürik asit düzeyine kanda bakılır ve normalde üst sınırı, erkeklerde 7-8 mg/dl, kadınlarda ise 6 mg/dl’dir. Yapımında fazlalık ve atılmasında azalma olduğu durumlarda kan düzeyi artar. Yükseklik yapısal olabileceği gibi bazı faktörlerin sonucu olarak da kan düzeyi artar:

  • Şeker hastalığı
  • Obezite
  • İdrar söktürücü ilaçlar
  • Alkol alımı
  • İleri dönem kalp yetmezliği
  • Ürik asit atımını azaltan böbrek hastalıkları
  • Bazı kan hastalıkları

Hastaların %75’inde şikayet olmaz. %25’inde ise çeşitli problemler görülür:

  • Gut hastalığı: bazı eklemlerde ağrı, duyarlılık, kızarıklık, şişlik ve ısı artışı ile ani olarak gelişen, şiddetli ataklarla seyreden bir hastalıktır. Genellikle her seferinde bir eklemi etkiler. En çok ayak başparmak eklemi etkilenir. Diz, dirsek ve el bileği gibi diğer eklemler de etkilenebilir. Ataklar çok hızlı olarak gelişir ve ilk atak genellikle gece olur. Tüm romatizma türleri içinde en ağrılı olanıdır.

  • Eklem iltihabı (artrit)
  • Böbrek taşları
  • Böbrek hastalığı
  • Kemiklerde ürik ait depolanmaları

Ürik asit yüksekliği ile hipertansiyon, kalp damar hastalığı, kronik böbrek hastalığı ve insülin direnci sıklıkla birlikte görüldüğü halde, aralarındaki ilişki tam anlaşılamamıştır.  Yapılan çalışmalarda, hiperüriseminin kalp damarlarının iç yüzeyini kaplayan endotel adı verilen hücreleri olumsuz etkileyerek ateroskleroz denilen damar hastalığının gelişmesine yol açtığı saptanmıştır.

Ürik asit yüksekliğinde diyet önemlidir. Diyet ile ürik asit düzeyini %25 civarında düşürmek mümkündür. Ürik asit yüksekliği tedavisi çok önemli ve gerekli ise verilen ilaçlarla birlikte diyete de çok dikkat etmek önem kazanır:

Aşağıdaki besinler ürik asitten zengin olduğu için uzak durulmalıdır

  • Sakatat (ciğer, yürek, dalak, böbrek, işkembe vb)
  • Küçük balıklar (hamsi, sardalya, vb)
  • Midye, karides, havyar, istiridye
  • Et suları: Bundan özellikle kaçınmak gerekir. Ürik asit suda erir ve bol miktarda et suyuna geçer
  • Nohut, mercimek, fasulye, gibi baklagiller
  • Maya ve maya içeren besinler

Büyük balık, kırmızı et, kümes hayvanları da yukarıda sayılanlar kadar yüksek olmasa da ürik asitten zengindirler. Bunları haftada 1 defadan fazla yemeyin.

Düşük miktar ürik asit içerenler (bunları rahat yiyebilirsiniz)

Ekmek, beyaz undan yapılmış mamuller (aslında sağlık için tam kabuklu tahıldan yapılmış olan ekmekler -esmer ekmek- daha sağlıklıdır, ancak ürik asit yüksek ise bundan kaçınmak gerekir. Özellikle kilo problemi olanlar beyaz undan yapılmış mamullerden kaçınmalıdır)

  • Sebzeler (kuşkonmaz, karnabahar, mantar, yulaf ezmesi, ıspanak dışında)
  • Peynir, mısır, mısır ekmeği
  • Yumurta
  • Meyve suları ve meyveler
  • Dondurma (kolesterolü yüksek olan ve kilo problemi olanlar kaçınmalı)
  • Süt
  • Makarna
  • Kuruyemiş
  • Çay
  • Beyaz pirinç

İlaç tedavisi; ancak gut, böbrek taşı gelişmesi ve bazı özel durumlarda yapılır. Şikayeti olmayan kişilerdeki ürik asit yüksekliği için ilaç tedavisine çoğunlukla gerek yoktur. Ancak, erkeklerde 13 mg/dl, kadınlarda ise 10 mg/dl üstündeki değerlerde böbrek hastalığı gelişme riski yüksek olabileceği için ilaç tedavisi düşünülebilir ama bunun için doktora danışılmalıdır.

SIK SORULAN SORULAR

Kalp üfürümlerinde nedenler ve şikayetler nedir?

Kalp üfürümleri, normalde duyulmaması gereken ancak bazı durumlarda damar içinde dolaşan kanın türbülans oluşturması ile oluşan ve duyulan seslerdir. Üfleme ile çıkan sese benzer. Organik bir kalp hastalığı bulgusu olabileceği gibi, kalp dışı bazı durumlarda veya her hangi bir organik bozukluk olmadığı durumlarda da duyulabilir.

Üfürümler doktor tarafından steteskopla kalp seslerinin dinlenmesi sırasında duyulur.

Kalp üfürümlerinin nedenleri nedir?

1. Üfürüm oluşturan organik kalp hastalıkları:

  • Kapak hastalıkları;
    • kapak darlıkları (mitral darlığı, triküspit darlığı, aort darlığı, pulmoner darlık)
    • kapak yetmezlikleri (mitral yetmezliği, triküspit yetmezliği, aort yetmezliği, pulmoner yetmezlik)
  • Mitral valv prolapsusu
  • Doğumsal kalp hastalıkları (ASD, VSD, PDA, Fallot gibi)
  • Kalbin büyümesi

2. Üfürümün kalp dışı nedenleri:

  • Kanın akış hızının artması
    • kansızlık (anemi)
    • gebelik
    • tiroid bezinin aşırı çalışması (zehirli guatr)
    • arter-ven arası açıklıklar (arteriovenöz fistüller) vs.

Üfürümlerle birlikte bulunabilen şikayetler nelerdir?

Üfürümler eğer organik kalp hastalıklarının belirtisi olarak bulunuyorsa bu hastalıkların başka şikayetleri de hastada olabilir:

  • Nefes darlığı
  • Bayılma veya bayılacakmış gibi olma,
  • Aritmiler (ritim bozuklukları),
  • Göğüs ağrısı,
  • Eforla çabuk yorulma.

Ayrıca Bakınız:
Her kalp üfürümü anormal midir?
Çocuklarda Üfürümler

SIK SORULAN SORULAR

Her kalp üfürümü anormal midir?

Hayır. Her kalp üfürümü anormal bir durumu göstermez. “Masum üfürümler” dediğimiz ve herhangi bir organik rahatsızlık belirtisi olmayan üfürümler de vardır:

Masum üfürümler çoğunlukla çocuklarda olur (Bakınız). Masum üfürümler sağlıklı çocukların %30-40’ında duyulabilir. Genellikle 2-7 yaş arası çocuklarda sıklıkla duyulmasına karşın her yaşta bulunabilir. Genellikle ateş, kansızlık ve heyecan gibi kalbin hızlı çalışmasına neden olan durumlarda üfürüm şiddeti artar. Bu nedenler ortadan kalktığında üfürüm azalır veya kaybolur. Ayrıca vücut pozisyonu ve solunumla da değişebilir. Hastaların çoğunda üfürüm bir ateşli hastalık nedeniyle doktora gittiklerinde fark edilir. Bununla birlikte, kalp hastalıkları ile ayırıcı tanısının yapılması gereklidir. Ayrıca çocuklarda normalde doğumla kapanması gereken bazı açıklıkların geç kapanmasına bağlı olan ve erken yaşlarda duyulup yaş ilerledikçe hafifleyerek kaybolan üfürümler de vardır (ASD, VSD üfürümleri gibi).

Bunlardan dolayı üfürümün neden kaynaklandığının saptanması oldukça önemlidir. Bu amaçla üfürümlerin bazı özelliklerine dikkat edilmesi gerekir:

Kaç çeşit üfürüm vardır?

Üfürümler kalbin çalışmasının hangi safhasında duyulduğuna göre çeşitlere ayrılırlar;

Üfürümler ayrıca duyulma şiddetlerine göre de sınıflandırılır. 1. derece olanlar son derece zor duyulan üfürümler iken, 6. derece olanlar çok yüksek şiddetli üfürümlerdir. 5. ve 6. derece üfürümler aynı zamanda el ile de kedi mırıltısı şeklinde hissedilir (tril). Masum üfürümler çoğunlukla yüksek dereceli olmaz.

Ayrıca üfürümün kulağa geliş şekli (haşin, yumuşak, müzikal gibi), nereye doğru yayıldığı (boyuna, koltuk altına vb) da kaydedilir.

Üfürümlerde ayırıcı tanı nasıl yapılır?

Üfürümler steteskop ile dinlenirken yukarıda söz ettiğim özelliklerine bakılır. Bunlarla çoğu kez ayırıcı tanıya varılır. Ayrıca kesin tanıya yardımcı olan diğer tanı yöntemleri:

  • EKG
  • AC grafisi
  • Kan testleri (infeksiyon, kalp kası iltihabı -endokardit- tanıları için)
  • Ekokardiyografi: kalp içi boşlukları, kapaklar, doğumsal kalp hastalıkları hakkında değerli bilgiler verir.
  • Kalp kateterizasyonu: koroner anjiyografiye benzer invaziv (kanlı) olan bu teknik ile kalp içi basınçları, kalp boşlukları, kaçak olup olmadığı ve derecesi, kan örnekleri alınarak kan oksijen düzeyleri gibi ayrıntılı incelemeler yapılabilir. Gerekirse aynı anda koroner anjiyografi de yapılabilir.

Üfürümlerde yaklaşım ve tedavi?

Üfürümlerin tek başına kendilerine ait bir tedavi yöntemi yoktur; altta yatan ve üfürüme neden olan olay -eğer gerekiyorsa- tedavi edilir. Bir takım üfürümler tedavi ile tamamen kaybolurlar: kalp yetmezliğine bağlı olanlar, kansızlık, tiroidin fazla çalışmasına ait üfürümler gibi. Bazı üfürümler de kendiliğinden, özellikle yaş ilerledikçe kaybolur (çocuklardaki masum üfürümler veya bazı ASD, VSD üfürümleri gibi).

Organik kalp hastalıklarına (kapak hastalıkları gibi) bağlı üfürümler ise kalıcıdır: bunlarda tedavi altta yatanın ne olduğuna bağlı olarak değişiklik gösterir: darlıklarda gerekirse kapağın balonla genişletilmesi veya cerrahi müdahale, yetmezliklere cerrahi olarak düzeltme operasyonları yapılması veya yeni kapak takılması gibi.


Ayrıca Bakınız:
Kalp üfürümlerinde nedenler ve şikayetler nedir?
Çocuklarda üfürümler

SIK SORULAN SORULAR

Ritim bozuklukları (aritmi) nedir?

Ritim, bir şeyin (ses, nota vs) düzenli bir biçimde tekrarlanması demektir. a- eki ise olumsuzluk bildirir. Konumuzdaki “aritmi” ise, ritim bozukluğu demektir. Aritmiler; kalbin kasılmasını sağlayan elektriksel uyarının (bakınız) çıkışında veya iletilmesinde problemlerden oluşur. Aslına bakılırsa ilk bakışta zannedildiği gibi, her zaman düzensiz kalp atışı (dolayısıyla da nabız) anlamına gelmez.

Kalp hızıyla ritim bozukluğunun bir ilişkisi var mıdır?

Kalp hızı, kalbin dakikadaki atım sayısıdır. Nabızdan veya kalbin doğrudan dinlenilmesi ile (kulağınızı dayayarak ve steteskop ile) kalp hızı bulunabilir. Normalde (istirahatte) kalp hızı dakika 60-80 arasındadır. Aritmi ve anormal kalp hızı birlikte meydana gelmek zorunda değildir. Aritmiler, normal, yavaş (bradiaritmiler; dakikada 60 atımdan az) veya hızlı (takiaritmiler; dakikada 100 atıştan fazla) kalp hızıyla birlikte meydana gelebilir. Aritmideki nabzın kendi içinde bir düzeni olabileceği gibi (1 normal 1 ekstra atım veya 2 normal 1 ekstra atım gibi) tamamen düzensiz de olabilir (örnek: atriyal fibrilasyon). Dolayısı ile düzenli bir nabızda da aritmi olabileceği gibi, normal, yavaş veya yüksek kalp hızlarında da da aritmi olabilir,

Aritmi’nin nedeni nedir?

  • Koroner arter hastalığı (kalp damar hastalığı),
  • Kandaki elektrolit dengesizlikleri (potasyum düşüklüğü veya yüksekliği vb),
  • Kalp kası hastalıkları,
  • Kalp krizi esnasında veya sonrasında,
  • Bazı doğumsal kalp hastalıkları
  • Tiroid bezinin fazla çalışması, bazı ilaçlar, uyuşturucular

Aritmiler, normal ve sağlıklı kalplerde de görülebilir.

Önemli ve sık görülen aritmiler nelerdir?

Atriyal Prematür (erken) Atımlar (APA, APS, APC, SVE): Bunlar kulakçıklarda zamanından önce oluşan ekstra atımlardır. Çoğunlukla zararsızlardır ve tedavi gerektirmezler. Ancak sık olursa atriyal fibrilasyon denen önemli bir ritim bozukluğunun habercisi olabilir.

Ritim bozuklukları

Atriyal prematür (erken) atımlar (Okla gösterilenler)

Ventriküler Prematür (erken) Atımlar (VPA, VPS, VE, VES, PVC): Bunlar en yaygın aritmiler arasındadır ve kalp rahatsızlığı olan ya da olmayan birçok insanda görülebilir. Bazı insanlarda stres, fazla kafein ya da nikotin ya da fazla egzersize bağlı olarak görülebilir. Fakat bazen VPS’ler kalp hastalığı veya kalp hastalığı dışında da (tiroid hastalıkları, elektrolit dengesizliği vs) ortaya çıkabilir.
Sık VPS’si ve/veya buna bağlı semptomları olan insanlar bir kalp doktoru tarafından incelenmelidirler. Yine de birçok insanda VPS’ler genellikle zararsızlardır ve tedaviye nadiren ihtiyaç duyulur.

Ritim bozuklukları

Ventriküler prematür (erken) atımlar (okla gösterilenler). En sık görülen aritmi tipi, hemen hemen hepimizde değişen sıklıkta bulunur.

Atriyal Fibrilasyon (AF): AF, kulakçıkların normal olmayan bir şekilde kasılmasına neden olan, çok yaygın görülen düzensiz bir kalp ritmidir. En önemli ve korkulan yan etkisi, kalp içinde pıhtı oluşmasına zemin hazırlaması ve bu pıhtıların yerinden kopup vücudun değişik yerlerine (özellikle beyine) gidip ciddi problemlere yol açmasıdır. Atriyal fibrilasyon sağlıklı insanlarda da nadiren görülebilmekle birlikte özellikle bazı durumlarda sık görülür:

“Yaş ilerledikçe atriyal fibrilasyon görülme sıklığı artar (Lone atrial fibrilasyon).

Atriyal Fibrilasyon: Çoğunlukla bir organik kalp hastalığı sonucu olan ve yaşla sıklığı artan bir aritmi. EKG’de dalgaların düzenli olmadığı görülür, bununla paralel olarak nabız da düzensizdir. En büyük yan etkisi, kalpte pıhtı oluşumuna zemin hazırlamasıdır.

Atriyal flutter: Kulakçıklarda dakikada 200-400 arasında (ortalama 300) çok hızlı kasılmalar vardır. Bu kasılmalar, genelde atriyal fibrilasyondan daha organize ve daha düzenlidir. Bu aritmi daha çok kalp rahatsızlığı olan insanlarda görülür. Çoğunlukla atriyal fibrilasyona dönüşür. Burada da aynı atrial fibrilasyondaki gibi kalp içinde pıhtı oluşabilir.

Paroksismal supraventriküler takikardi (PSVT, PAT): Karıncıkların üst bölümünden başlayan genellikle hızı dakikada 150-200 arasında, düzenli bir aritmidir. PSVT aniden başlar ve birden sona erer. Süresi değişkendir. Kalp hızı yüksek olduğu için özellikle uzun sürerse rahatsızlık uyandırır. Kendiliğinden geçebildiği gibi, bazı manevralarla (öksürme, kusma refleksini uyandırma vb) da sonlanabilir. Bazen ise sonlanması için sağlık kuruluşunda damardan ilaç vermek gerekebilir. Toplumda nadir olmayarak görülür.

İki temel çeşidi vardır: Aksesuar yola bağlı olan ve AV nodal reentran takikardiler.

    • Aksesuar yola bağlı takikardiler: Kulakçıklar ve karıncıklar arasında, normalde olmaması gereken kestirme bir yoldan dolayı oluşur. Uyarılar normal iletim yollarının yanı sıra ekstra yollardan da geçerler; bu da uyarıların kalbin içinde çok hızlı bir şekilde iletilerek kalbin alışılmadık şekilde hızlı atmasına sebep olur.
    • AV nodal reentran taşikardiler: AV düğümden geçen birden çok yol olmasına bağlı olarak hızlı kalp ritmi.

Bu aritmiler kalp çarpıntısına, bayılmaya veya kalp yetmezliğine sebep olabilir. Birçok durumda ilaçlar, pacemaker (kalp pili) veya sağlık personeli tarafından yaptırılan basit bir manevra ile sonlandırılabilirler.

Ventriküler Takikardi (VT): Ciddi bir aritmidir. Karıncıklardan kaynaklanır. Bu hızlı ritim, kalbin yeterince kanla dolmasını engeller, böylelikle vücuda daha az kan pompalanır. Kalp rahatsızlığı olan insanlarda sonuçları çok ciddi olabilir ve yanında kanın yeteri kadar pompalanmamasına bağlı şikayetler (baş dönmesi, göz kararması, bayılma vb) gözlenebilir. Zamanında tanınmalı ve müdahale edilmelidir.

Ventriküler Fibrilasyon: Karıncıklardan kaynaklanan, EKG’de tamamen düzensiz dalgaların olduğu ölümcül bir ritim bozukluğudur. Karıncıklar kas seğirmesi gibi titrer, etkili bir kasılma oluşturamaz ve vücuda kan pompalayamazlar. Zamanında müdahale edilmezse ölüm meydana gelir. Akut miyokard infarktüsünün (kalp krizi) ilk dakikalarında gelişen ölümler ventriküler fibrilasyondan dolayı olurlar.
Tedavisi için hastaya defibrilasyon (elektroşok) ve gerekirse yeniden canlandırma (resussitasyon) yapılmalıdır.

Ventriküler Fibrilasyon: Ölümcül aritmi. Kalpte etkili bir kasılma olmaz, ancak kas seğirmesi gibi titreşimler olur. EKG’ de düzenli dalgalar yerine kaotik, bir düzeni olmayan dalgalar vardır. Zamanında müdahale edilmediği takdirde ölümle sonlanır. Müdahale, elektrik şoku uygulanarak (defibrilasyon) yapılır.

Bunların dışında aritmi nedeni olabilen bazı durumlar da vardır:

Uzun QT sendromu: QT aralığı elektrokardiyogram (EKG) üzerinde belirlenir. QT aralığı normalden uzun olduğunda ventriküler takikardinin ölümcül olabilecek bir çeşidi olan “torsades des pointes” riskini artırır. Uzun QT sendromu gençlerde ölüme yol açabilen kalıtsal bir durumdur. Antiaritmik ilaçlarla, pacemaker, elektriksel kardiyoversiyon (elektroşok), defibrilasyon veya ICD’ler ile (implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör) veya ablasyon tedavisiyle tedavi edilebilir.

Bradiaritmiler (kalp hızının yavaş olduğu aritmiler): Bunlar kalbin elektriksel iletim sistemindeki bir rahatsızlıktan kaynaklanabilecek yavaş kalp ritimleridir. Kalpte uyarı çıkaran merkez olan sinüs düğümü hastalıkları ve iletimi engelleyebilen kalp blokları başlıca nedenlerdir:

  • Sinüs düğümü hastalıkları: Hasta sinüs sendromu: Burada sinüs düğümü yeteri kadar uyarı çıkaramaz. Atım hızı azalır. Bayılma oluşturacak düzeylerde yavaşlama olursa kalp pili (pacemaker) takılır.
  • Kalp blokları: Elektriksel uyarının sinüs düğümünde oluşup kulakçıklara, daha sonra karıncıklara ve en son kalp hücrelerine gidiş yolu boyunca, yolun herhangi bir bölgesinde gecikmesi ya da tamamen bloke olması. Kalp düzensiz ve genellikle daha yavaş atar. Durum ciddiyse kalp pili (pacemaker) ile tedavi edilir.

Aritmilerde ne gibi şikayetler olur?

Aritmiler sessiz ve şikayetsiz olabilir. Doktor muayene sırasında kalbinizi dinleyip, nabzınızı kontrol ederek veya elektrokardiyogram (EKG) sayesinde düzensiz kalp atışını tespit edebilir.

Bazen ise değişen derecelerde şikayetler olabilir:

  • Çarpıntı (kuş kanat çırpıyormuş gibi, motor tekliyormuş gibi tarif edilebilir),
  • Göğüste veya boyunda vuruntu hissi,
  • Baş dönmesi,
  • Bayılma,
  • Nefes darlığı,
  • Göğüste rahatsızlık hissi,
  • Güçsüz veya yorgun hissetmek.

İnsan kendisinde aritmi olduğunu anlar mı?

Aritmi (ritim bozukluğu), ancak nabız düzensizliği varsa, kalp hızı normalden düşük veya yüksek ise anlaşılabilir. Bazen de bunlar olsa bile hastanın bir şikâyeti olmayabilir. Hatta nabız düzensizliği oluşturan atriyal fibrilasyon gibi bir aritminin, hastaların tesadüfen çekilen EKG’lerinde saptanması nadir değildir.

Aritmiler nasıl teşhis edilir?

Aritmileri ve nedenlerini teşhis etmek için, şu testlerin biri veya birden fazlası yapılır:

Aritmiler nasıl tedavi edilir?

Tedavi, aritminin çeşidi ve ciddiyetine bağlıdır.
Başlıca tedavi yöntemleri:

  1. Yaşam tarzında değişiklikler,
  2. İlaç (antiaritmik ilaçlar),
  3. Kardiyoversiyon veya defibrilasyon (elektrik şoku ile tedavi),
  4. Pacemaker (kalp pili),
  5. Kateter ablasyon,
  6. Cerrahi.

Bazı aritmilerde tedaviye gerek olmaz. Şimdi tedavi yöntemlerini tek tek inceleyelim:

1. Aritmilerde ne gibi yaşam tarzı değişiklikleri yapılmalıdır?

    • Düzensiz kalp ritmi belli aktiviteler sırasında ortaya çıkıyorsa bunları yapmaktan kaçınmak gerekir,
    • Sigara bırakılmalı,
    • Alkol tüketimi sınırlandırılmalı,
    • Kafein kullanımı sınırlandırmalı ya da bırakılmalı (Bazı insanlar kafeine duyarlıdır ve çay, kahve, kola gibi kafeinli ürünler kullanırken daha fazla şikâyet ortaya çıkabilir.)
    • Nezle ve öksürük ilaçlarından, enerji içeceklerinden uzak durulmalıdır, çünkü bunlardan bazıları düzensiz kalp ritmine yol açan maddeler içermektedir.

2. Aritmilerin tedavisinde hangi ilaçlar kullanılır?

    • Antiaritmik ilaçlar: Bu ilaçlar kalp hızını kontrol altında tutarlar ve aritmiyi baskılarlar.
    • Kan sulandırıcı ilaçlar (antikoagülan ve antiplateletler): Bu ilaçlar, atriyal fibrilasyon gibi aritmilerde kan pıhtısı riskini azaltırlar (coumadin, yeni kan sulandırıcı ilaçlar vb).

3. Elektriksel kardiyoversiyon ve defibrilasyon nedir?

İlaçlar, atriyal fibrilasyon gibi aritmileri düzeltemiyorsa kardiyoversiyon gerekebilir. Kardiyoversiyon; kısa süreli anestezi uygulamasından sonra, göğüs duvarından kalbi senkronize eden ve normal ritmin tekrar başlamasını sağlayan elektrik şoku verilme işlemidir. Bu işlem, kardiyoverter/defibrilatör adı verilen taşınabilir cihazlarla yapılır.

Kardiyoverter/defibrilatör cihazı

Defibrilasyon ise yalnızca, müdahale edilmediği takdirde ölümle sonuçlanan ventriküler fibrilasyonda yapılır.

Defibrilasyon işlemi

4. Pacemaker (kalp pili) nedir?

Pacemaker, uygun bir kalp hızı sağlamak için kalp kasına küçük elektriksel uyarılar gönderen bir alettir. Kalp pilleri öncelikli olarak kalbin çok yavaş atmasını önlerler. Kalp pilleri elektriksel uyarı üreten bir jeneratör ve elektronik bir ünite ile bu uyarıları kalp kasına ileten elektrodlardan oluşur. Yeni kalp pillerinin kalp hızını ve aritmileri kontrol etmeye yönelik olarak oldukça gelişmiş özellikleri vardır (Bkz. kalp pili -pacemaker-)

5. Kateter ablasyonu nedir?

Ablasyon sırasında kalp içindeki anormal kalp ritmine sebep olan küçük bir doku bölgesine bir kateter yardımıyla yüksek frekanslı elektrik enerjisi gönderilir. Bu enerji anormal kalp ritminin yolunu kapatır. Ablasyon birçok PSVT, atriyal flutter ve bazı atriyal ve ventriküler takikardi tedavilerinde kullanılır. Ayrıca atriyal fibrilasyonu olan insanlarda hız kontrolu yapmak amacıyla,
kulakçıklar ve karıncıklar arasındaki elektriksel yolu kapatmada da kullanılabilir. Ablasyon, optimum tedaviyi sağlamak için diğer prosedürlerle birlikte uygulanabilir (Bakınız: ablasyon).

6. Ritim bozukluklarında uygulanan kalp ameliyatları nelerdir?

Günümüzde gelişmiş ilaçlar ve ablasyon tekniklerinin var olmasından dolayı kalp ameliyatları aritmi tedavisinde sık kullanılmaz. Ancak başka nedenden dolayı kalp ameliyatı olanlarda ek olarak yapılabilir (Atriyal fibrilasyonun giderilmesinde kullanılan Maze ameliyatı gibi).


Konuyla ilgili:

Çarpıntım var!
Ablasyon nedir? Nasıl yapılır?
Atrial Fibrilasyon
Kalp pili olan hastaların bilmesi gerekenler
Kalp pili

SIK SORULAN SORULAR

Kalp yetmezliği nedir?

Kalbimiz bildiğimiz gibi yaşamamız için gerekli oksijen ve besin maddelerini taşıyan kanı vücudumuza pompalayan yaşamsal öneme sahip bir organımızdır. Kalp yetmezliği (KY) dendiğinde kalbin çalışmaması anlaşılmamalıdır. Kalbin pompalama gücünün olması gerekenden daha az olması KY olarak bilinir. KY durumunda kalp kanı yeterli miktar ve hızda organlarımıza gönderemez ve kalp içindeki basınç artar. Sonuç olarak kalp vücudun ihtiyaçlarını karşılamak için yeterli miktarda oksijen ve besini vücuda pompalayamaz. Bu duruma karşılık olarak kalp boşlukları gerilip daha fazla kan pompalamak için daha fazla kanı tutmaya başlar. Bu başlangıçta dolaşımın devam etmesine yardımcı olur, ancak zamanla kalp kası zayıflar ve güçlü kasılmamaya başlar. Bir korunma mekanizması olarak böbrekler bu duruma sıvı (su) ve tuz tutarak cevap verir. Kollarda, bacaklarda, ayaklarda, akciğerlerde ve diğer organlarda sıvı birikimi olduğunda da konjestif kalp yetmezliği denen durum ortaya çıkar.

Kalp yetmezliği nedenleri nelerdir?

Kalp kası hasarına yol açan nedenler kalp yetmezliği nedeni olabilir:

  • Koroner arter hastalığı (KAH): Kalbe kan taşıyan atardamarların (koroner arterler) yavaşça tıkanması ile ortaya çıkan bir hastalık olup zamanla kalbin kasının beslenmesinin ve oksijenlenmesinin bozulmasına yol açar.
  • Kalp Krizi (miyokard infarktüsü): Koroner arterlerin aniden tıkanması ile o damarın beslediği tüm kas tabakasının ölümüdür. Hasta kalp krizinden kurtulursa ölen dokunun yerini kasılmayan skar dokusu alır ve KY ortaya çıkar.
  • Kardiyomiyopati: Değişik nedenlere bağlı gelişen (enfeksiyon, alkol, ilaçlar, vs) kalp kası hasarına verilen isimdir.
  • Kalbin zorlanarak aşırı çalıştığı durumlar: Yüksek tansiyon, kapak hastalıkları, tiroid bezi hastalıkları, böbrek hastalıkları, diyabet ve doğumsal kalp hastalıkları KY neden olabilir. Ayrıca vücutta aynı anda birden fazla hastalık olması durumunda da KY aniden ortaya çıkabilir.

Kalp yetmezliği’nde gibi şikayetler olabilir?

Kalp yetmezliği’nde şikayetler, kalp ve vücutta oluşan değişikliklere bağlı olarak ortaya çıkar. Düzeyleri kalbin durumuna göre hafiften ağıra kadar değişebilir. Bu şikayetler:

  • Akciğerlerde kan göllenmesi: Akciğerlerde kan göllenmesi nefes darlığı ile birlikte dinlenme veya yatakta yatarken nefes almada güçlük ile kendini belli eder. Akciğerdeki fazla kan ayrıca kuru, gıcık tarzında bir öksürüğe de neden olabilir.
  • Su ve tuz tutulumu: Böbreklere daha az kan gitmesi, su ve tuz tutulumuna neden olarak bacak, ayak ve karında şişme (ödem) ve hızlı kilo artışına neden olur.
  • Sık idrara çıkma: Özellikle geceleri.
  • İştah kaybı ve bulantı.
  • Sersemlik, yorgunluk ve zayıflık: Önemli organlara ve kaslara kan akışının azalması hastayı zayıf ve bitkin düşürür. Beyin kanlanmasının azalması da bilinç düzeyinde değişikliklere yol açar.
  • Hızlı ve düzensiz kalp ritmi: Kalp yeterli kanı vücuda sunmak için her zaman olduğundan daha hızlı çalışır ve kalp boşluklarının genişlemesi ritm bozukluğu oluşturabilir.

Ancak kalp yetmezliğinin ağırlığı ile şikayetler arasında her zaman doğru orantı olmaz. Kalp yetmezliğinin ağır olmadığı durumlarda hiç şikayet olmayabilir ve kalp yetmezliği, yalnız muayene ve bir takım laboratuar tetkikleri ile fark edilebilir. Bazen ise ileri derecede KY olduğu halde fazla şikayet olmayabilir.

Kalp yetmezliği tipleri nelerdir?

Sistolik KY: Sistol; kalbin kasılması anlamındadır. Kalp kası yeterli derecede kasılmadığı zaman gelişen kalp yetmezliğine denir.

Diyastolik KY: Diyastol ise kalbin gevşemesidir. Burada ise kalp, normal kasıldığı halde tam olarak gevşeyemez, böylece kalbe giren kan ve dolayısıyla pompalanan kan miktarı azalır.

Ejeksiyon fraksiyonu (EF) denen bir ölçüm ile her kalp atışında kalbin ne kadar iyi kasıldığı, böylece sistolik veya diyastolik KY
ayrımı yapılabilir.

Kalp yetmezliği nasıl teşhis edilir?

Doktorunuz şikayetleriniz ve tıbbi öz geçmişiniz hakkında size birçok soru soracaktır. Kalp yetmezliğine neden olan durumlar (kalp damar hastalığı, diyabet, kapak hastalığı, hipertansiyon vb), sigara kullanım durumu, kullandığınız ilaçlar, alkol alımı, vs hakkında bilgi alınacaktır.

Sonrasında muayeneye geçilecek, doktorunuz kalbinizi dinleyip kalp yetmezliğine neden olan hastalığa ait bulguları araştıracaktır. Doktorunuz ayrıca başka testlerin yapılmasını isteyebilir. Bu testler: Rutin kan tetkikleri: kan testleri; böbrek, karaciğer ve tiroid bezlerinin fonksiyonlarını göstermek, kolesterol seviyeleri ve kansızlık (anemi) araştırmak amacıyla yapılır. Anemi bir kişinin kanında alyuvarlar içinde oksijen taşıyan hemoglobin isimli maddenin yetersiz olmasıdır.

B-tipi natriüretik peptid (BNP): BNP ventriküllerden (karıncıklar) Kalp yetmezliği düzeyine göre kan basıncında oluşan değişikliklere yanıt
olarak kana salınan bir maddedir. Kan BNP seviyeleri KY semptomları kötüleştikçe artar, durum kontrol altına alınınca ise azalır. KY’si olup durumu kontrol altında olan bir insanda bile BNP düzeyi normal bir insandan her zaman daha yüksektir.

Göğüs röntgeni (akciğer grafisi veya tele): Kalbin büyüklüğünü ve kalp ve akciğerlerde sıvı toplanması olup olmadığı hakkında bilgi verir.

Ekokardiyografi: Tanıda oldukça değerlidir. Kalbin kasılma gücünün (ejeksiyon fraksiyonu) araştırılmasında, diyastolik kalp yetmezliği araştırılmasında değerli bilgiler verir.

Ejeksiyon Fraksiyonu (EF): EF, eko ile anjiyografik olarak veya radyonüklid metotlarla (spect, MUGA) ölçülebilir. EF, her kalp atışında kalbin kendine gelen kanın ne kadarını pompaladığını gösterir. Normal EF %50-70 arasındadır. (Yani kalp, kendine gelen kanın %50-70’ini vücuda pompalamaktadır.). Yüzde 40’ın altındaki EF değerleri genellikle sistolik KY tanısını koydurur. Diyastolik KY’li hastalar normal EF’ye sahip olabilir.

Elektrokardiyogram (EKG): Kalp içindeki elektriksel uyarıları kaydeder. KY tanısı EKG’ye bakılarak konulmaz, ancak KY’ine yol açabilen ritm bozukluklarının ve kalp damar hastalıklarının hakkında bilgiler verir.

Kalp yetmezliği nasıl tedavi edilir?

Eskiye göre şu an KY tedavisi için birçok tedavi seçeneği mevcuttur. Tedavide prensip, öncelikle hastalığın ilerlemesini  yavaşlatmak veya altta yatan nedeni kaldırarak hastalığı kaldırmak, (böylece ölüm riskini ve hastaneye yatışı azaltmak) şikayetleri azaltmak ve hayat kalitesini arttırmaktır. Tedavi;

  • İlaç dışı tedavi (yaşam tarzı değişikliği, tuz kısıtlaması, istirahat vb),
  • İlaç tedavisi
  • Pacemaker (pil): ancak her hasta için uygun olmamakta, takılması için bazı kriterler gerekmektedir.
  • Gerekli olan durumlarda cerrahi tedaviden oluşur.

Kalp yetmezliği hastalarının yapması gerekli olan şeyler nedir?:

  • İlaçlarınızı düzenli kullanın,
  • Doktorun önerdiği şekilde yaşam tarzınıza dikkat edin,
  • Kan basıncınızı kontrol altında tutun (KY’de salgılanan bazı hormonlar kan damarlarının büzülmesine ve kan basıncının artmasına yol açar. Bu ise kalbin daha fazla çalışmasına neden olup kalbin iş yükünü arttırır.),
  • Doktorunuzun dediği zamanlarda kontrole gidin ve teması kaybetmeyin, (Kontrollerde doktorunuz durumunuzu takip ederken sizden kilo kaydınızı isteyebilir. Sorularınız varsa bir kağıda not ederek yanınızda getiriniz. Acil bir sorunuz varsa hemen doktorunuzu arayınız. Tüm doktorlarınızı KY durumunuz hakkında bilgilendiriniz. Başka doktorlar tarafından verilecek tüm ilaçları kalp doktorunuza sorunuz. İlaçların düzenli bir kaydını yaparak her zaman kontrollerinize getiriniz.),
  • Sigara içmeyi ve tütün çiğnemeyi bırakın,
  • Normal sağlıklı kilonuzu muhafaza edin,
  • Yüksek kan basıncı, diyabet ve kolesterol düzeyinizi kontrol altına alın,
  • Düzenli egzersiz yapın (doktorunuz öneriyorsa),
  • Alkol kullanmayın,
  • Gerekirse, önerilen cerrahi tedaviyi geri çevirmeyin,
  • Sıkı sıvı takibi (Doktorunuz günlük sıvı alım miktarınızı ve tuvalete gidiş sıklığınızı takip etmenizi isteyebilir. Unutmayın damarlarınızda ne kadar fazla sıvı var ise kalbiniz o kadar fazla yorulacaktır.),
  • Doktorunuz tuz (sodyum) alımını kısıtlamak hatta geçici veya devamlı olarak hiç tuz almamanızı isteyebilir. Sodyum günlük gıdalarımızın çoğunda mevcut olan bir elementtir. Tatlandırıcı olarak veya yemeğin tazeliğini uzun süre korumak içinde eklenebilir. Düşük sodyumlu bir diyet altında daha az sıvı tutulumu, ödem ve nefes darlığı hissedersiniz,
  • Kilonuzu yakından takip edin. Her sabah mümkünse aynı kıyafet içinde, idrarınızı yaptıktan sonra ağırlığınızı aynı tartı üstünde ölçün ve takvime kaydedin. Eğer günde 1 kilodan veya haftada 2-3 kilodan fazla kilo almışsanız doktorunuza danışın. Doktorunuz ilaçlarınızda ayarlamalar yapabilir,
  • Şikayetlerinizi takip edin, (Şikayetleriniz artarsa hemen doktorunuza haber verin. Durumunuzun acil müdahale gerektirecek kadar ağırlaşmasına izin vermeyin.),
  • İlaçlarınız size nasıl önerildiyse öyle alın (İlaçlar kalbin kanı pompalamasını kolaylaştırır, kalbiniz üzerindeki stresi azaltır, KY’nin ilerlemesini azaltır ve sıvı tutulmasını önler. Bu ilaçların çoğu vücuda zararlı hormonların salgılanmasını önler. Bu ilaçlar kan damarlarınızın genişlemesini sağlayarak kan basıncınızı düşürürler.).

Hangi ilaçlardan uzak durmalıyım?

  • Ağrı kesiciler (özellikle romatizma tedavisinde kullanılan),
  • Bir çok antiaritmik ilaç,
  • Kalsiyum kanal blokerlerinin çoğu (hipertansiyon tedavisi),
  • Bazı ek gıdalar ve büyüme hormonu terapisi,
  • Sodyum içeren antiasitler,
  • Sudafed gibi dekonjestanlar (kalbinizin iş yükünü arttırabilir.).

Bu ilaçlardan herhangi birini kullanıyorsanız doktorunuza haber veriniz. İlaçların isimleri kadar ne sıklıkla ve hangi dozlarda kullandığınız önemlidir. Hepsinin düzenli bir listesini yapıp her kontrolde yanınızda getiriniz. Doktorunuza danışmadan asla ilaçlarınızı kesmeyiniz.

Hayat kalitemi nasıl yükseltebilirim?

  • Sağlıklı bir diyet uygulayarak: Günlük sodyum alımınızı 2 gr altına düşürün. Yüksek lifli ve potasyumlu gıdalar seçin. Yağdan, kolesterolden ve şekerden zengin gıdaları azaltın. Kilo vermek için yüksek kalorili yiyeceklerden uzak durun,
  • Düzenli egzersiz: doktorunuz tarafından verilen bir kardiyovasküler egzersiz programı ile semptomlarınız düzelir ve kendinizi daha zinde ve sağlıklı hissedersiniz. Bu ayrıca KY ilerlemesini yavaşlatabilir. (bakınız egzersiz),
  • Kendinizi aşırı yormayın: Ağır cisimleri itmek, kaldırmak, kürekle toprak kazmak KY semptomlarını arttırabilir.
  • Solunum yolu enfeksiyonlarından korunun,
  • İlaçlarınızı belirtildiği gibi alıp asla danışmadan kesmeyin,
  • Duygusal ve psikolojik destek: KY tüm aile için zor bir durumdur. Sorularınız var ise doktorunuza danışın.

KY’de cerrahi tedavi seçenekleri nelerdir?

Cerrahi tedavi; kalpte daha fazla hasar oluşmasını engellemeyi ve kalbin fonksiyonunu düzeltmeyi hedefler:

  • İmplante edilebilir sol ventrikül yardımcı cihazlar: Bu cihazlar genellikle tedaviye yanıt alınamayan ve ciddi sistolik yetmezliği olan hastalarda transplantasyona kadar köprü vazifesi görürler. Kalbin tüm vücuda kan pompalamasına yardımcı olurlar.Hastanın mobil olmasına ve bazen evde bile operasyonu bekleyebilmesine olanak tanırlar.
  • Koroner arter bypass cerrahisi: Doktorunuz KY nedeninin KAH olduğuna karar verdikten sonra kalp damarlarınızdaki darlıklar balon ve stent tedavisinin uygun olmadığı durumlarda cerrahi yollarla açılacaktır. Yeni teknikler cerrahi riskleri oldukça azaltmıştır.
  • Kalp kapak cerrahisi: Cerrahinin gerekli olduğu durumlarda yapılır. Kapak hastalıklarında KY ilerledikçe mitral kapağı destekleyen papiller adele denilen kas grubu uzamaya ve kapağı tam olarak kapatamayarak kaçağa neden olur. Mitral kapak tamiri kapakçıkların yeniden yapılandırılmasını ve yüzük şeklinde bir cisimle mitral kapağa destek sağlanmasını içerir. Aort kapağı kaçırıyor ise aort kapak değişimi diğer bir seçenek olabilir.
  • Enfarkt azaltıcı operasyonlar: Sol ventrikül duvarı kalp krizi ile hasar gördükten sonra skar dokusu oluşur. Bu doku ince olup her kalp atışında dışarı dolu bombeleşebilir. Buraya anevrizma denir. Bundan dolayı KY gelişirse cerrah bypass operasyonu sırasında anevrizma dokusunu kesip çıkartarak kalbin daha normal bir şekilde kasılmasını sağlayabilir. Operasyon sonrası birçok hastanın klinik durumu düzelmektedir.
  • Kalp nakli (transplantasyon): KY hastasının klinik durumu diğer tedavilere cevap vermiyor ve hastanın başka önemli bir hastalığı yoksa kalp nakli son tedavi seçeneğidir.

SIK SORULAN SORULAR

Doğal olarak gıdalarla alınanlar dışında, antioksidanların, vitaminlerin, balık yağının vb. ek olarak alınmasının faydalarından sıklıkla söz ediliyor. Bunların kalp damar hastalıklarından koruyucu etkisi veya kalp damar hastalığına olumlu etkisi var mı?

Bu önemli bir konu, çünkü konuyla ilgili çelişkili ifadeler var. Bu grup, OTC (over the counter: tezgah üstü ilaç, reçetesiz satılan ilaç) tabir edilen ve reçeteye tabi olmayıp her yerde serbest olarak satılan ve kalp damar, hipertansiyon gibi konularda bir çok olumlu etkileri olduğu özellikle medya tarafından dile getirilen ilaçların gerçekten olumlu etkileri var mı?

Bu soruya cevap vermeden önce, doktorların ancak bilimsel olarak ispat edilmiş tedavi yöntemlerini uygulamaları ve önermeleri gerektiğini vurgulamak isterim. Dolayısıyla ancak insanlar üzerinde yapılan araştırmalar ile yararlıkları kanıtlanmış tedavi usulleri ve ilaçlar önerilebilir. Şimdi konuya bu açıdan bakacak olursak sözü geçen ilaçlarla ilgili durum nedir, görelim;

Antioksidanlar ve antioksidan ilaçlar

Gözleme dayalı epidemiyolojik çalışmalar, fazla miktarda antioksidan alımının koroner kalp hastalığı riskini azalttığı şeklindedir. Bu nedenle antioksidanlardan zengin sebze, meyve, tüm tahıl ürünleri diyette arttırılmalıdır. A vitamininin ana maddesi olan beta-karoten havuçta ve yeşil yapraklı sebzelerde bol miktarda bulunur.

Doğal gıdaların dışında, ilave olarak beta-karoten alınmasının bir yararı olmadığı hatta zararlı etkileri olabileceği gösterildiğinden, bu vitaminin doğal kaynaklardan alınması yeterlidir (1).

B vitaminleri ve homosistein

Folik asit, B6 ve B12 vitaminleri homosistein metabolizmasında rol alırlar ve kan düzeyleri homosistein ile tersine ilişki içindedir. Framingham çalışmasından elde edilen bulgular tahıllara folik asit eklenmesinin toplumun ortalama homosistein düzeyini ve hiperhomosisteinemi sıklığını azalttığını göstermiştir. Çok sayıda kesitsel ve vaka kontrol çalışması ve bazı ileriye dönük çalışmalar plazma homosistein düzeyi ile kardiyovasküler risk arasında pozitif bir ilişki saptarken, bazılarında ise böyle bir ilişki gösterilememiştir.

Folik asit, B6 ve B12 vitaminlerinin plazma homosistein  düzeyini azalttığı gösterilmesine rağmen bu azalmanın kardiyovasküler riski düşürüp düşürmeyeceği henüz belirlenememiştir. Bu konuda yürümekte olan çok sayıda kontrollü çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmaların sonuçları elde edilene kadar Folik asit, B12 ve B6’nın diyetle alımının artırılması uygun olur, ek olarak alınması önerilmez. Bu nedenle diyet folik asit, vitamin B6 ve vitamin B12 kaynağı olarak yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, bulgur, meyve, balık ve süt ürünlerini yeterli miktarda içermelidir.

C vitamini

C vitamini ile ilgili bilgiler kesinlik kazanmış değildir. İlave C vitamini desteği önermek için elde yeterli bilgiler yoktur. C vitamini de doğal besinlerden alınmalıdır. Üzüm, turunçgiller, kivi, brokoli, Brüksel lahanası gibi meyve ve sebzeler C vitamininden zengin gıdalardır. Pişirmekle ve beklemekle meyve ve sebzelerdeki C vitamini büyük ölçüde kaybolduğundan, bunları taze tüketmek önemlidir.

E vitamini

Yağda eriyen vitaminlerden olan E vitamini önemli bir antioksidandır. Diyetle alınan E vitamininin en önemli kaynağı meyve ve sebzeler, bitkisel yağlar ve tam tahıldır. Beyaz ekmek yerine tam buğdaydan yapılan esmer ekmek tercih edilmelidir. Diyet, sebze ve meyvelerden zengin olmalıdır. GISSI ve HOPE çalışmaları günde 300 mg ve 400 mg dozunda alınan E vitamininin kardiyovasküler olayları önlemede yararlı bir etkisi olmadığını ortaya koymuştur. Bu nedenle koroner hastalarında veya koroner kalp hastalığı için yüksek riskli grupta ilave E vitamini önerilmemektedir (2).

Balık yağı

Deniz ürünleri omega-3 çoklu doymamış yağ asidleri olan eicasopentanoic asit ve docosahexaenoic asitten zengindir; 4gr’ın üzerindeki günlük dozlarda, özellikle trigliserid düzeyi belirgin yüksek olanlarda trigliserid düşürücü etkileri vardır. Trigliserid düşürücü etki, bitki kaynaklı omega-3 yağ asitleri ile görülmez. Balık yağı özellikle diğer tedavilere dirençli ağır hipertrigliseridemisi olan hastalarda kullanılır. Orta derecede trigliserid yüksekliği olanlarda balık yağı LDL kolesterolde (kötü kolesterol) artışa neden olabilir. Diyabetik hastalarda balık yağı kullanımı henüz yeterince araştırılmamıştır.

Balık yağının genel olarak kullanımı önerilmemektedir, uzun süreli kullanımın etkileri bilinmemektedir. Balık yağının ilaç olarak kullanımı ile balık tüketiminin yararlı etkileri karıştırılmamalıdır. Balık tüketiminin koagülasyon profilinde olumlu değişikliklere yol açtığı, antiaritmik etkileri olduğu son yıllarda yapılan çalışmalarda bildirilmektedir.

SONUÇ

Bilimsel olarak değeri ispat edilmemiş ürünlerden uzak duralım. Doğal olandan şaşmayalım, gıdalarımız taze ve doğal olsun.


1 Omenn GS, Goodman GE, Thornquist MD et al: Effects of a combination of beta carotene and vitamin A on lung cancer and cardiovascular disease. N Engl J Med 1996;334:1150
2 Yusuf S, Dagenais G, Pogue J et al: Vitamin E supplementation and cardiovascular events in high risk patients. Heart Outcomes Prevention Evaluation Study Investigators. N Engl J Med 2000;342:154

SIK SORULAN SORULAR

Her göğüs ağrısı kalp ile ilgili midir?

Hayır. Göğüs ağrısı yapan çok çeşitli nedenler vardır. Göğüs ağrıları, göğüs kafesindeki kaslar, sinirler, bağlar ve benzeri yapılara ait olabileceği gibi sindirim sistemi (safra kesesi, mide, yemek borusu vs) hastalıkları ile de ilgili olabilir.

Peki o zaman göğüs ağrısının neden olduğunu nasıl bileceğim?

Sizin tam olarak neden olduğunu bilmeniz çok zordur. Yapılacak en doğru iş en yakın sağlık merkezine gitmek veya doktorunuza başvurmaktır.

Kalbe bağlı her ağrı kalp krizi olduğunu mu gösterir?

Hayır, kalp krizi dışında da kalbe bağlı ağrılar olabilir. Kriz olmaksızın kabin geçici süre için kansız kalmasına bağlı ağrılar olabilir (angina) veya kalp zarı iltihabında da ağrılar olabilir.

Hangi durumlarda kalp ağrısı olduğundan şüphelenmeliyim?

Kalbin kansız kalmasından dolayı oluşan ağrıların bazı özellikleri vardır. Bu özelliklere uyan bir ağrınız varsa, zaman geçirmeden derhal (günün hangi saatinde olursa olsun) sağlık kuruluşuna gidilmelidir. Bununla birlikte kalp ağrıları her zaman kitapların yazdığı gibi olmayabilir. Bazen mide rahatsızlığı, omuz ağrısı, kol ağrısı, çene ve hatta diş ağrısı şeklinde de kendini gösterebilir. Özellikle yaşlı veya şeker hastalığı (diabetes mellitus) olanlarda bu şekil ağrılar olabilir. Özellikle kalp damar hastalığı açısından risk faktörleriniz varsa çok daha dikkatli ve hassas olmalısınız.

Kalp hastalıklarına bağlı göğüs ağrılarında neden bir an önce doktora gitmeliyiz?

Göğüs ağrısı kalp krizine ait olabilir. Kalp krizlerine bağlı ölümlerin %50’si ilk 1 saat içinde olmaktadır. Kalp krizi, kalbi besleyen damarlardan birinin tıkanmasıyla oluşur ve kalbin kansız kalan o bölgesindeki hücreler geriye dönüşsüz bir şeklide ölmeye başlar ve 6-12 saat içinde o bölgedeki tüm hücreler ölür.

Ağrı, kalp krizine bağlı değil de angina olsa bile mutlaka doktorunuza görününüz. Çünkü bu ağrılar bir krizin habercisi olabilir veya bu ağrılar sırasında tehlikeli ritim bozuklukları oluşabilir.

Peki erken gittiğimiz zaman ne kazancımız oluyor?

Bunun 2 hayati önemi var:

  1. Kalp krizine bağlı ölümler özellikle ilk dakikalarda görülen ritm bozuklukları sonucu oluştuğu için bunların düzeltilmesi ancak sağlık kuruluşunda olacaktır,
  2. Her geçen dakika daha fazla kalp hücresi öldüğü için ne kadar erken müdahale edilirse o kadar fazla kalp hücresinin ölmesi önlenecektir.

Kalp krizinde kalp hücrelerini korumak için ne yapılıyor?

Kalp krizi, kalbi besleyen damarların pıhtı ile tıkanması sonucu oluşur. O halde tıkalı damarı açmamız gerekli. Bunun 2 yöntemi var:

  1. Damardaki tıkanmadan sorumlu pıhtıyı eritmek (trombolitik tedavi),
  2. Tıkalı bölgeyi balon+stent ile açmak.

Zaman çok değerli olduğu için, hastanın ve hastanenin koşullarına göre, hasta ilk 3 saatte gelmişse ilaçla pıhtıyı eritmek veya balon+stent ile açmak, 3-12 saat arasında gelmişse balon+stent işlemi yapmak, olanak yoksa pıhtı eritici ilaç vermek daha uygundur. 12 saatten sonra tüm hücreler ölmüş olacağı için bu işlemlerin pek yararı olmaz. Dolayısı ile kalp krizinde “zaman=kalp kası” demektir.


Ayrıca bakınız:
Kalp damar hastalığına bağlı ağrıların özellikleri
Kalp damar hastalığı yönünden risk faktörleri
Balon anjiyoplasti-Stent

SIK SORULAN SORULAR

Tansiyon nasıl ölçülür?

Tansiyon Aleti Tipleri

Tansiyon ölçümü için tansiyon cihazları kullanılır, günümüzde havalı, cıvalı ve elektronik cihazlar bulunmaktadır. Cıvalı olanlar daha çok, hasta yoğunluğunun fazla olduğu klinik, hastane vb. ortamlar için daha uygundur.

Ev kullanımları için elektronik olanlar tercih edilir.

Tansiyon ölçümü için genel kurallar

  • Tansiyon, ideal olarak sakin ve sessiz bir ortamda, dinlenmiş ve sakin iken ölçülmelidir. Son 15 dakika içinde sigara, çay gibi kan basıncını etkileyebilecek şeyler almamanızda yarar vardır,
  • Kan basıncı ölçülecek kolunuz çıplak olmalı, kolunuzu sıkan giysiler giymemelisiniz,
  • Manşon kalp hizasında olmalı, gerekirse kol alttan yastık gibi bir cisimle desteklenmelidir,

Elektronik (dijital) tansiyon aletleri

Çeşitli marka ve modeller bulunmaktadır. Bu cihazlar otomatik olarak ölçüm yaparlar. Çoğunlukla steteskop (dinleme aleti) ihtiyacı olmaz. Üst koldan ölçüm yapanlar olduğu gibi bilekten de ölçüm yapanlar vardır.

Bilekten ölçüm yapan dijital bir tansiyon aleti.

Genelde elektronik tansiyon cihazlarına karşı güven ile ilgili olumsuz bir ön yargı bulunmakla birlikte, bilinen markaların cihazları rahatlıkla kullanılabilir ve doğru sonuç verirler.
Yaygın inanışın aksine kolayca bozulmazlar. Ev kullanımı için pratik kolaydır. Herkes kolayca kendi tansiyonunu ölçebilir.

Üst koldan ölçüm yapan dijital bir tansiyon aleti.

Genelde her cihazın kullanım şekli cihazla birlikte yazılı olarak gelmektedir. Ortak olarak hemen hepsinde bir açma kapama düğmesi ve hafızadaki ölçümleri gösteren bir düğme bulunur. İster koldan, ister bilekten ölçüm yapılsın, prensip olarak cihaz veya manşon kalp hizasında tutulmalı, ölçüm yapılırken konuşulmamalı, hareket edilmemelidir. Cihaz otomatik olarak manşonu şişirip yine kendisi indirip sonucu ekranında gösterir. Aynı zamanda hemen hepsinde nabız hızı da ayrıca gösterilir.

Elle ölçülen cıvalı veya havalı tansiyon aletleri

Bu cihazlarda içine havanın doldurulduğu manşon, basıncın gösterildiği manometre ve bu ikisinin bağlantısını sağlayan lastik borular bulunur. Ayrıca sesleri dinlemek için steteskop da gereklidir.

Dijital tansiyon aletlerindeki teknolojik gelişmelere bağlı olarak ev kullanımı için fazla tercih edilmez olmuştur.

Elle ölçülen cıvalı veya havalı tansiyon aletleri ile ölçüm tekniği:

  • Tansiyon aletindeki manşonun (havanın doldurulduğu lastik kısım) havasını boşaltınız, Kol arterini (kol atardamarı) elinizle hissediniz (bu atardamar, dirsek kıvrımının iç tarafında baş parmağınız veya işaret ve orta parmağınızın uç kısımları ile rahatça hissedilir),
  • Manşonu, dirsek kıvrımının 3-4 cm üst kısmına, içindeki hava torbası kol arterini ortalayacak şekilde ve, kola tam oturacak şekilde, yeterli sıkılıkta (ne sıkı, nede gevşek) kola sarınız
  • Steteskop kulaklığını dış kulak yolunu kapatacak şekilde takınız (kulaklığın uçları öne bakacak biçimde).
  • Steteskopun tambur kısmını (diyafram olan kısım), manşonun altına girmeyecek şekilde, kol arteri üzerine fazla bastırmadan koyunuz,
  • Puar musluğunu kapatarak manşon basıncını, ölçüm yapılan kişide beklenen sistolik arter basıncının (büyük tansiyon) 15-20 mm Hg daha yüksek olacak şekilde arttırınız, ya da manşon basıncını artırırken steteskoptan sesleri (Korotkoff sesleri) dinleyiniz ve manşon basıncını, seslerin kesildiği basınçtan 15-20 mm Hg daha yüksek olacak şekilde arttırınız,
  • Puar musluğunu yavaşça açarak manşon basıncını saniyede 1-2 mm Hg hızla düşürürken sesleri takip ediniz,
  • Seslerin ilk duyulduğu anda manometreden (basınç ölçer) okunan basınç, sistolik basınçtır (büyük tansiyon) (örnek olarak 130 mmHg),
  • Manşon basıncı sürekli düşürülürken ses duyulmaya devam eder, daha sonra şiddeti azalır ve bir noktada sesler kaybolur. Seslerin kaybolduğu anda okunan basınç ise diyastolik basınçtır (küçük tansiyon) (örnek olarak 85 mmHg)
  • Steteskopunuzu kulağınızdan çıkarınız.
  • Tamamen havası boşaltılan manşonu koldan çıkartınız.

SIK SORULAN SORULAR

Nasıl egzersiz yapalım?

40 yaşın üzerinde ve uzun zamandır hareketsiz iseniz başlangıçta kendinizi çok yormamanız gerekir. Hafif yürüyüşler veya yüzme uygun olur. İlk günlerde 3-5 dk ile başlayıp her gün bir kaç dakika artırarak bir kaç haftada oldukça iyi bir duruma gelebilirsiniz. Egzersizlerinizi evde veya dışarıda, günün her hangi bir saatinde yapabilirsiniz.

Ne kadar ağır olmalı?

Egzersiz ne çok yorucu, ne de çok hafif olmalıdır. Buradaki kriter, egzersiz sırasında rahat konuşabilir durumda olmaktır. Nefes nefese kalmaktan dolayı rahatça konuşamıyor veya egzersizi sonlandırdıktan 10 dakika sonra kendinizi tamamen rahat hissetmiyorsanız egzersizin temposu çok fazla demektir: tempoyu biraz düşürmelisiniz.

Egzersiz ne kadar sürmeli?

Bu süre sizin yaşınıza, kondisyon durumunuza, yapılan egzersizin yoğunluğuna bağlıdır. Eğer yeni başlanıyorsa haftada 3 gün 10-15 dk’lık yürüyüş veya benzer hafif egzersizler yeterlidir. Sonra süre yavaş yavaş artırılır. Eğer aktif iseniz ve kondisyonunuz yeterli ise o zaman hedef kalp hızında 30-60 dk egzersiz yapılmalıdır.

Hangi sıklıkta yapalım?

Egzersizin sürekli olması, yapılmasından çok daha önemlidir. İdeali her gün yapmaktır. Bu mümkün olmuyorsa haftada en az 3 gün yapmaktır. Birkaç haftadan fazla bir ara vermişsek yeni başlamış gibi program yapmalıyız.

Egzersizde bir üst sınır var mı?

Bu sınır egzersizden neyi amaçladığınıza bağlıdır. Kalp damar ve akciğer sağlığımızı amaçlıyorsak yukarıdaki tablodaki A ve B sütunlarındaki egzersizlerden hedef kalp hızında günlük 60 dakikanın üzerinde yapmak ek bir yarar sağlamaz. Ancak amaç fazla kilolar nedeniyle fazla kalorilerinizi yakmak ise o zaman limit yoktur. Ne kadar çok egzersiz yaparsanız o kadar çok kalori harcarsınız. Fakat bu durumda kilo vermenin en iyi yolunun kalori harcamanın yanı sıra kalori alımını kısıtlamak olduğunu da unutmayalım.

Egzersizde yaş sınırı var mı?

Yaş ilerledikçe fizik aktivite azalır. Ancak orta ve ileri yaşta fizik egzersize duyulan ihtiyaç, gençlerdekinden farklı değildir, kısaca her yaşta insan egzersizden yarar görür.


Ayrıntılı bilgi:
Egzersiz – Spor