SIK SORULAN SORULAR |
Hipertansiyon yüksek tansiyon demektir. Belirgin belirtileri ve şikayetler oluşturmaz, bu yüzden genelde “sessiz katil “ olarak adlandırılır. Belirti olmaması, hastalığın daha iyi olduğunu göstermez, aksine kişi hastalığını daha hafife alacağından dolayı çok daha tehlikelidir.
Eğer yüksek kan basıncının sebebi sekonder hipertansiyonda olduğu gibi altta yatan bir hastalıksa, bu hastalık tedavi edildikten sonra kan basıncınız normale dönebilir. Ancak bu pirimer hipertansiyon için geçerli değildir (bilinen bir organ hastalığına bağlı olmayan hipertansiyon). Pirimer (esansiyel) hipertansiyonun ortadan kaldırılabilir bir nedeni olmadığından, kan basıncınız, yaşam stilinizdeki değişiklikler ve ilaçlarla kontrol altına alınsa bile, hipertansiyon hastalığı her zaman sizinle birlikte olacaktır.
Bazı insanlarda hipertansiyon, böbreklere kan taşıyan arterin (renal arter) daralması ya da tıkanması durumunda ortaya çıkar. Hipertansiyonun bu çeşidine “renovasküler hipertansiyon” adı verilir. Bu durumda, böbrekler kan akışını arttırmak için renin adı verilen bir enzim salgılar. Renin ise yüksek kan basıncıyla sonuçlanan zincirleme bir kimyasal reaksiyon başlatır. Renovasküler hipertansiyon, renal arterin ameliyat ya da anjiyoplastiyle (balon ve stent tedavisi) açılmasıyla tedavi edilebilmektedir.
Normalde iki kol arasında 10 mmHg’ya kadar fark olabilir. Eğer böyle bir farklılık varsa sonraki ölçümlerin yüksek çıkan koldan yapılması daha doğrudur.
Ancak bir koldaki kan basıncınız, diğer koldakine oranla sürekli olarak 10 mmHg ya da üzerinde fazlaysa, doktorunuzu görmelisiniz. Kan basıncındaki farklılık, damarlardaki ateroskleroz (damar sertliği) veya damar darlıkları ile ilgili olabilir.
Diyetteki tuz oranı, sadece tuza duyarlı hipertansiyon hastaları için sorun teşkil eder. Tuza duyarlı insanlar çok fazla tuz aldıklarında kan basınçları yükselir. Her zaman tuzu kesmek gerekmez. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.
Düzenli egzersiz bir çok insanda kan basıncının düşmesine yardımcı olur. Araştırmalar, haftada 3-4 kez en az 30 dakikalık orta düzeyde egzersizin kan basıncını 5-10 mm Hg civarında düşürdüğünü göstermektedir.
Kalp damar hastalığı olanların, yemek yedikten sonra 2-3 saat içinde egzersizden kaçınmasında fayda vardır. Hipertansiyonunuz kontrol altındaysa, orta düzey egzersiz risk teşkil etmez, fakat aşırı egzersiz muhtemelen sorun yaratabilir. Her koşulda, bir egzersiz programına başlamadan önce ya da alışılmış aktivite seviyenizi önemli ölçüde artırmadan önce mutlaka doktorunuza danışın.
Araştırmalara göre, kahvede bulunan kafein bir çok insanda geçici bir süre için kan basıncı ve kalp hızını küçük bir oranda artırmaktadır. Çarpıntı (normalin üzerinde güçlü, hızlı kalp atışı) ya da kısa süreli ritm bozukluğu (düzensiz çalışma) hissediyorsanız bu istenmeyen belirtilerden kurtulmak için kafeinsiz kahve kullanmaya başlayabilirsiniz. Eğer hipertansiyonunuz ciddi bir seviyedeyse doktorunuz sizden çay ve kola dahil olmak üzere tüm kafeinli içecekleri kısmanızı veya sakınmanızı isteyebilir.
Ayrıca yanlış sonuç verebileceğinden, kan basıncı ölçümünden kısa süre önce kafein içeren içecekler tüketilmemelidir.
Hayır. Antihipertansif (tansiyonu düşürmek için kullanılan) ilaçlar kan basıncını kontrol edebilmeleri için tamamen önerildiği gibi alınmalıdır. Çoğu tansiyon ilacının etkili olma süresi 24 saatle sınırlıdır. Dolayısıyla ertesi gün alınmazsa tansiyon yükselebilir.
Hayır, sakın böyle bir şey yapmayın. Arkadaşınızın doktoru, ilaçları sadece ona özgü bazı faktörleri göz önünde bulundurarak seçmiştir. Sizin doktorunuz da ilaçlarınızı seçerken sağlık geçmişiniz, yaşınız, laboratuar test sonuçları ve diğer bazı faktörleri (varsa daha başka hastalıklarınız vs) göz önünde bulundurarak seçmiştir. Şu anda kullandığınız ilaçlarınızdan memnun değilseniz doktorunuzla konuşun ve endişeleriniz varsa anlatın.
Yeni ilaçlar her zaman onu ilk olarak bulup geliştiren üretici firma tarafından verilen bir marka ismi ve kimyasal isimleriyle listelenirler. Piyasaya çıktıktan sonra ilaçlar için bir patent (koruma) süresi vardır (bizde bu süre 20 yıldır). Bu süre boyunca o ilacı ilk bulan firma dışında kimse üretemez. Bir firmanın belli bir ilacın üretiminden aldığı patentin süresi dolduğunda ise herhangi bir imalatçı firma ilacı üretmeye başlayabilir. Bu nedenle patent süresi dolan ilaçları, farklı firmalar üretebilir ve bundan dolayı farklı marka isimleri olabilir. Örnek olarak bizde, tansiyon ve kalp hastalığında kullanılan aktif maddesi amlodipin olan ilaç değişik isimler altında satılmaktadır (norvasc, amlodis, amlokard, dilopin, monovas, nipidol, norlopin, normopres, norvadin, vasocard vs).
Hipotansiyon, hipertansiyonun tersidir ve çok düşük kan basıncı anlamına gelir.
Postural hipotansiyonda, oturma ya da uzanma pozisyonundan aniden kalkıldığında kan basıncınız aniden düşer ve baş dönmesi ya da bayılma hissi hissedebilirsiniz, hatta bilincinizi bile kaybedebilirsiniz. Bunun nedeni, tansiyonun anlık düşmesinden dolayı beyin kanlanmasının yeterli olmamasıdır. Bu durumu tedavi etmek için doktorunuz ilaçlarınızı ya da dozlarını değiştirebilir. Belirtilerin önüne geçmek için otururken ya da uzanırken her zaman yavaşça kalkmalısınız. Yaşlılarda ve diyabetli insanlarda postural hipotansiyon vücudun kan basıncını düzenleyen mekanizmalarında ciddi bir problem olduğuna işaret olabilir ve yakından izlenmesi gerekebilir.
Hipertansiyonu olan hastaların yaklaşık beşte birinde “beyaz gömlek hipertansiyonu” adı verilen bir problem görülüyor. Bu insanların, doktor ofisi, klinik ya da diğer sağlık kurumlarındayken kan basınçları yükseliyor. Eskiden bu durumun önemli olmadığı düşünülürken, günümüzde bu hastalarda ilerde kalıcı hipertansiyon gelişebileceği biliniyor. Onun için beyaz gömlek hipertansiyonu olan hastaların yakın izlenmesi gerekir.
Eğer kan basıncınızın yalnızca doktorun ofisinde yükseldiğini hissediyorsanız, bunu kan basıncınızı evde ölçerek teyit edebilirsiniz. Bazı durumlarda, doktorunuz normal yaşantınız sırasında kan basıncınızın gün boyunca ne kadar değiştiğini veya beyaz gömlek hipertansiyonu olup olmadığını öğrenmek için “sürekli kan basıncı ölçüm sistemi (ABPM)” yapılmasını önerebilir.
İlk olarak yaşam tarzınızda ilaçlara ihtiyaç kalmadan kan basıncınızı düşürecek gerekli değişiklikleri yaptığınızdan emin olmalısınız. Kilo vermek, düzenli egzersiz, yağ ve tuz seviyesi düşük dengeli bir diyet ve stres kontrolü kan basıncınızı düşürecek kendi kendine ilaç dışı tedavi yollarından bir kaçıdır.
İkinci olarak kan basıncınızı kontrol altında tutmak için doktorunuz ilaç almanız gerektiğini söylüyorsa, uzun vadede ilaçların maliyeti, hipertansiyonunuzdan kaynaklanan kalp krizi, inme, böbrek yetersizliği ya da diğer ciddi sağlık problemlerinin tedavi giderlerinden çok daha az olacaktır.
Eğer maliyet sizin için problemse, aynı ilacın daha düşük fiyata sahip olanlarını eczanelere sorup doktorunuzdan da onay alarak kullanabilirsiniz.
Hayır. Bebeğinizin sağlığı açısından kan basıncınızı kontrol altında tutmak, antihipertansif ilaçların muhtemel yan etkilerinden daha önemlidir. Hamilelik sırasında kullanımı güvenli olan antihipertansif ilaçlar da vardır. Eğer önceden doktorunuza hamile olabileceğinizi belirttiyseniz, size zaten bu güvenli ilaçlardan birini vermiştir.
Özellikle angiotensin dönüştürücü enzim (ACE) grubunda olan ilaç alıyorsanız hamileliğinizde ilaç değiştirmeniz ve bu konuda doktorunuzla konuşmanız gerekir.
Hamilelik ve doğum sırasında tansiyon yönünden kontrollerinize daha sık gitmelisiniz.
Olabilir. Bazı çocuklar yüksek kan basıncına eğilimi kalıtsal olarak ebeveynlerinden alabilmektedirler. Doktorunuz çocuklarınızın kan basıncını senede bir kez kontrol etmelidir. Çocuklar için kan basıncının normal değerleri erişkinlerden farklıdır. Aile olarak hepiniz sigara içmemek, alkole dikkat etmek, düzenli egzersiz ya da düşük yağ-tuz seviyeli diyet gibi kalbinize iyi gelecek alışkanlıklar edinmelisiniz.
Doktorunuza gitmeden önce sormak istediğiniz soruları hazırlamanız ve kullandığınız ilaçları beraberinizde getirmeniz önemli. Evde kan basıncınızı kendiniz ölçüyorsanız ölçüm sonuçlarınızın bir kaydını getirin. Daha önemlisi doktorunuza giderken almakta olduğunuz ilaçları zamanında alarak gidin.
İlaçlarınızı almayı hatırlamanın en iyi yolu günlük yaşantınızın bir parçası haline getirmenizdir. İlaçlarınızı her gün aynı saatte almanız -mesela yemeklerden önce ya da dişlerinizi fırçaladıktan sonra- hatırlamanızı sağlayacaktır. Ayrıca takip etmenizi kolaylaştıracak şekilde takviminizi işaretlemeniz de yardımcı olabilir. Eğer tansiyon ilaçlarınızı başka ilaçlarla alıyorsanız bir “ilaç kutusu” (haftanın günleri için ayrılmış bölmeleri olan bir kutu) alabilirsiniz. Bu kutuların bazılarında belli saatlerde ilacınızı almanızı hatırlatan alarmlar bile bulunmaktadır; ya da kendiniz alarm kurabilir veya ailenin diğer üyelerinden ya da ev sakinlerinden size hatırlatmalarını isteyebilirsiniz.
İlaçların zamanla etkisini yitirmesi veya vücudun alışkanlık kazanması gibi bir şey söz konusu değildir. Ancak kilonuzdaki ve tansiyonunuzdaki değişikliklere veya birlikte bulunabilen hastalıklarınıza göre doktorunuz zamanla ilaç türünde veya dozunda değişiklikler yapabilir.
Yapay tuzlar tansiyon üzerine olumsuz etkide bulunan sodyum yerine potasyum içerirler. Bazı diyet tuzları ise yarı yarıya sodyum ve potasyum içerirler. Aşırı olmamak kaydıyla kullanılmasında sakınca yoktur, ancak içerdikleri potasyum nedeniyle böbrek hastalıklarında dikkatli kullanılmaları gerekir.
Tansiyon ilaçlarının bir çoğunun yemekle ilgisi yoktur ancak çabuk etkisinin başlaması için aç karnına alınması önerilebilir. İlaçlar sabah veya akşam alınabilir. Bu konuda doktorunuz size yok gösterecektir.
Zaman zaman bazı ilaçlar veya o ilacın belli dozları piyasada çeşitli nedenlerle (ithal edilmesi, fabrikada üretim, ücret politikası vs) geçici bir süre piyasada bulunmayabiliyor. O gibi durumlarda muadili (aktif maddesi aynı, ancak başka bir firma tarafından üretilmiş, dolayısı ile piyasa ismi farklı) doktorunuza sorularak alınabilir. Piyasada muadili yoksa doktorunuz benzer etkide bulunan başka bir ilaç verecektir.
Ayrıca bakınız:
Hipertansiyon nedir?
Beyaz gömlek hipertansiyonu
Hipertansiyon ilaçları
Kolalı içecekler hipertansiyon oluşturuyor
SIK SORULAN SORULAR |
Doktor bebeğinizin kalbinde üfürüm olduğunu söylediği zaman bu, muayene sırasında kanın kalp içinde akarken oluşturduğu türbülanstan (girdap) kaynaklanan anormal sesler duyduğu anlamına gelir.
Üfürümler türbülanstan oluşur. Normalde kan, damar içinde ve kalp boşluklarında düzenli olarak akar. Dolayısı ile türbülans oluşmaz. Ancak bazı durumlarda bu düzenli akış bozulur ve türbülans ve buna bağlı üfürümler oluşur:
Doktor ne tür bir anormalliğin üfürüme yol açtığını, seslerin yüksekliğine (zorlukla duyulabildiği gibi normal kalp seslerini örtebilecek şiddette de olabilir), en iyi duyulduğu noktaya, yayıldığı yerlere, tipine (müzikal ya da titreşimli, sert, haşin, ya da yuvarlanma sesi gibi) dayanarak çoğu kez söyleyebilir.
Hayır. Çocuklarda bazen kalpte her hangi bir yapısal (organik) bozukluk olmaksızın da üfürüm olabilir. Bu, muhtemelen gelişmekte olan kalbin düzensiz şeklinden kaynaklanır. Bu tür bir üfürüm “masum” ya da “fonksiyonel” olarak adlandırılır ve çoğu kez doktorunuzun steteskop (dinleme aygıtı) ile yaptığı basit bir incelemeyle teşhis edilebilir. Bu üfürümlerde ileri testlere, tedaviye ya da aktivite kısıtlamasına gerek yoktur. Sıklıkla ilerideki yıllarda kalp gelişimini bütünüyle tamamladığında üfürüm de kaybolur.
Masum olmayan üfürümler kalpteki organik bir bozukluğa bağlı olabildiği gibi (doğumsal kalp hastalıkları, kalp kapak hastalıkları vb.), başka bir hastalığın yansıması olarak da görülebilir. (anemi, tirotoksikoz vb.). Bunu doktorunuz size söyleyecek ve takip için önerilerde bulunacaktır. Takip altına alınması gereken kalp üfürümlerinin bazıları çocuk büyüdükçe kendiliğinden kaybolur, ancak bazıları da tıbbi ya da cerrahi tedavi gerektirebilir.
Çocuğunuzda aktiviteye engel olabilecek bir kalp hastalığı varsa bunu doktorunuz size söyleyecektir ve tedavi önerecektir. Ancak bir çok durumda üfürümleri olan çocuklar normal aktivitelerini sürdürebilirler – ve sürdürmelidirler-. Bunun istisnası iyi gelişmeyen, ya da egzersiz sırasında nefesi daralan veya moraran çocuklardır.
Ayrıca Bakınız:
Kalp üfürümlerinde nedenler ve şikayetler nedir?
Her kalp üfürümü anormal midir?
SIK SORULAN SORULAR |
Doğuştan gelen kalp hastalıkları nın çoğunun nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak hastaların bir kısmında akraba evliliği, annede, babada veya ailelerinde doğuştan kalp hastalığı bulunma, hamile iken annenin kızamıkçık gibi enfeksiyonlar geçirmesi, hamile iken röntgen filmi çektirme veya bilinçsiz ilaç kullanma gibi nedenler bilinmektedir. Bununla birlikte hastalığın bu nedenlere bağlı olup olmadığını bilmek de genellikle mümkün olmamaktadır.
Her 100 canlı doğan bebekten yaklaşık biri kalp hastalığı ile doğmaktadır. Ancak bu oran ölü doğanlarda %5, düşüklerde ise %10-25 arasındadır. Yani ağır kalp hastalığı olan bebeklerin büyük çoğunluğu daha doğmadan kaybedilmektedir.
Hastalık ağır olmadıkça, veya ilerlemedikçe anne baba fark edemez. Hatta bazıları o kadar hafif bulgular verir ki, doktor muayenesi sırasında çocuk huzursuz veya ağlıyorsa bile fark edilemeyebilir.
Şimdilik yukarıdaki muhtemel nedenleri mümkün olduğunca azaltmak dışında, engellemek pek mümkün değildir.
Yaklaşık anne karnındaki 4. aydan itibaren bazı kalp hastalıklarını anne karnında iken tanımak ancak bu konuda eğitim almış hekimler tarafından mümkündür. Fakat bazı hafif kalp hastalıkları çok az bulgu verdiği için tanınamayabilir.
Bazı seyrek hastalıklar dışında şimdilik mümkün değil. Ancak bebekte, yaşama şansı bulunmayan çok ağır bir kalp hastalığı teşhis edilebilmişse, ailenin de izni ile düşük yapılabilmektedir.
Buna ancak kanunların izin vermesi halinde, hastane etik kurulu kararı, ailenin ayrıntılı bilgi sahibi olması ile birlikte izin vermesi, tanının kesin olması gibi durumlarda başvurulmaktadır.
Hemen hemen tamamına yakınının tedavisi var. Ancak çok ağır kalp hastalıklarının tedavisi henüz zor veya imkansız. Teknolojinin gelişmesi ve tecrübenin artmasıyla, tedavi edilen hastalıların sayısı ve tedavi başarısı her geçen gün artmaktadır.
Hayır, her kalp hastalığında morarma olmaz. Zaten doğumsal kalp hastalıkları, morarma olan (siyanotik) ve morarma olmayan (asiyanotik) kalp hastalıkları olarak iki ana grupta incelenir.
Morarma olmayan kalp hastalıklarının görülme oranı daha fazladır. Bu nedenle çoğu kalp hastalıklarında hiç morarma görülmezken, bazılarında ise morarma zamanla belirginleşebilir.
Bulaşıcı olması söz konusu değildir.
Bunu önceden bilmek mümkün değildir. Ancak daha önce de söylediğimiz gibi herhangi bir hamilelikte kalp hastalığı oranı %1 iken, kardeşlerden birinde doğuştan kalp hastalığı varsa bu oran % 3-5 arasında olmaktadır. Bu nedenle kalp hastası çocuğu olan bir çift tekrar çocuk sahibi olaya karar verirse, gebelik sırasında 3. aydan itibaren bu konuda eğitimli ve tecrübeli bir doktor tarafından kontrol edilmesi tavsiye edilmektedir.
Hayır, bir çok doğuştan kalp hastalığı için ameliyat gerekmemektedir. Hatta bazıları o kadar hafiftir ki hiçbir tedavi gerekmeyebilir. Bazı ameliyatlık kalp hastalıkları bile artık ameliyatsız, damarlardan girilip kateter denilen aletlerle tedavi edilebilmektedir. Ameliyata ancak son çare olarak başvurulmaktadır.
Bakınız: ASD, VSD, Fallot tetralojisi, Patent ductus arteriozus, MVP