Kategori arşivi KARDİYOLOJİDE İLAÇLAR

Kalp ilaçları: genel bilgiler

  • Kalp hastalıklarının tedavisinde kullanılan bir çok ilaç, çoğunlukla uzun süreli kullanılmaktadır. Oldukça önemli etkileri olan bu ilaçlar uygun olmayan durumlarda kullanıldığında yan etki sıklığı artmaktadır. (ritim bozukluğu, kolesterol düşürücü ilaçlar, kalp yetmezliği ve hipertansiyon ilaçları vb.). Bu ilaçlar bundan dolayı konunun uzmanı hekimler tarafından reçete edilmelidir. “Başkasına şu ilaç iyi gelmiş, bana da iyi gelir” düşüncesi çok yanlıştır.
  • Uzun bir tatil veya hafta sonu öncesinde, yanınızda yeterince ilaç olduğuna emin olunuz.
  • Evinizden uzak olduğunuz dönem içerisinde, acil durumlara karşı biten ilaçları tekrar tedarik edebilmek için yanınızda reçetenizi (veya ilaç karnenizi) taşımalısınız.
  • Yurt dışına çıkıyorken, doktorunuz tarafından yazılmış ve imzalanmış, hangi ilacın hangi durum için reçetelendiğini belirten bir notu yanınızda götürmeniz yararlı olabilir.
  • Her zaman yanınızda yedek ilaç bulunsun. Son kutuya başladığınızda yedek olarak bir kutu ilaç daha alınız. Birkaç gün almasam bir şey olmaz diye düşünmeyiniz. Unutmayınız ki ilacı almadığınız günler, ilacın verilme nedeni olan olaylar size zarar verecektir.

https://ahmetalpman.com/ilaclar/

İlacın muhafaza edilmesi

  • İlaçlar, çocuklara karşı korunmuş kutularda ve çocukların uzanamayacağı yerlerde muhafaza edilmelidir. İlaçların ambalajından çıkarılıp, değişik sayıda bölmesi olan ilaç kutularında saklanması, alma kolaylığı da sağladığından yararlı olabilir.
  • İlaçlar ısı, direk güneş ışığı, nemli yerlerden (örn: lavabo yakınında) uzak tutulmalıdır.
  • Tarihi geçmiş ilaçlar uygun bir şekilde imha edilmelidir. Eğer rasgele atılırsa çocuklar, evcil hayvanlar ve diğerlerinin bu ilaçlardan zarar görme riski doğabilir.

Jenerik ilaçlar

İlaçları; markalı (brand name) ve Jenerik (generic) diye ayırabiliriz. Markalı ilaçlar, ilacı bulup ortaya çıkaran firma tarafından pazarlanır. Jenerik ilaçlar ise farklı firmalar tarafından aynı aktif maddeyi kullanılarak yapılır ve aynı ölçüde güvenli ve etkin olması gerekir.

Çoğu ilaç, diğer ticari eşdeğerleri ile aynı içeriği taşıyan jenerik eşdeğerlerine sahiptirler, ancak fiyatları birbirinden farklı olabilir. İçindeki kimyasal madde aynı olmasına rağmen fiyatlarının farklı olmasının nedenleri çeşitlidir (ambalaj, ham madde temini, ilacı ilk çıkartan şirketin AR-GE masrafları vb). İlacın fiyatı ile etkisi arasında ilişki yoktur. Bu jenerik ilaçlar için de geçerlidir. Yani pahalı ilaç her zaman en iyisi değildir. İlaç seçiminde doktorun deneyimi önemlidir. Doktor ilaç seçiminde ilacın aktif maddesine ve imalatçısına dikkat eder. Çoğu doktor ilaç fiyatlarını bilmez bile (Ülkemizde 8000’e yakın, farklı isim ve ambalajda ilaç bulunuyor!).

Jenerik ilaçlar aynı aktif içeriği içerirler ve ticari markalı eşdeğerleriyle aynı dozaj ve güce sahip olması gerekir (Bunun böyle olması için insanlar üzerine biyoeşdeğerlilik testlerinin yapılmış olması gerekir). Boyar maddeler, aromalar, bağlayıcılar, dolgular gibi inaktif olan içerikler ve hap boyutları farklı olabilir.

Eğer hasta hali hazırda ticari markalı bir ilacı bir süredir alıyor durumda ise ilacı aniden jenerik bir ilaca değiştirmek her zaman iyi bir fikir değildir. Bu özellikle “dar tedavi aralığı” olan (küçük doz değişiklikleri önemli farklılıklar oluşturan) ilaçlar için önemlidir. Bu durumlarda, jenerik ilaca geçmek, etki azalmasına veya ilacın emilmesindeki küçük değişiklikler olması sonucu hastaya yeterli faydanın sağlanmaması sonucunu doğurabilir. Dar tedavi aralığı olan ilaçlara örnek olarak, hormon yerine koyma (replasman) tedavisi, bazı antikonvülsanlar (epilepsi tedavisi), bazı anti-astmatikler (astım tedavisi) ve bazı anti-rejeksiyon (organ nakillerinde kullanılır) ilaçları gösterilebilir.

Yavaş salınımlı (slow releasing) ilaçlar

Yavaş salınımlı ilaç kullanan hastalar, bunları bütün olarak yutmalıdırlar. Eğer tablet kırılır ya da ezilirse ilacın büyük kısmı bir seferde emilmiş olacak ve ilaç doz aşımı belirtileri ortaya çıkacaktır.

Yavaş salınımlı tabletler ilaç isminden sonra gelen aşağıdaki kısaltmalardan biriyle ifade edilir: süreli salınım [time release (TR)], sürekli salınım [sustained release (SR)], uzamış salınım [extended release (ER)], uzun etkili [long-acting (LA)], kontrollü salınımlı [controlled release (CR)].

Oral solüsyonlar

  • İlaç dozu için ilaç kutusundan çıkan özel damlalık veya ölçek kullanılmalıdır.
  • Solüsyon bir bardak suya, turunçgillerden olmayan meyve suyuna veya sodaya karıştırılmalıdır. Bardak bitirildiğinde az bir miktar sıvı tekrar konulmalı ve çalkalanarak bu da içilmelidir, böylece bardakta ilaç kalmadığından emin olunur.
  • İlaç sıvıya almadan hemen önce eklenmelidir. Karıştırılıp hemen içilmemiş herhangi bir ilaç atılmalıdır.
  • Oral solüsyon elma püresi veya puding içine de konulabilir.

Dozaj, kaçırılmış dozlar ve doz aşımı

İlaçların dozajları, hastanın kilosu veya yaşının yanında, hastalığının ne olduğuna ve hastalığının hangi aşamada olduğuna göre değişir.

Eğer ilacın dozajı veya görünüşü öncekilerden farklı ise yeni ilacı almadan önce hastalar doktorlarına danışmalıdırlar. Bir çok hasta ilaçlarını alıp almadıkları konusunda sorun yaşamaktadır. İlaç koruma kutucukları (haftanın her gününün yazılı olduğu gözler içerir), bu duruma yardımcı olabilir. Bazı kutucuklar, günün farklı saatlerinde alınacak her ilaç için farklı gözler içerir (sabah, öğle, gece ve/veya yatarken).

Çoğu ilaç sadece su ile alınmalıdır. Bazıları süt ile alınmalıdır (veya yemek yedikten sonra suyla). Alınmasında özellik olan ilaçlar doktorunuz tarafından belirtilir. Genel olarak, ilaçlar turunçgillere ait meyve sularıyla alınmamalıdır. (Özellikle greyfurt suyu çoğu ilaçla etkileşime girerek bazı ilaçların vücutta toksik düzeyde birikmesine yol açabilir.)

Eğer ilaçlarınızı nasıl alacağınız konusunda şüphedeyseniz doktorunuza veya eczacınıza danışmalısınız.

Kaçırılmış dozlar

Bir dozun atlanması durumunda, hastalar uzman veya eczacılarına ne yapacakları konusunda durumu danışmalıdırlar.

Eğer bir uzman tarafından böyle yapması söylenmemişse hastalar hiçbir zaman, atladığı günü de içeren iki kat doz ilaç almamalıdırlar.

İlaç doz aşımı

Aşırı doz belirtileri gösteren hastalar derhal acil servisi aramalıdırlar. Hasta veya yakınındakilerin aşağıdaki bilgileri bilmesi önemlidir:

Hastanın yaşı, kilosu, mevcut durumu (bilinci yerinde, bilinçsiz, uykulu, kusuyor vb.), ilacın ismi, alınan ilaç dozu (ör: 50 miligram), orijinal olarak kutuda kaç hap bulunduğu, ilacın yutulduğu zaman, yutulan ilaç miktarı.

Giderken hastanın şikayet ve belirtileri kötüleşebileceğinden hastanın kendisi acile araç kullanarak gelmemeli, başkasından götürmesini istemelidir.

Hastalar bir zehir merkezince ya da doktorları tarafından istenmemişse kusturulmamalıdır.

Çoğu aşırı doz hastası hastaneye yatırılmayı gerektirir.

Unutmayın; Aşırı doz veya zehirlenmeden şüphelenilmesi durumunda ilk yapılacak şey acil servisi veya zehir kontrol merkezini aramaktır.

Zehir Kontrol Merkezleri:

Ulusal Zehir Danışma Merkezi (UZEM) (Merkez 24 saat hizmet veriyor)
Telefon: 114 (Türkiyenin her yerinden)
Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi İlaç ve Zehir Bilgi Birimi (HİZBİB)
Sıhhiye/Ankara
Telefonlar:
+90 312 311 89 40
+90 312 305 21 33
+90 312 305 21 34
http://www.hizbib.hacettepe.edu.tr/tr/menu/hizbib_hakkinda-1

İlaç yan etkileri

Olabilecek bir yan etkinin ciddiyeti hastadan hastaya değişmektedir. Bu yüzden yan etkinin meydana gelmesi mutlaka ilacın kesilmesiyle sonlanmayabilir. Yan etkiler her sistemde olabilir (sinir, cilt, solunum, kalp, kan vs.). Yan etkiye maruz kalan hasta hemen doktoruyla temasa geçmeli, ancak ilacını aniden kesmemelidir.

İlaçların izlenmesi

Rutin uzman doktor ziyaretleri, ilaç kullanımını gerektiren kalple ilişkili durumların tedavisinin olağan bir parçasıdır. Bu ziyaretler, genellikle fizik muayene, kan basıncı kontrolü, kan tahlilleri ve kalbin elektriksel aktivitesini veya atım hızını tespit etmeye yönelik elektrokardiyogramları içerir.

Hastalar programlanmış tüm randevularına ve şikayetleri geçmiş dahi olsa ilaçları almaya devam etmelidirler.

Hastalar, almakta olduğu ilaçlar konusunda kendine sağlık hizmeti veren bütün herkesi (diş doktorları dahil) bilgilendirmelidir. Bazı ilaçlar bazı tanısal amaçlı testlerin sonuçlarını, bazı işlem veya cerrahi müdahalelerin seyrini etkileyebilir. Bazı ilaçlar başka ilaçlarla etkileşebilir, her birinin veya her ikisinin etkinliğini azaltabilir veya potansiyel olarak ciddi yan etkilere yol açacak şekilde reaksiyona girebilir.

Hastalar, bazı özel durumlarda (Örn: kan sulandırıcı bir ilaç olan coumadin, şeker hastalığında kullanılan insülin gibi) hangi ilacı ne dozda aldıklarını belirten notları yanlarında (cüzdanları, kolye, bilezik, künye vs.) taşımalıdır.

Bir uzmanın yönlendirmesi olmadan hastalar ilaçlarını ani olarak kesmemelidirler. Bazı ilaçlar ani kesildiklerinde nöbet gibi ciddi reaksiyonlara yol açabilirler ve düzenli olarak azaltılmalıdırlar.


Konu ile ilgili:

Kardiyolojide İlaçlar

Yeni kan sulandırıcı ilaçlar nedir?

Kan sulandırıcı (antikoagulan) bir ilaç olan coumadin (kumadin), özellikle atrial fibrilasyonda, metalik kapaklarda, pulmoner embolide, venöz trombozda pıhtı oluşumunu önlemede uzun yıllardan beri kullanılmasına ve oldukça etkili bir ilaç olmasına rağmen, bir çok istenmeyen yan etkileri vardır ve bunların en başında dozunun sabit olmaması, özellikle çok sayıda yiyecekle etkileşime girmesi gelir. Bundan dolayı belirli aralıklarla kan tahlili yapılarak kumadin dozunu, çıkan sonuca göre ayarlanması zorunluluğu vardır.

Bu sıkıntılardan yola çıkarak yapılan yeni arayışlar sonucu, son yıllarda, sabit dozu olup yiyeceklerle etkileşime girme sorunu olmayan yeni ilaçlar piyasaya çıkarıldı. Bu ilaçların en güzel yanı, belli bir sabit dozlarının olması ve ilacı ayarlamak için zaman zaman kan tahlili yapılma gerekliliği olmamasıdır.

Bu ilaçlar; dabigatran (Pradaxa), rivaroxaban (Xarelto), apixaban (Eliquis) ve edoxaban (Lixiana)’dır (parantez içindekiler ülkemizdeki piyasa isimleri). Bu ilaçların hepsi ülkemizde bulunuyor ve belli şartlar altında SGK tarafından ödeniyor. Bu ilaçlardan, rivaroxaban ve edoxaban günde 1, diğerleri günde 2 kez alınır. Bunlardan, hastaya hangisinin uygun olduğuna doktor karar verecektir.

Damar yaralanması olduğunda hasarlı kısımda pıhtılaşmadan sorumlu kan hücreleri (trombosit veya platelet) toplanır (A) ve bir takım maddeler salgılayarak fibrin denilen yapışkan bir ağ oluşturur. Bu ağ, kan hücrelerini hapsederek yaralı kısımda pıhtı denilen bir tıkaç oluşturup açık kısmı kapatmaya çalışır (B). Normalde hayatı korumaya yönelik bu girişim, bazı durumlarda olmadık yerlerde pıhtı oluşturup hayatı tehdit edebilir.

Madem öyle, o zaman kumadin yerine bu ilaçları kullanalım?

Bu ilaçların bu güzel özelliklerinin olmasına rağmen kumadinin tam yerini alamamıştır. Mitral kapak darlığındaki atrial fibrilasyonda ve metalik kapaklarda pıhtı oluşumunu önlemede etkinlikleri yeterli değildir ve bu durumlarda pıhtılaşmayı önlemek için yine kumadin kullanılır.

Kumadinin bu ilaçlara göre avantajları ve dezavantajları nedir?

Kumadinin Avantajları;

  • Böbrek hastalıklarında doz ayarlaması gerekmez,
  • Mitral darlığındaki atrial fibrilasyonda ve metalik kapaklarda kullanılabilir,
  • Ucuzdur,
  • Kanama durumlarında antidotu vardır (K vitamini),
  • Günde tek sefer alınır.

Kumadinin Dezavantajları;

  • Çeşitli yiyeceklerle (K vitamininden zengin yeşil sebzeler vs) etkileşime girer,
  • Sabit dozu yoktur, belirli zamanlarda kan testi (İNR) yapılarak doz ayarlaması yapmak gerekir,

Yeni kan sulandırıcıların (antikogulanlar) avantajları ve dezavantajları nedir?

Avantajlar;

  • Sabit dozları vardır, belirli zamanlarda kan testi yapmak gerekmez,
  • Yiyeceklerden etkilenmez (yalnızca greyfurt ve suyundan kaçınmakta yarar var).

Dezavantajlar;

  • Mitral darlığındaki atrial fibrilasyonda ve metalik kapaklarda kullanılamaz,
  • Böbrek hastalıklarında doz düşürülmesi gerekebilir, ileri böbrek hastalarında bazı durumlarda ise kumadin daha uygun olabilir,
  • Kanama olduğunda verilebilecek antidot hepsinde yoktur (bazılarında var),
  • Pahalıdırlar.

Beraber kullanılan başka ilaçlarla etkileşimleri var mı?

Gerek kumadin, gerekse yeni kan sulandırıcılar, beraber kullanılan çeşitli ilaçlardan etkilenebilir (bunun sonucunda etkinlikleri azalabilir veya artabilir). Etkileşime giren ilaç listesi kumadinde daha uzundur. Onun için kullandığınız veya yeni eklenen ilaçlardan doktorunuzu haberdar etmeniz önemlidir.

İlaçları kullanırken nelere dikkat etmeliyiz?

  • Bu ilaçları doktorunuzun dediği şekilde alınız, etkileri 1 günden fazla olmadığı için alış saatini geçirir veya 1 gün bile almazsanız etki azalacak veya olmayacaktır.
  • Ağrı kesiciler veya romatizmada kullanılan ilaçları alırken doktorunuza danışın. Bazı antibiyotikler ve bitkisel ilaçlar (St. John’s wort gibi) bu ilaçlarla etkileşime girer.
  • Dabigatran kapsüllerini orijnal ambalajında tutun, ambalajından (alüminyum blister) çıkarıp başka bir yerde tutmayın. Kapsülleri 1 bardak su ile yemek sonrasında alın, çiğnemeyin, içini açmayın. Aldıktan sonra yarım saat kadar uzanmayın, yatmayın; bu mide yan etkilerini azaltır.
  • Kaza, yaralanma vs gibi durumlarda sağlık ekibine yardımcı olması için yanınızda bu ilaçları aldığınıza dair bir uyarı kartı taşıyın.
  • Yanlış bir ön yargıyı düzeltmek gerekirse; kumadin gibi, bu ilaçlar da kanamaya neden olabilir. Onun için olası bir kanama yönünden uyanık olmak gerekir. Kanama vücudun her hangi bir yerinde olabilir (sindirim sistemi, beyin, böbrek vs), hafif olabileceği gibi hayatı tehlikeye atacak kadar önemli de olabilir. Bununla birlikte, sık görülmeyen kanama riski gözünüzü korkutmasın, unutmayınız ki bu ilaçlar alınmadığı taktirde, olası bir pıhtı gelişimi, çok daha ciddi sonuçlara yol açabilecektir.

Aşağıdaki durumların varlığında doktorunuza haber verin;

  • Ani halsizlik, beraberinde kahve telvesi benzer kusma veya katran gibi siyah renkte dışkılama,
  • Ani baş ağrısı, baş dönmesi,
  • Burundan veya başka bir yerden durmayan kanama,
  • Kırmızı veya koyu kahverengi idrar,
  • Vücudun herhangi bir yerinde ani şişlik, morarma,

Kanama riskini nasıl azaltabiliriz?

Aşağıdakilerden uzak durun;

  • Bıçak, makas gibi kesici, delici aletlerle çalışma,
  • Düşmeye neden olabilecek kaygan veya engebeli zeminler, halı püskülleri vs
  • Yaralanmaya neden olabilen sporlar,
  • Ağrı kesiciler, romatizmal hastalarda kullanılan ilaçlar,
  • Fazla miktarda alkol.

Ayrıca araçlarda mutlaka emniyet kemeri takın, diş müdahaleleri için doktorunuzdan onay alın.

Hipertansiyon (tansiyon yüksekliği) ilaçları nedir?

Antihipertansifler (hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlar) yüksek kan basıncını (hipertansiyon) tedavi etmek için kullanılan ilaçlardır. Kan basıncı, kanın damar duvarına karşı itici kuvvetinin bir ölçüsüdür.

Yaklaşık olarak ülkemizdeki üç yetişkinden birinde, -genellikle şikâyeti olmadığı halde- hipertansiyon mevcuttur. Yüksek kan basıncı, inmekalp krizi ve kalp yetmezliği için ana risk faktörüdür. Diyabeti olan hastalarda sık olarak görülür ve böbrek yetmezliği, görme bozuklukları gibi diyabetle ilişkili komplikasyonların gelişimini hızlandırır.

Hipertansiyonun hedef organları beyin, göz ve böbrekler olmakla birlikte en büyük hasarı kalp ve damarlarda yapar

Hipertansiyon, kalp ve damarların aşırı yorulmasına neden olur. Antihipertansifler, kan damarlarını genişleterek başka deyişle daralmasını, büzülmesini önleyerek veya kalbin iş yükünü azaltarak kan basıncını düşürürler.

Bu ilaçlar şunlardır:

Diüretikler

“İdrar söktürücü” olarak da adlandırılan bu ilaçlar böbrekte idrar oluşumunu artırırlar, böylelikle vücudun sıvı ve sodyum gibi mineralleri atmasına neden olurlar. Sıvı hacminde ve sodyum düzeylerinde düşme, kan damarlarının daha genişlemesine, kan akımının artmasına ve kanın damar duvarına uyguladığı basıncın azalmasına neden olur. En sık kullanılan diüretik sınıfları;

  1. loop (lup) diüretikleri (lasix, lizik, desal, furomid vb),
  2. potasyum tutucular (triamteril, trianseril, aldacton vb),
  3. tiyazid diüretikleridir (birçok tansiyon ilacında kombinasyon olarak bulunur).

Alfa blokerler

Kan damarlarındaki düz kasların gevşemesiyle ve kalpteki alfa reseptörlere bazı kimyasalların bağlanmasını bloke ederek kalbin iş yükünü azaltan ilaçlardır. Alfa blokerler aynı zamanda prostat hipertrofilerinde (büyüme) şikayetleri azaltmak amacı ile de kullanılır (minipress, cardura, vb.)

Beta blokerler

Kalpteki beta reseptörlere bağlanan belli kimyasalları serbestleştiren sempatik sinir sisteminin bazı etkilerini bloke ederek kalbin iş yükünü azaltan ilaçlardır (Bkz beta blokerler).

Vazodilatörler

Kan damarlarının genişlemesini sağlayan, böylelikle damar duvarlarına karşı kanın basıncını azaltan bir ilaç grubudur. Bu durum, kanın daha rahat akmasını ve kalbin daha etkili pompalamasına olanak tanır.

Vazodilatör ilaç grubunda şu ilaçlar bulunur:

ACE inhibitörleri (anjiyotensin dönüştürücü enzim inhibitörleri)

Kan damarlarının daralmasına yol açan bir maddenin (anjiyotensin 2) üretimini bloke eden ilaçlardır. Bu olay, kan damarlarının direncinde düşme oluşturarak kanın akışını kolaylaştırır. Günümüzde oldukça sık kullanılmaktadır (coversyl, kaptoril, rilace, delix, zestril, enapril, monopril, gopten, inhibace vb).

Anjiyotensin 2 reseptör blokerleri (ARB’ler)

ACE inhibitörleriyle aynı etkiyi farklı bir mekanizmayla meydana getiren vazodilatörlerdir. Anjiyotensin 2 üretimi yerine bu maddenin vücuttaki anjiyotensin 2 reseptörlerine girişini bloke ederek etkilerini engellerler. Günümüzde oldukça sık kullanılmaktadır (karvea, atacand, micardis, pritor, diovan, cozaar, vb).

Kalsiyum kanal blokerleri

Kan damarlarının kasılmasına veya daralmasına neden olan kalsiyum iyonlarını bloke ederek kalbin iş yükünü azaltan vazodilatörlerdir. Günümüzde sık kullanılmaktadır (adalat, norvasc, plendil, lercadip, benipin vb).

Santral adrenerjik inhibitörler

Santral sinir sisteminin kalp hızını artırmasını veya kan damarlarını büzmesine yönelik sinyal göndermesini engellemek suretiyle beyin üzerinde direkt etkili vazodilatörlerdir. Günümüzde fazla kullanılmazlar.

Yüksek kan basıncını tedavi ederken hangi ilaç grubuyla tedaviye başlanacağı konusunda genel bir kural yoktur. Araştırmalar, yüksek kan basıncının tedavisinde çeşitli antihipertansif ilaçların yaklaşık hepsinin eşit etkili olduğunu göstermiştir. Bazı hastalar bir tür ilaca diğerlerinden daha iyi yanıt verebilir ve belli klinik durumlarda bazı ilaçların kullanımı daha iyi sonuç verir. Ondan dolayı doktorunuz, hangi antihipertansif ilacı seçeceğini hastanın tıbbi hikayesi, şimdiki şikayetleri ve durumuna göre kararlaştırmaktadırlar. Örnek olarak, beta blokerler koroner arter hastalığı veya aritminin (anormal kalp ritimleri) eşlik ettiği yüksek kan basıncının tedavisinde daha uygundur. Ancak, astımı olan hastalarda beta blokerleri kullanmamak gerekir.

Eğer tek bir antihipertansif ilaç, kan basıncını yeterli düşürmüyorsa doktorunuz, iki veya daha fazla antihipertansif ilacı kombinasyon şeklinde verebilir. Bununla birlikte, kombinasyon tedavisi genellikle ilk uygulanacak tedavi değildir, ancak tek bir ilacın etkili olmadığı durumlarda değerli bir alternatif sunarlar. Her bir antihipertansifin daha az ve daha iyi tolere edilen dozlarına olanak tanırlar. Bazı kombinasyonlar, hastalar birden fazla ilaç alıyorlarken sadece bir tablet alsınlar diye tek sabit doz tableti şeklinde bulunabilir.

En yaygın kombinasyon ilaçları

  • ACE inhibitörleri + tiyazid diüretikleri (monopril plus, coversyl plus, vb)
  • Anjiyotensin 2 reseptör blokerleri + tiyazid diüretikleri veya potasyum tutucu diüretikler (karvezide, co-diovan, vb)
  • Beta blokerler + tiyazid diüretikleri (tenoretic vb)
  • Tiyazid diüretikleri + potasyum tutucu diüretikler
  • Kalsiyum kanal blokerleri + ACE inhibitörleri

Hipertansiyonlarını kontrol altına almak için ilaç verilsin veya verilmesin, hastalara ilaç dışı tedavi de önerilir (diyet, hareket, vb)

Antihipertansiflerin ortak potansiyel yan etkileri

  • Alerjik reaksiyon
  • Düşük kan basıncı (hipotansiyon)
  • Aritmi (anormal kalp ritmi)
  • Çarpıntılar (düzensiz ve hissedilen kalp atımları)
  • Baş dönmesi veya göz kararması
  • Bayılma (senkop)
  • Baş ağrısı
  • Ciddi güneş yanığı veya döküntüye yol açan güneş ışığına karşı artmış hassasiyet (fotosensitivite)
  • Uyuklama, güçsüzlük yorgunluk
  • Anormal kanama
  • Eklem veya bel ağrısı
  • Karında rahatsızlık, bulantı, ishal
  • Deride anormal renk değişimi (döküntü, mavi veya sarı renk değişimi (sarılık)
  • İktidarsızlık
  • Depresyon
  • Kabızlık

Bu kadar çok yan etki gözünüzü korkutmasın. Bu yan etkilerin çoğu geçicidir, ilacın değiştirilmesini gerektirecek kadar şiddetli olanları oldukça azdır. Unutmayalım ki, hipertansiyonun bize vereceği zarar, ilaçların yan etkilerinin yanında çok daha fazla olacaktır.

İlaçlarla veya diğer etkileşimler

Hastalar başka herhangi bir ilaç (reçeteli veya reçetesiz satılan), bitkisel katkı veya bitkisel ilaçlar almadan önce doktorlarına danışmalıdırlar.

Antihipertansif ilaçların etkilerini artırarak düşük kan basıncına (hipotansiyon) yol açan maddeler:

  • Diğer antihipertansifler (eğer kombinasyon tedavisinin bir parçası olarak reçete edilmemişlerse)
  • Nitratlar (atardamar duvarını gevşeterek kan basıncında düşmeye neden olan ilaçlardır)
  • Nikotinik asit: Kolesterol düşürücü ilaç olarak kullanılan vitamin B3’ün bir formudur.
  • Seksüel disfonksiyon için kullanılan ilaçlar
  • Alkol
  • Greyfurt suyu: Greyfurt suyu, karaciğerin vücuttaki bazı maddelerden arındırılması işlevi ile etkileşir. Bu durum antihipertansiflerin vücutta toksik düzeylerde birikmesine neden olabilir. Eğer bu meyva suyu ilacın alımından 4 saat veya daha fazla süre önce içilmişse ilacın birikme ihtimali düşüktür. Antihipertansif kullanan hastalar greyfurt suyu içmeyi bırakmalıdırlar. Greyfurtun yenmesinin ise (greyfurt suyu içilmesinin aksine) bir sakıncası olduğuna dair bir kanıt bulunmamaktadır.

Aşağıdaki maddeler bazı antihipertansiflerin etkilerini ters yönde etkiler ve kan basıncını artırırlar:

  • Narkotikler (ağrı kesici olarak reçete edilir)
  • Nikotin (sigara gibi tütün ürünlerinde bulunurlar)
  • Non-steroidal antiinflamatuar ilaçlar (NSAİD): aspirin veya ibuprofen gibi
  • Cox 2 inhibitörleri: Artrit tedavisinde kullanılan anti-inflamatuarlardır.
  • Bunlardan başka, iştah kontrol ilaçları, astım, soğuk algınlığı ilaçları, öksürük ilaçları, ateş düşürücüler gibi bazı reçetesiz satılan ilaçlar da antihipertansif ilaçlarla etkileşime girebilirler. Kızarmış gözler için göz damlaları kullanılırken dikkatli olunmalıdırlar.

Antihipertansif kullanırken nelere dikkat etmeliyiz?

Antihipertansifler ilk defa alınmaya başlandığı zaman, hastalar ilacın kendilerini nasıl etkileyeceğini anlayıncaya kadar dikkatli olmalıdır (örn. araç kullanma).

Yüksek kan basıncını kontrol etmeye yönelik ilaç tedavisi sürekli olacaktır. Yani antihipertansifler, yüksek kan basıncını kontrol altına alır ancak onu ortadan kaldırmaz. Dolayısı ile ilaç azaltıldığı veya kesildiği zaman tansiyon tekrar yükselecek ve hastayı birçok tehlike ile baş başa bırakacaktır.

Hastalar şikayetleri geçmiş olsa bile yüksek kan basınçlarının kontrol altında olduğundan emin olmak için doktorlarıyla olan düzenli takiplerine devam etmelidir. İlaçlara ek olarak, özellikle diyet (az tuzlu yemek), stresten uzak durma, egzersiz gibi hayat tarzında değişiklikler de mutlaka yapılmalıdır.

Hastalar eğer rahatsızlanırlarsa, özellikle ciddi kusma veya ishal gibi durumlarda doktorlarını bilgilendirmelidirler. Bu durumlar, vücuttan çok fazla su ve potasyum kaybına ve sonuçta kan basıncında aşırı düşmeye (hipotansiyon) yol açabilir.

Tatilde iken:

Sıcak havalar antihipertansiflerin yan etkilerini artırabilir. Hastalar egzersiz sırasında veya sıcak havalarda yeterli sıvıyı almalı, alkolü sınırlı tutmalı, egzersiz, aktivite düzeyleri ve diyetleri konusunda doktorunun görüşlerine bağlı kalmalıdırlar.

Beta blokerler

İlk defa 1960 yılında kullanılan beta blokerler, hızlı kalp atışına yol açabilen sempatik sinir sisteminin (stres sırasında vücudumuzdaki olaylardan sorumlu sistem!) belli etkilerini bloke ederek kalbin iş yükünü azaltan ilaçlardır. Kalpteki “beta reseptörler” adı verilen bölgeleri bloke ettikleri için “beta-blokerler” olarak adlandırılırlar.

Bu beta reseptörler, normal olarak, stres sırasında salınan belli hormonlarca (adrenalin gibi) aktive edilirler. Stres hormonlarınca aktive edildiklerinde, beta reseptörler kalp hızını ve kalp atım gücünü artıran bir reaksiyonu tetikler.

Beta blokerler ise beta reseptörlere bağlanarak, stres hormonlarının bu reaksiyonu tetiklemesini önlerler. Böylece, beta blokerler kalp hızını yavaşlatarak ve kalp kaslarının kasılma gücünü (pompa işlevi) azaltarak kardiyak stresi azaltır. Ayrıca, kalp, beyin ve vücuttaki kan damarlarının spazmını (daralma) da azaltır.

Beta blokerler çok sayıda bireyi bulunan geniş bir ailedir:

(parantez içindekiler ülkemizdeki mevcut ticari adları)

  • Asebutalol (Prent)
  • Atenolol (Tensinor, Nortan, Tenoretic)
  • Betaksolol (Betoptic göz damlası, Eifel göz damlası)
  • Bisoprolol (Concor, Kardoritm, Rizoprol)
  • Karteolol (Carteol göz damlası)
  • Karvedilol (Dilatrend, Coronis, Calbicor, Kinetra, Arlec, Carvexal, Delotran)
  • Labetalol
  • Metoprolol (Beloc, Lopresor, Problok, Saneloc, Betablok, Cardovol)
  • Nadolol
  • Nebivolol (Nexivol, Vasoxen, Bloxer, Nebiworld)
  • Oksprenolol
  • Penbutolol
  • Pindolol (Visken)
  • Propranolol (Dideral)
  • Sotalol (Darob)
  • Timolol (Cosopt, Cusimolol, Timolol-Pos, Timabak, Timo-Comod, Timoptic-Xe, Timosol damla)

Beta blokerlerin standart beta bloker dozlarına ilave olarak birçok kombinasyon formu da bulunmaktadır. Örneğin bir beta bloker, bir diüretik ile kombine edebilir (Tenoretic tablet gibi). Bazı ilaçlar da, beta blokerlere ilave olarak çeşitli antihipertansif ilaçların düşük dozlarını içerebilir. (örn. beta bloker+ACE inhibitörleri, beta bloker+A-II blokeri, beta bloker+kalsiyum kanal blokeri gibi).

Beta blokerler ile tedavi edilen durumlar

Yüksek kan basıncı (Hipertansiyon)

Beta blokerler hipertansiyon tedavisinde tek başına kullanılabilirse de çoğunlukla başka bir ilaçla kombine olarak kullanılır.

Angina (kalbe bağlı göğüs ağrısı)

Angina, kalbe oksijen teminindeki yetersizlik nedeniyle oluşan baskı, rahatsızlık hissidir. Beta blokerler, özellikle kronik stabil angina tedavisinde birinci basamak tedavide düşünülür. Kalp kasılma gücünü azaltarak ve kalp atım sayısını yavaşlatarak kalbin oksijene olan ihtiyacını azaltırlar. Bu hastalarda yapılan araştırmalar göstermiştir ki, beta blokerler, egzersiz kapasitesinin düzelmesi, angina ataklarının sıklığının azalmasına ek olarak kalp krizi tekrarı ve ölüm riskini azaltabilirler.

Kalp krizi

Beta blokerler, akut kalp krizlerinin tedavisinde ve tekrarlayan kalp krizlerinin önlenmesinde önemli ilaçlardır. Kalp krizi hastalarında beta blokerlerin kalp kasının oksijen ihtiyacını azalttığı, tehlikeli kalp ritimlerinin riskini azalttığı ve kalp fonksiyonlarını düzelttiği gösterilmiştir. Ancak, beta blokerler, astımı, ciddi bradikardisi (anormal yavaş kalp ritmi) ve akciğerlerinde sıvı birikmesi olan kalp krizi hastalarında kullanılmamalıdır.

Kalp yetmezliği

Kalp yetmezliği, vücudun ihtiyaçlarını yeterince karşılayacak düzeyde, kalbin kan pompalayamadığı durumdur. Önceleri, sol ventrikülü yeterli çalışmayan hastalarda beta blokerlerden sakınılmıştır. Ancak, daha sonra birçok çalışma, beta blokerlerin kalp yetmezliği tedavisinde etkili bir tedavi olduğunu ve kalp yetmezliği hastalarında sağ kalım sürelerini önemli düzeyde düzelttiğini göstermiştir.

Ayrıca beta bloker ve statin kombinasyon tedavisi, bir kalp krizini takiben kalp yetmezliği geliştiren hastalarda ikinci kalp krizini önlemede etkili olmuştur.

Anormal kalp ritimleri (aritmiler) veya ekstra atımlar (çarpıntılar)

Beta blokerler, kalpten kaynaklanan birçok aritmi tedavisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Araştırmalar ayrıca ameliyat sonrası atriyal fibrilasyonun önlenmesinde beta blokerlerin yararını göstermiştir.

Koroner arter bypass cerrahisi (KABG) öncesi

Bypass cerrahisi öncesi beta bloker kullanımının yüksek riskli hastalarda komplikasyon riskinin azaltılması (örn. kalp krizi, inme, böbrek yetmezliği, mekanik ventilasyon ve takipte tekrar cerrahi girişim ihtiyacı) yanında sağ kalım oranlarını artırdığı gösterilmiştir.

Özellikle vasküler (damar) girişimleri içeren, kalple ilgili olmayan cerrahiler öncesi ve sonrasında

Beta blokerler cerrahi öncesinde başlanıp en azından 1 ay sonrasına kadar devam edildiğinde operasyon sonrası ortaya çıkabilecek olan kalp krizi önlenmesine yardımcı olur.

Hipertrofik kardiyomiyopati

Bu hastalıkta kalpteki bazı bölümler anormal olarak kalınlaşıp kasılma bozuklukları oluştururlar.

Hipertiroidizm (aşırı aktif tiroid bezi, zehirli guatr)

Tiroid bezinin fazla salgılanması durumlarında artmış olan stres hormonlarını baskılarlar.

Migren baş ağrıları

Beta blokerler migreni bazı hastalarda önleyebilir.

Anksiyete (sıkıntı) veya tremor (titreme -özellikle ellerde-)

Panik atak

Panik atak tedavisince bazen yararlıdırlar.

Glokom

Direkt göz bölgesinde kullanılan beta blokerlere (örn. levobunolol, metipranolol) ilave olarak, ayrıca sistemik olarak kullanılan etkili beta blokerler de (örn. timolol) vardır.

Beta blokerlerle ilgili dikkat edilmesi gereken hususlar

Aşağıdaki durumların herhangi birinin varlığı teşhis edilmişse, hastalar beta bloker kullanımının yarar ve zararlarını doktorlarıyla tekrar değerlendirmelidir:

  • Bradikardi (anormal yavaş kalp hızı): Beta blokerler hastalarda, kalp yetmezliği, angina ve bilinç kaybı riskini artıracak şekilde kalp hızını tehlikeli düzeylere düşürebilirler. Ancak kalp hızı yavaşlaması aynı zamanda bu ilaçlarda beklenen bir etki de olduğundan doktora sorulmadan ilaç doz değişikliği yapılmamalıdır.
  • Kalp bloku (kalp boşlukları arasındaki elektriki iletişimin kısmen veya tamamen kaybı)
  • Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH): Astım ve amfizem gibi hastalıklar bu gruptadır. Beta blokerler bu hastalıkları alevlendirebilir. KOAH hastalarında beta blokerlerden kaçınılır. Hafif-orta dereceli hastalığı olanlarda, başka bir ilaçla kombine bir şekilde düşük dozlarda kullanılmalıdırlar.
  • Periferik vasküler hastalık (bacak atardamar hastalıkları): Vasküler hastalığı olan hastalarda beta blokerler, bacak damarlarındaki darlıkları daha da artırarak bacaklarda soğukluk, yürümekle ağrı, hatta ileri durumlarda gangreni de içeren durumlara neden olabilir.
  • Böbrek ve karaciğer hastalıkları: Bu hastalıklar, beta blokerlerin vücuttan daha yavaş atılımına neden olabilir ve hastayı aşırı doz ve yan etki riskine maruz bırakabilir.
  • Diyabet: Beta blokerler hipoglisemi (düşük kan düzeyi) belirtilerini maskeleyebilir, insülin ile hipoglisemi oluşursa, bu durumdan vücudun toparlanmasını geciktirebilir, bozabilir.
  • İnsülin direnci ve metabolik sendrom: Kalp krizi için bilinen iki risk faktörü. Beta blokerler kan şekeri (glukoz) düzeylerini artırabilir.

İlave olarak beta blokerler aşağıdaki rahatsızlıklarda kötüleşmeye yol açabilir

  • Raynaud Sendromu: El ve ayaklarda küçük atardamarların geçici olarak büzüşmesiyle ortaya çıkan ağrılı bir durumdur.
  • Psöriazis: Kırmızı lekeler üzerinde beyaz pullanmalarla karakterize kronik bir cilt rahatsızlığıdır.
  • Klinik depresyon veya bu rahatsızlık hikayesi.
  • Miyasteniya gravis: İstemli kasların ilerleyici zayıflığı.

Beta blokerlerin potansiyel yan etkileri

Beta blokerin türüne göre hastalar bir veya daha fazla yan etkiye maruz kalabilirler, bunlar:

  • Alllerjik reaksiyon (hapşırma, nezle, kaşıntı veya deri döküntüleri)
  • Bradikardi (yavaş kalp hızı)
  • Kalp yetmezliğinin kötüleşmesi
  • Uyuklama, güçsüzlük, yorgunluk
  • Soğuk el ve ayaklar veya genel olarak soğuğa hassasiyet (el ve ayaklarda damar hastalığı olmaksızın)
  • Baş dönmesi, göz kararması, özellikle yatar konumdan ayağa kalkma doğrulma sonrası
  • Baş ağrısı veya kulak çınlaması (tinnitus)
  • Nefes darlığı (dispne) veya hırıltılı soluma
  • Bayılma (senkop)
  • Hareketli rüyalar, kabuslar görme, depresyon, hafıza kaybı ve nadir olarak halüsinasyonlar
  • Kolesterol düzeylerinde artış
  • Artmış insülin direnci (karvedilol hariç)
  • Erektil disfonksiyon (impotans)
  • Hem erkekte hem de kadında azalmış seksüel istek
  • Karın krampları veya nadir olarak ishal (diyare), kabızlık, ve/veya bulantı.

Beta blokerlerin yan etkisine maruz kalan hastalar hemen doktorlarıyla temas kurmalı, ancak hemen ilacı bırakmamalıdır.

Ani olarak ilacın bırakılması, koroner arter hastalarında, kalp krizi ve anginalara yol açabilir. Tiroid bezi fazla çalışanlarda (hipertirodizm) beta blokerlerin çok hızlı kesilmesi belirtilerin kötüleşmesine neden olur. Bu yüzden beta bloker alan tüm hastalar ilaçlarında herhangi bir değişiklik yapmadan önce doktorlarına danışmalıdır.

Beta blokerler ile ilaç veya diğer etkileşimler

Antiaritmikler veya antihipertansifler (kalp ritmini düzenleyen veya kan basıncını düşüren ilaçlar): Kalsiyum kanal blokerleri veya ACE inhibitörleri gibi. Birlikte bu ilaçlar kan basıncını tehlikeli düzeylere düşürebilir. Ancak, bu ilaçların düşük dozları diğer tedavilere cevap vermeyen hastalarda beta blokerlerle birlikte verilebilir.

Alimünyum içeren antasitler: Bunlar beta blokerlerin emilimini ve dolayısıyla etkinliklerini düşürebilirler. Bu ilaçları kullanmadan önce hastalar doktorlarına danışmalıdırlar.

Alkol: Beta blokerlerin emilimini ve dolayısıyla etkinliğini azaltabilir. Beta bloker tedavisine devam ediyorken hastalar ne kadar alkol alınmasının güvenli olduğunu doktorlarına danışmalıdırlar.

Kafein: Beta blokerlerin etkilerini azaltabilirler. Beta bloker tedavisine devam ediyorken hastalar ne kadar kafein alınmasının güvenli olduğunu doktorlarına danışmalıdırlar.

İnsülin ve diğer antidiyabetik ilaçlar: Diyabetik hastalarda beta bloker kullanımı, şeker metabolizmasına olan etkilerinden dolayı antidiyabetik ilaçların dozlarını ayarlama ihtiyacı doğurabilir.

Monoamin oksidaz inhibitorleri (MAOI): MAOI, psikiyatride depresyon tedavisinde kullanılan bir ilaç grubudur. MAOI alındıktan sonraki iki hafta içinde beta bloker kullanımı kan basıncının ciddi olarak yükselmesiyle sonuçlanabilir (hipertansiyon). Hastalar beta bloker tedavisinin başlanmasından önce hala almakta oldukları ilaçlar konusunda doktorlarını bilgilendirmelidirler.

Alerji iğneleri ve deri testleri: Beta blokerlerle kombinasyon, ciddi alerjik reaksiyonlar yapabilir.

Nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlar (NSAI): Romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılan bu ilaçlar (örn. aspirin ve ibuprofen) beta blokerlerin etkinliğini azaltabilirler.

Bronkodilatörler: Astım, bronşit, amfizem veya diğer akciğer hastalıklarını tedavi etmeye yönelik ilaçlar.

Beta bloker aşırı dozuna ait belirtiler

Aşırı doz belirtileri ilacın yan etkilerine benzeyebilir ancak genellikle daha ciddidir. Şu belirtilerden herhangi birisini gösteren hastalar hemen doktorlarıyla temasa geçmelidirler:

  • Ciddi kan basıncı düşüklüğü (hipotansiyon)
  • Ciddi düşük kalp hızı (bradikardi)
  • Artmış kalp hızı (takikardi)
  • Düzensiz veya tekleme şeklinde kalp atımları (çarpıntılar)
  • Ciddi baş dönmesi ve bayılma (senkop)
  • El tırnaklarında veya avuç içlerinde morarma
  • Ellerde ayaklarda kasılmalar veya nöbetler
  • Şişlik (ödem)
  • Güçsüzlük, uyku hali veya yorgunluk
  • Sersemlik veya sinirlilik
  • Aşırı terleme
  • Bulanık veya çift görme
  • Kalp yetmezliği
  • Hava yollarındaki spazma bağlı olarak nefes darlığı (hayati tehlike oluşturacak şekilde akciğerlerde hava yollarının kasların spastik kasılması)

Gebelikte beta bloker kullanımı

Gebelik boyunca beta bloker kullanımı, yeni doğanda düşük kan şekerine, solunum problemlerine, yavaş bir kalp hızına ve düşük kan basıncına yol açabilir. Ancak, eğer annenin durumu gebelik süresince beta bloker kullanımını gerektiriyorsa doktorun rehberliğinde kullanılabilirler. Hastalar herhangi bir ilaç başlanmadan önce gebe oldukları veya gebe kalmaya çalıştıkları konusunda doktorlarını bilgilendirmelidirler.

Süt emzirenlerde beta bloker kullanımı

Bazı beta blokerler süt salınımını azaltabilirken, bazıları ise süt ile anneden bebeğe geçer. Bu durum anne sütüyle beslenen bebekte kalp hızında yavaşlamaya, kan basıncında düşmeye, solunum zorluğuna yol açabilir. Dolayısıyla eğer beta blokerler kullanılıyorsa alternatif bir beslenme metodu tavsiye edilebilir.

Çocuklarda beta bloker kullanımı

Çocuklardaki beta bloker kullanımının, yan etkiler açısından erişkinlerden farklı bir riske yol açtığı konusunda bir kanıt yoktur. Diğer taraftan çocuklarda beta bloker kullanımının güvenirliliği bilimsel olarak tam ortaya konmamıştır.

Yaşlılarda beta bloker kullanımı

Beta blokerler yaşlılarda da sıklıkla kullanılır. Genel olarak, yaşlı hastaların daha düşük dozlara ihtiyaçları vardır. Yaşlı erişkinler, baş dönmesi gibi bazı yan etkilere daha sık ve daha ağır olarak maruz kalırlar. İlave olarak, beta blokerler yaşlı hastaların soğuğa tahammül etme yeteneklerini azaltırlar.

Ritim bozukluğunda kullanılan ilaçlar (antiaritmik ilaçlar)

Antiaritmik ilaçlar kalpteki düzensiz elektriksel aktiviteye bağlı anormal kalp ritimlerini tedavi etmek için kullanılırlar. Bir çok antiaritmik ilaç çeşidi mevcuttur. Antiaritmik ilaçlara örnekler:

  • Disopramid
  • Propafenon (Rytmonorm)
  • Amiodaron (Cordarone, Cordalin, Amidovin)
  • Sotalol (Darob)
  • Kinidin
  • Meksiletin
  • Lidokain (Aritmal, Jetmonal) vb.

Bunlara ek olarak aritmileri tedavi etmek için diğer kalp ilaçları da kullanılabilir. Bunlar, Beloc, Lopresor veya Tensinor gibi kalbin iş yükünü ve kalp hızını azaltan beta bloker grubu ilaçlar veya kalp hücrelerine kalsiyum alımını engelleyen Diltizem veya İsoptin gibi (aynı zamanda tansiyon yüksekliği tedavisinde de kullanılır) kalsiyum kanal blokerleri de olabilir.

Antiaritmik ilaç çeşitleri nedir?

Antiaritmik ilaçlar 4 sınıfa ayrılır;

  • Sınıf I antiaritmik ilaçlar: Sodyum-kanal blokerleri: Kalpteki elektriksel iletimi yavaşlatarak iş görürler: Örn: kinidin, prokainamid, disopiramid, flekainid, propafenon, tokainid, meksiletin.
  • Sınıf II antiaritmik ilaçlar: Beta blokerler; düzensiz ritmi oluşturan odakları baskılar, adrenalinin etkilerini azaltır. Kan basıncını ve kalp hızını düşürür (normal etki). Örn: Propranolol, metoprolol, atenolol.
  • Sınıf III antiaritmik ilaçlar: Kalpte potasyum kanallarını bloke edip elektrik iletimini yavaşlatarak iş görürler; Örn: amiodaron, sotalol.
  • Sınıf IV antiaritmik ilaçlar: Bu sınıf ilaçlar sınıf II ilaçlar gibi çalışır, fakat kalpte kalsiyum kanallarını bloke ederler; Örn: diltiazem, verapamil.

Aritmi tedavisinde yalnız ilaçlar mı kullanılır?

Hayır. İlaç tedavi yöntemlerinden yalnızca biridir. Bunun dışında kullanılan başka tedavi yöntemleri de vardır:

  • Kardiyoversiyon veya defibrilasyon (elektriksel tedavi): özellikle acil durumlarda,
  • Ablasyon (ritim bozukluğu oluşturan odağın radyo frekans dalgalarıyla yakılması),
  • AICD veya ICD (Automatic Implantable Cardioverter Defibrillator): elektrik şoku veren kalp pilleri,
  • Cerrahi tedavi.

Neden antiaritmik ilaç almalıyım?

Doktorunuz ritim bozukluğunuzu tespit ettikten sonra 2 durum için ilaç verebilir:

  1. Ritim bozukluğunun sizin aleyhinize olduğunu düşünüyorsa,
  2. Ritim bozukluğunun size bir zararı yoksa fakat varlığı sizi rahatsız ediyorsa.

İlaçları, belli bir süre veya hayatınız boyunca almanız gerekebilir.

Antiaritmik ilaçlarla diğer ilaçlarımı da alabilir miyim?

Antiaritmik tedavi altında iken başka bir ilaca başlamadan önce kesinlikle doktorunuza danışmalısınız.

Ayrıca eğer antiaritmik tedavi alıyorsanız aşağıdaki ilaçlarla birlikte kullanımına dikkat etmek gerekir:

  • Diğer antiaritmikler: Bu ilaçları kombine şekilde kullanmak ritim problemini kötüleştirebilir (ancak doktorunuz birden fazla antiaritmik ilacı beraber de verebilir),
  • Kan sulandırıcılar: bazı antiaritmiklerin etkilerini artırabilirler,
  • Tansiyon ilaçları,
  • Antidepresanlar.

Onun için doktorunuza lütfen aldığınız bütün ilaçları söyleyiniz.

Antiaritmiklerin yan etkileri nelerdir?

Aşağıdaki şikayetlerden herhangi birisiyle karşılaştığınızda doktorunuzu hemen uyarınız;

    • Aritmide artış,
    • Alerjik reaksiyon,
    • Göğüs ağrısı,
    • Bayılma,
    • Ayak ve bacaklarda şişlik,
    • Bulanık görme,
    • Nefes darlığı,
    • Yüksek kalp hızı (istirahatta 100’ün üzeri),
    • Aşırı yavaş kalp hızı (60’ın altı),
    • Baş dönmesi ve sersemlik hissi,
    • Tat duyusunda değişiklik (acı veya metalik tat),
    • İştah kaybı,
    • Öksürük,
    • Güneş ışığına karşı hassasiyet,
    • İshal veya kabızlık.

Digoksin

Digoksin, tıpta eski Mısır ve Roma İmparatorluğu zamanlarından beri kullanılmakta olan “digitalis purpurea” denilen bitkinin yapraklarından elde edilen bir ilaçtır.

Digitalis Purpurea. Böyle güzel çiçeklere sahip bir bitkiden önemli bir kalp ilacı oluşturulacağı aklınıza gelir miydi?

Bitki binlerce yıl önce Avrupada epilepsi, öksürük gibi bazı durumların tedavisinde kullanılmıştır. Kalp hastalıklarında kullanılmaya başlanması 1785 de İngilterede William Withering’ın bitkinin bu özelliğini keşfetmesiyle başlar. Günümüzde digoksin, esas olarak kalp hastalıklarında kullanılmaktadır.

Digoksin hasar görmüş ya da zayıflamış kalbin daha etkili çalışması ve vücuda kan göndermesi için yardımcı olan bir ilaçtır. Kalp kasının kasılma gücünü arttırır, normal, sabit bir kalp ritmi sağlamaya yardım eder ve kan dolaşımını iyileştirir.

Hangi durumlarda kullanılır?

Digoksinin sıklıkla kullanıldığı 2 durum vardır:

  1. kalp yetmezliği
  2. bir çeşit ritm bozukluğu olan atrial fibrilasyonda hızı kontrol altına almak için.

Digoksinin dozu nedir ve nasıl kullanılır?

Digoksin genelde günde bir kez alınır. Erişkin dozu günde 0.125 mg ile 0.5 mg (1/2-2 tablet arası) arasındadır. Yurt dışında farklı dozlarda tabletleri olmakla birlikte Türkiye’de 0.25 mg’lık tek bir dozda tableti bulunur. Bizde tablet dışında ampul (1 ampul=0.50 mg/2 ml) ve çocuk ve bebekler için damlası (0.50 mg/ml) bulunmaktadır.

Digoksinin günlük dozu 2 tablete kadar olabilmekle beraber bizde nedense dozu sabit olarak günde 1 tane kullanmak ve hafta sonları da 2 gün ara vermek şeklinde bir alışkanlık vardır. Oysa ihtiyaca ve duruma göre daha yüksek dozlarda da kullanmak mümkündür. Ancak digoksin böbrekler yolu ile atıldığı için böbrek yetmezliği durumlarında doz ayarlaması yapmak yararlı olur.

Özellikle ritm bozukluğu durumlarında kullanılırken doktorunuz her gün nabzınızı tutmayı ve kaydetmenizi isteyebilir. Nabzınızın ne hızda olması gerektiğini size söyleyecektir. İlacı her gün aynı saatte almaya dikkat etmeliyiz.

İlacı almayı unutursam ne yapmalıyım?

Hatırladığınız anda unuttuğunuz dozu hemen alın. Ancak bir sonraki dozun alınma zamanı yaklaşmışsa o dozu atlayarak yeni dozu almak, (çift doz almamak) daha doğrudur.

Yan etkileri nelerdir?

Normal dozlarda yan etki görülmez. Ancak fazla geldiği durumlarda yan etkiler ortaya çıkar. Digoksin dozunun fazla gelmesi (digital intoksikasyonu) başta kalpte ritm bozuklukları olmak üzere ölümcül sonuçlar doğurabilir. Onun için yan etkileri iyi bilinmeli ve ortaya çıktığında doktorunuzla görüşmelisiniz. Aşağıdaki yan etkilerden biri görülüyorsa hemen doktorunuza başvurun:

  • Sindirim Sistemi: İştah kaybı, mide bulantısı, kusma, ishal, mide ağrısı,
  • Göz: Görmede değişiklikler, yanıp sönen veya titreyen ışıklar, ışığa karşı duyarlılık, cisimleri olduklarından büyük ya da küçük görme, bulanıklaşma, renk değişimi (sarı ya da yeşil), cisimlerin etrafında ışık ya da çizgiler görme,
  • Sinir Sistemi: Uyuşukluk, baş ağrısı, kafa karışıklığı, depresyon, bitkinlik ve kas zayıflığı,
  • Kalp: Düzensiz kalp atışı ya da yavaş kalp hızı.
  • Görme ile ilgili yan etkiler ilk ve sık çıkan belirtilerdir. Ünlü ressam Van Gogh’un da digitalis purpurea kullandığı ve onun bazı yan etkilerine maruz kaldığı söylenir (Bakınız: Van Gogh ve Digitalis).

Bu yan etkiler, dozunuzun değiştirilmesi gerektiği anlamına gelebilir. Doktorunuzla birlikte doğru dozu belirlediğinizde yan etkilerle karşılaşmazsınız.

Digoksinin yiyecekler ve ilaçlarla etkileşimi konusunda kaygılanmalı mıyım?

Digoksin, çoğunlukla, kalp yetmezliği tedavisi için kullanılan diüretikler (idrar söktürücü ilaçlar), ACE inhibitörü ve bir beta-blokerle birlikte yazılır. Ve bu ilaçlarla önemli etkileşimi yoktur. Ancak bazı ilaçlarla önemli etkileşimleri vardır:

Digoksin düzeyini artıran ilaçlar:

  • Amiodarone, Propafenone, Quinidine (ritim bozukluklarında kullanılır)
  • Clarythromicyn, Erythromycin, Tetracyclin (antibiyotik)
  • Diltiazem, Verapamil (kalp ilacı)
  • Indomethacin (ağrı kesici)
  • Intraconazole (mantar ilacı)
  • Spironolactone (idrar söktürücü)

Digoksinin potasyum düşüklüğünde toksik etkileri daha çabuk ortaya çıkar. Onun için doktorunuzun düşük sodyumlu diyet ve potasyum desteği yada yüksek oranda potasyum içeren yiyecekler (muz ve portakal suyu gibi) içeren diyet tavsiyelerini uygulayın.

Hamile kadınlar digoksin alabilir mi?

Digoksin kullanan bayanlar hamile iseler ya da hamile kaldıklarında doktorlarını haberdar etmelidirler. İlaç fetüse geçmektedir, ancak hamilelik üzerine etkilerinin ne olduğu şu an için bilinmemektedir.

Emziren kadınlar ne yapmalı?

Digoksin kullanan bayanlar emzirmemelidirler. İlaç, anne sütü vasıtasıyla bebeğe geçebilir ve bunun muhtemel etkisi bilinmemektedir.

Çocuklar digoksin kullanabilir mi?

Digoksinin yan etkileri çocuklarda farklı değildir. Gerekirse doktorunuz verebilir.

Yaşlı insanlar digoksin kullanabilir mi?

Yaşlılarda böbrek fonksiyonları azalma gösterdiğinden dolayı digoksini daha dikkatli kullanmak gerekir. Genelde, yaşlılarda daha düşük dozlar kullanılır.

Statinler (kolesterol ilaçları) nedir?

Statinler, kandaki kolesterol ve trigliserid denilen yağların (lipidler) düzeyini azaltmak için kullanılan ilaçlardır.

Kolesterol düşürücü olarak başka grup ilaçlar da kullanılır. Bunlar arasında fibratlar, safra asidi reçineleri, nikotinik asit ve ezetimib sayılabilir. Hepsi yaygın olarak yüksek kolesterolü tedavi etmek için kullanılmakla birlikte, statinler bu tedavide ilk seçilecek ilaç haline gelmiştir.

Bilindiği gibi başta yüksek kolesterol olmak üzere, trigliseridler ve kandaki diğer yağlar, damar sertleşmesi (ateroskleroz), kalp kriziinme ve kalple ilgili diğer hastalıkların ortaya çıkma riskini artırmaktadır. Bkz. Kolesterol ve Kalp Damar Hastalıkları

Statinler, vücudun kolesterol yapmak için kullandığı bir enzimin (HMG-CoA reductase) üretimini bloke ederek çalışırlar. Böylece kolesterolün karaciğerde sentezi (imalatı) azalır. Statinler, yüksek kolesterolü olan hastaların kanlarındaki yağ seviyesini düşürmekte etkilidirler ve bu şekilde koroner, serebrovasküler (beyin damarları) ve periferik vasküler (bacak damarları) hastalıkların engellenmesine yardımcı olurlar.

Kandaki yağ seviyelerini düşürmede tüm kolesterol düşürücü ilaçlar bir dereceye kadar etkili oldukları halde statinler, LDL kolesterol (kötü huylu kolesterol) seviyelerini ve trigliserid seviyelerini düşürmede özellikle etkilidir. Statinler, çeşitlerine ve dozajlarına bağlı olarak LDL seviyelerini %30-60 arasında düşürmektedirler.

Statinler HDL kolesterol (iyi huylu kolesterol) seviyesini de bir miktar yükseltir.

Son çalışmalar statinlerin hafif anti-enflamatuar (enflamasyon=iltihap) özellikleri olduğu ve vücutta enflamasyonun bir işareti olan C-reaktif proteinin (CRP) kandaki seviyesini düşürdüğünü göstermiştir. C-reaktif proteinin, damar duvarlarının enflamasyonu sonucu olarak ortaya çıkan ve kalp krizi ve inmeyi önceden tahmin etmek için kullanılan iyi bir belirteç olduğu bilinmektedir.

Günümüzde çeşitli sayıda statin bulunmaktadır. Bunlar:
  1. atorvastatin (lipitor, ator, tarden, kolestor, saphire vb)
  2. fluvastatin (lescol)
  3. lovastatin (lovakor)
  4. pravastatin (pravachol)
  5. simvastatin (zocor, zovatin, lipovas, simvakol vb)
  6. rosuvastatin (crestor vb)
  7. pitavastatin (alipza)

Statinler, kendi aralarında, etkinlik dereceleri ve muhtemel yan etkileri bakımından farklılıklar göstermektedir. Özellikle, düşük dozda fluvastatin en az etkili statinken, rosuvastatin, LDL kolesterolü düşürmede en çok etkiye sahip olandır. Yan etkilerin ortaya çıkma olasılığı dozla arttığı için, doktorlar doğal olarak maksimum etkiyi mümkün olan en az dozla elde etmeyi tercih etmektedir.

Statinlerin potansiyel yan etkileri

Statinlerin yan etkileri konusu oldukça popüler olmuş ve kamuoyunu ve özellikle de medyayı her zaman yakından ilgilendirmiştir. Ancak ne yazık ki verilen bilgiler çoğunlukla tek yanlı, eksik veya yanlış olmaktadır (Bu konu ile yazdığım bir yazıyı buradan okuyabilirsiniz).

Şüphesiz statinlerin de diğer ilaçlar gibi birçok yan etkisi vardır. Yan etkisi sıfır olan bir ilaç, günümüzde hala yoktur. Statinleri en çok bilinen (fakat en sık olmayan) yan etkileri karaciğer ve kaslar üzerine olanlardır: Karaciğer üzerine olan yan etkiler karaciğer enzimlerinin (SGOT, SGPT, GGT) yükselmesi şeklindedir, %0,5-%2 oranında görülür ve çoğunlukla dozla ilgilidir. Böyle bir şey olması ise karaciğer hasarını göstermez. Bu yan etkinin olması da ilacın kesilmesini gerektirmez, doz azaltılır veya başka bir statin verilirse sorun çoğunlukla çözümlenir. Doktorunuzun sizi belli zamanlarda kontrollere çağırmasının nedenlerinden biri de bu tür yan etkilerin ortaya çıkıp çıkmadığını anlamak ve böyle bir şey varsa gereken önlemleri almaktır.

Aslında bu ilaçların karaciğer yağlanmasına bağlı enzim yükselmelerini bile normale indirebildiği bilinmektedir.

Çok sık olmamakla birlikte aşağıdaki yan etkiler de görülebilir. Yan etkiler ortaya çıkarsa doktorunuza haber vermelisiniz.

  • Alerjik reaksiyon (hırıltılı soluma, nefes darlığı, kaşınma ya da deri döküntüsü)
  • Cinsel istek ya da yetenekte azalma
  • Uyumakta zorluk çekme
  • Kabızlık
  • İshal
  • Sersemleme ya da baş dönmesi
  • Aşırı gaz ya da geğirme
  • Baş ağrısı
  • Mide yanması ya da hazımsızlık
  • Karın ağrısı
  • Mide bulantısı ya da kusma
  • Cilt döküntüleri

Bu yan etkiler kalıcı değildir. Doz veya ilacın değiştirilmesiyle kaybolabilir.

Statinlerin çok nadir görülen fakat çok önemli bir yan etkisi, kaslar üzerinedir (rabdomiyoliz – kas hücrelerinde harabiyet kas erimesi.) Oldukça nadir (%0.08) görülen bu yan etki, çoğunlukla yüksek dozlarda ve yağları düşürücü birden fazla ilaç kullanıldığı zaman olabilmektedir. Rabdomiyoliz kas hücrelerinin parçalanıp içeriklerinin kana karıştığı bir durumdur. Genellikle baldır kaslarını etkiler, çok nadir böbrek ya da organ kaybına ve ölüme yol açar. Rabdomyolizde aşağıdaki belirtiler görülebilir:

  • Kaslarda kramplar, ağrı, şişme, zayıflık, sertlik ve/veya hassasiyet
  • Ateş
  • Koyu idrar
  • Mide bulantısı ve/veya kusma
  • Kırgınlık

Kasla ilgili gelişen bu durum kanda kreatin fosfokinaz (CPK) adlı bir kas enziminin düzeyi ölçülerek anlaşılır. Bu önemli komplikasyon, yüksek dozda statin ile birlikte başka bir kolesterol düşürücü ilaç grubu olan fibratları beraber alan yaşlı hastalarda daha fazla görülür. 2001 Ağustosunda, bir statin türü olan serivastatin (ticari adı “LİPOBAY”) adı verilen ilaç ile ölümle sonuçlanan rabdomiyoliz vakalarının diğer statinlere göre daha fazla görüldüğü raporu üzerine üreticisi tarafından gönüllü olarak pazardan çekilmiştir.

Statinler, kas hasarı olmaksızın kas ağrısı ve hassasiyet de yapabilir.

Statinlerin diğer ilaçlarla olan etkileşimi

Statin alan hastaların diğer ilaçlarla ilgili olarak özellikle dikkat etmeleri gereken konular şunlardır:

  • Diğer kolesterol düşürücü ilaçlar: Doktorunuz özel olarak belli bir dozda bir ilaç kombinasyonu yazmadığı sürece aynı anda birden fazla kolesterol düşürücü almak, yan etki olasılığını daha da artırabilir. Gemfibrozil adı verilen bir fibrata özellikle dikkat edilmelidir, çünkü bir statinle birlikte gemfibrozil almak rabdomiyoliz riskini artırabilir.
  • İnotroplar (örn: digoksin): Kalbin kasılmasını güçlendirerek daha fazla kan pompalamasını sağlayan ilaçlar. Atorvastatin, fluvastatin ya da simvastatinle kullanımları inotropların kandaki seviyelerini, dolayısıyla inotropların yan etki sıklığını artırabilir.
  • Doğum kontrol hapları: Atorvastatinle kullanımları doğum kontrol haplarındaki hormonların kandaki seviyelerini, dolayısıyla da bunların yan etki sıklığını artırabilir.
  • Kalsiyum kanal blokerleri: Kalsiyum iyonlarının kalp hücrelerine ve damarlara girişini engelleyen ilaçlar. Bunlar kalbe giren oksijence zengin kanı arttırır, kan basıncını düşürür ve kalbin yükünü hafifletirler. Simvastatinle kullanımı kas problemleri için riski artırabilir.
  • Proteaz inhibitörleri: HIV tedavisinde kullanılan ilaçlar. Simvastatinle kullanımları böbrek yetmezliği ya da kas problemleri riskini artırabilir.
  • Azol antifungaller (sistemik mantar ilaçları): Vücudun çeşitli yerlerinde meydana gelebilecek ciddi mantar enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılan ilaçlar. Ağızdan hap şeklinde alınabilir ya da iğneyle enjekte edilebilir. Bazı statinleri azol antifungallerle kullanmak böbrek yetmezliğiyle sonuçlanabilecek kas problemleri riskini artırabilir.
  • İmmünosüpresanlar: Genellikle organ naklinden (örn: kalp nakli) sonra vücudun organı reddetmesini engellemek için kullanılan bağışıklık sistemini zayıflatıcı ilaçlar. Statinleri immünosüpresanlarla almak rabdomiyoliz riskini artırabilir.
  • Eritromisin: Enfeksiyon tedavisinde kullanılan bir tür antibiyotiktir. Statinleri eritromisinlerle kullanmak rabdomiyoliz riskini artırabilir.
  • Greyfurt suyu: greyfurt suyu karaciğerin bazı statinleri parçalama özelliğini azaltır ve bu da statinlerin kanda toksik düzeylere ulaşmasına yol açabilir (özellikle atorvastatin ve simvastatin). Ancak statinlerin kanda toksik düzeylere ulaşmasına yol açabilmesi için greyfurt suyunun yüksek miktarlarda (günde 750 ml -1 litre, yaklaşık 3-4 su bardağı dolusu) içilmesi gerekir. Greyfurt suyunun ilaçtan 4 ya da daha fazla saat önce alınması bu olasılığını azaltsa bile, statin alan hastaların greyfurt suyu içmekten veya greyfurt yemekten sakınmaları önerilmektedir.

Statinlerin başka önemli etkileri

Statinler tartışmasız bir şekilde kalp damar hastalarında damar hastalığı ilerlemesini durdurmakta hatta geriletebilmektedir. Bugün artık bu gerçek çok sayıda yapılmış bilimsel araştırmalarla ispat edilmiş durumdadır. Bundan dolayı kötü kolesterol (LDL kolesterol) düzeyi belli bir sınırın üstündeki kalp damar hastalarına verilmektedir.

Statinlerle ilgili yapılan çalışmalarda statin kullanan hastalarda başka olumlu etkilerin de ortaya çıktığı görülmüştür. Son bulgulardan bazıları şunlardır:

  • Niasinle birlikte kullanıldığında simvastatin, kalp krizi, inme ve kalbe bağlı ölüm riskini önemli ölçüde azaltmaktadır.
  • Statinler C-reaktif proteinlerin (CRP) kandaki seviyelerini azaltabilmektedir. CRP enflamasyon durumunda karaciğerin ürettiği bir maddedir (bir çeşit iltihap belirteci). CRP kalp hastalıklarında enflamasyonu erken göstermesi açısından önemli bir belirteçtir.
  • Statinlerin kan pıhtılarını engelleyen hafif bir antikoagülan özelliği olduğu düşünülmektedir.
  • Araştırma sonuçlarına göre statinler yaşlı hastalardaki ölüm ve koroner hastalıkların oranını önemli ölçüde azaltmaktadır. Statinlerin yaşlı nüfus tarafından az kullanılmakta olduğu göz önünde bulundurulduğunda bu önemlidir.
  • Kandaki kolesterol seviyelerini düşürmede kuşkusuz diyet de önemlidir. Diyet ya da statin kullanımı yoluyla kolesterolün aynı derecede düşürüldüğü durumlarda, statin tedavisi uygulanan hastalarda daha az kardiyak olay gözlenmiştir. Bu da statinlerin yararlı etkilerinin sadece yağ seviyesi düşürücü özelliklerine bağlı olmadığını, aynı zamanda başka faktörlerin de devreye girdiğini göstermektedir.
  • Kalp krizi ya da kararsız anginanın hemen ardından hastaya yüksek dozda statin verilmesi gelecekte başka bir koroner olayın yaşanma riskini azaltmaktadır. Bu olumlu etki, kan kolesterol seviyeleri aşırı yüksek olmayan hastalarda bile görülmektedir.
  • LDL seviyelerini düşürmenin yanında statinler, kalsifikasyon adı verilen damar duvarlarında kalsiyum birikmesi olayını yavaşlatırlar. Bu olay damarların sertleşmesi ve daralmasında rol oynayan faktörlerden biridir ve hatta damar tıkanıklıklarına yol açabilirler.

Statin kullanımıyla ilgili dikkat edilmesi gereken konular

  • Bazı kolesterol düşürücüler, karaciğerde, hastanın ilacı bırakmasından sonra kendiliğinden düzelen enzim yükselmesine yol açabilir. Bunu ve diğer komplikasyonları takip etmek için hastalar düzenli olarak kan testleri ve karaciğer fonksiyonu testlerinden geçmelidirler.
  • Bazı statinler (lovastatin gibi) yiyecekle birlikte alındıklarında daha iyi çalışırlar.
  • Bir sonraki doza çok yakın olmadığı sürece bir doz atlandığında en yakın zamanda alınmalıdır. Çok yakın olduğu durumlarda kaçırılan doz atlanmalıdır.
  • Hastalar önce doktorlarına danışmadan ilaçlarını almayı aniden kesmemeli ya da dozajı ya da aldıkları saati değiştirmemelidirler.
  • Hastalar yüksek kolesterolü tedavi etmek için kullandıkları ilaçları ciddi yan etkiler doğurmadığı sürece hayatlarının geri kalan kısmında da almak zorundadırlar.
  • Ayrıca bu ilaçların yüksek kolesterolü sadece kontrol altında tutabildiğini, dolayısıyla alındığı sürece işe yaradığı, bırakılınca kolesterolün tekrar yükselebileceği unutulmamalıdır.
  • Hastalar ilaçlarını aynen önerildiği gibi almaya devam etmeli; kalbe dost, doymuş yağ oranı düşük diyetler uygulamalı ve doktorlarıyla görüşmelerini kaçırmamalıdırlar.
  • Aşağıda belirtilen durumları olan hastalarda statin kullanımı mutlak yakın doktor kontrolü altında olmalıdır:
    • Yüksek miktarda alkol kullanımı (mevcut veya geçmişte)
    • Karaciğer rahatsızlığı (geçmişte rahatsızlığın yaşanmış olması ya da yüksek karaciğer enzimleri)
    • Ciddi enfeksiyon
    • Düşük kan basıncı (hipotansiyon)
    • Organ nakli (örn: kalp nakli)
    • Yakın zamanda geçirilmiş büyük ameliyat (örn: açık kalp ameliyatı) ya da travma

Statinler ve hamilelik

Hamile olan ya da yakın gelecekte hamile kalmayı planlayan kadınlara statin almamaları tavsiye edilir. Bu ilaçlar fetüsün doğru gelişmesi için gerekli olan kolesterolün yapımını engeller. Hamilelik sırasında statin kullanımı doğumda hasarlara yol açabilir. Bu ilaçları aldıkları sırada hamile kalabileceğini düşünen kadınlar hemen doktorlarına başvurmalıdırlar.

Statinler ayrıca emziren kadınlara da önerilmemektedir.

Statinler ve çocuklarda kullanım

Amerika’da ortalama 50 milyon çocuğun kolesterol seviyelerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Buna rağmen küçük çocukların yağ yüksekliği durumunda ne yapılması gerektiği konusu tartışmalıdır.

Statinlerin kullanımı ve etkinliği ile ilgili klinik denemelerin çoğu yetişkinler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Sınırlı sayıda araştırma bu ilaçların 18 yaşın altındaki çocuklar için güvenli ve etkili olduğunu saptamıştır, fakat bu şekilde kullanımın uzun dönemdeki etkileri henüz belirlenmemiştir. Ayrıca, çocukların kullanımı için uygun dozlar belirlenmemiştir ve statinlerin etkinliği diğer yağ seviyesi azaltıcı ilaçlarla henüz karşılaştırılmamıştır.

Statinler ve yaşlılarda kullanım

Statinler, güvenlik ve etkinlik açısından sınırlı sayıda yaşlıda test edilmiştir (65 yaş ve üzeri). Araştırmalar yaşlılarda statin kullanımının, yan etkiler ve riskler bakımından genç erişkinlerden farklı olmadığını göstermektedir. Hatta araştırma sonuçları statinlerin yaşlılarda, ölüm ve koroner olayları önemli ölçüde azalttığını göstermektedir.

Statin kullanan yaşlılarda rabdomiyoliz adı verilen ciddi bir komplikasyon riskinin yüksek olduğu konusunda bazı bulgular olsa da bu yan etki çok nadir görülmektedir.

Statinlerle ilgili son söz

Statinler, bugün yararlılıkları binlerce insan üzerinde yapılan çalışmalarla test edilmiş son derece önemli etkilere sahip ilaçlardır.

Kuşkusuz bazen ciddi sonuçlara varabilen yan etkilere de sahiptir. Ancak unutulmamalıdır ki yan etkisi hiç olmayan bir ilaç yoktur. Önemli olan ilacın olumlu etkilerinin, olası yan etkilerinin çok çok üzerinde olmasıdır. Statinler de bu grup ilaçlardandır. Ondan dolayı, kalp damar hastalığı, şeker hastalığı olan hastalarda ve LDL kolesterol düzeyi çok yüksek olan insanlarda doktorunuz size bu ilaçları vermişse kullanmakta tereddüt etmemeliyiz.

Coumadin nedir?

Coumadin, kan sulandırıcı bir ilaçtır (antikoagulan). Anti “karşıt” demektir, koagulan ise “pıhtılaştıran” anlamındadır. Antikoagulan, kan damarlarında kan pıhtılarının oluşumunu önleyen anlamında kullanılır. Coumadin adı, aslında piyasa adıdır. İçinde aktif madde olarak “warfarin sodyum” bulunur. Warfarin 1940’lı yılların başında Dr. Link ve arkadaşları tarafından bir bitkiden (tatlı yonca) keşfedildi ve 1955 yılından itibaren ilaç olarak kullanıldı. Bu maddenin patent hakkı Dr. Link tarafından Wiskonsin Alumni Research Foundation’ dan alınmış ve warfarin adı da buradan türetilmiştir (aynı yıl ABD başkanı Eisenhower kalp krizi geçirmiş ve tedavisinde warfarin kullanılmıştı.).

Burada, warfarin yerine daha çok bilinen ilaç ismi olan coumadin adıyla anılmasını uygun buldum.

Coumadin niçin kullanılır?

Vücutta çeşitli nedenlerde pıhtı oluşumuna eğilim artabilir. Bu durumlarda oluşan pıhtılar yerinden koparak hayati organlarımıza (kalp, beyin, böbrek vs) giden damarları tıkayıp ciddi problemlere neden olabilir. Örneğin pıhtı beyine giderse inmeye (felç) neden olabilir.

  • Bacaklarda, akciğerlerde veya kalp boşluklarında pıhtı oluşumu görüldüğünde,
  • Atriyal fibrilasyon adı verilen düzensiz ve hızlı kalp atışlarının görüldüğü kişilerde bazı risk faktörleri de varsa,
  • Metalik kalp kapağının bulunduğu kişilerde,
  • veya pıhtıya eğilimin olduğu kişilerde kullanılır.

Coumadin ne yapar?

  • Coumadin; K vitamininin oluşumunu engeller. K vitamini, kanın pıhtılaşmasında rol oynar. Bu yüzden K vitamini içeren besinler (bazı yeşil sebzeler ve bazı bitkisel yağlar) coumadinin etkisini azaltabilir (ama bu durum, bu sebzelerin yenmemesi için bir neden değildir, aşağıda açıkladım)
  • Coumadin; vücudun kan pıhtısı yapma yeteneğini en aza indirger. Zararlı pıhtıların oluşumunu ve var olan pıhtıların büyümesini durdurmaya yardımcı olur. Coumadin var olan kan pıhtılarının yok olmasını sağlamaz.
  • Coumadinin etkisi genellikle 24 saat içinde başlar. Etkisi tam olarak 72-96 saat içinde ortaya çıkar. Etkisi ilaç kesilse bile 2 ila 5 gün devam eder. Coumadin doktorunuzun size tavsiye ettiği dozda kullanılmalıdır.

Coumadini nasıl kullanmalıyım?

Coumadinin etkisi dozla doğru orantılıdır. Yani doz arttıkça etki daha da artar (kan daha da sulanır). Çok yüksek dozlarda kendiliğinden kanamalar da görülebilir. Coumadinin işe yarayabilmesi için kanda belirli bir düzeyde olması (yani kanın belirli bir oranda sulanması ) gerekir. Daha az olursa, işe yaramaz ve yine pıhtılar oluşur. Çok fazla olursa bu sefer de kanamalar görülebilir. Etkili olan bu dozu ayarlamak için kan testi yapılır. Doktorunuzun isteği üzerine yapılan bu kan testleri; İNR testidir. Eskiden bu amaçla protrombin zamanı (PT) kullanılıyordu. Günümüzde de halen kullanılmakla birlikte takipte İNR daha değerlidir. İlacı hangi dozda alacağınızı ve kan testlerinizin değerinin ne olması gerektiğini doktorunuz ayarlayacaktır. İlaç dozu kan testi değerlerinize göre ayarlanacaktır. Almanız gereken Coumadin miktarı zamanla değişebilir, bu nedenle doktorunuzun önerdiği zamanlarda kan testini yaptırıp doktorunuza danışmanız gerekir.

Arzulanan INR değerleri hastalığa göre değişmektedir:

Hastalık INR
DVT/PE 2.0-3.0
Atrial Fibrilasyon 2.0-3.0
Mekanik kalp kapağı 2.5-3.5
DVT: bacak toplardamar pıhtılaşması, PE: Akciğer embolisi

Coumadin’i ne kadar sıklıkta, ne zaman kullanmalıyım?

Coumadin’i her gün aynı saatte ve doktorunuzun size önerdiği şekilde almaya çalışın. İlacı almayı unuttuğunuz takdirde, unutulan tableti, aynı gün içinde mümkün olduğunca çabuk içmeye çalışın. Telafi amaçlı da olsa asla ertesi gün 2 doz birden Coumadin kullanmamalısınız.

Kullanmam gereken Coumadin miktarı zamanla değişebilir mi?

Zaman içinde kullanmanız gereken Coumadin miktarında değişiklikler olabilir. Onun için belli zamanlarda (doktorunuzun size söyleyeceği sıklıkta) İNR testi yaptırmalısınız.

Coumadin ülkemizde hangi dozlarda bulunuyor?

Coumadin ülkemizde ortadan bölünebilir çentikli olarak 5 ve 10 mg’ lık dozlar halinde bulunuyor. İlacınızı alırken mutlaka doğru dozda (5 veya 10) verildiğine emin olunuz. Yurtdışında ise yine aynı isimle, çok daha hassas doz ayarlamalarına imkan veren çok çeşitli miligramlarda (her biri ayrı renklerde) bulunuyor.

İNR testini ne zaman yaptırmam gerekir?

Coumadin’i ilk kullanmaya başladığınız günden sonra 3-4 günde bir yapılması gereken kan testleri, coumadinin etkisi istenilen düzeye ulaştıktan sonra 3-4 haftada bire düşürülür ve bu şekilde gider. Bu testler doktorunuz tarafından belirlenecek Coumadin miktarının doğru saptanmasını sağlar.

İNR testinin periyodik aralıklarla tekrarlanması, ilaç tedavisinden maksimum yarar sağlanması açısından gereklidir.

İNR tahlil sonuçlarını değiştiren etmenler nelerdir?

Kullanılan diğer ilaçlar, uygulanan diyetler ve hastalıklar, ilaç etkinliğinin, dolayısıyla da İNR oranının değişmesine neden olabilir. Aslında coumadin alınması gereken dozu bakımından dertli olan bir ilaçtır. Bir çok şeyler etkinliğini değiştirebilir. Bu durum alan kişiden bağımsız olabilir, yani kişinin bir hatasından olmayabilir. Onun için zaman zaman ilacın dozunun ayarlanması gerekebilir.

Coumadin’in olası yan etkileri nelerdir?

En önemli yan etki kanamalardır:

  • baş ağrısı ve baş dönmesinden şikayetçiyseniz,
  • burun kanamaları oluyor ve kanama durmuyorsa,
  • dişlerinizi fırçalarken diş eti kanamanız oluyorsa,
  • kan kusuyorsanız,
  • bilinmeyen nedenlerle cildinizde siyah ve mor lekeler oluşuyorsa,
  • idrar renginiz kırmızı ya da koyu kahverengi ise,
  • tuvaletinizi yaptığınız sırada dışkının rengi siyah ya da kırmızıysa,
  • menstruasyon (adet) döneminde normalin üstünde kanamanız oluyorsa,
  • beklenmeyen ağrı ve şişkinlikler hissedildiğinde,

hemen doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.

Pek sık görülmemekle birlikte Coumadin’in ciddi yan etkilerinden biri de “deri nekrozu (harabiyet)” ve “mor parmak” sendromudur.

İlaç etkileşimleri ve uygulanması gereken diyet hakkında neler bilmeliyim?

Coumadin, reçeteli ve reçetesiz satılan bir çok ilaçla etkileşimde bulunur. Bu nedenle, herhangi bir ilacın kullanımına başlamadan, kullanımını bırakmadan veya ilaç değiştirmeden önce mutlaka doktorunuza başvurmalısınız. Reçetesiz satılan ve Coumadin ile etkileşen bazı ilaçların arasında; romatizma ağrılarında kullanılan ağrı kesici ilaçlar, aspirin, mide ülserinde kullanılan bazı ilaçlar (simetidin, ranitidin), K vitamini içeren vitamin hapları bulunmaktadır. Bitkisel ilaçlar da Coumadin ile etkileşime girebilir. Bitkisel ve doğal ürünler kullanıyorsanız, doktorunuzu bunlar hakkında bilgilendiriniz.

Aşağıdakilerden herhangi birinin olması halinde ne yapmalıyım?

  • Vücudunuzda kesiğe neden olduğunuzda ve kanamayı durduramadığınızda; kesinlikle doktorunuza danışmalısınız, size medikal bir müdahale uygulanması gerekip gerekmediğine doktorunuz karar vermelidir.
  • Hamile kalma durumunda; hamile iseniz ya da hamile kalacaksanız, Coumadin kullanmak bebekte ciddi problemlerin oluşmasına neden olur. Coumadin kullanıyor ve hamile kalmak istiyorsanız mutlaka doktorunuza danışmalısınız.
  • Coumadini saatinde almayı unutmanız halinde; telafi için asla fazladan Coumadin almayınız. Kaçırdığınız tableti aynı gün içinde içmeye çalışınız, ertesi gün telafi amacıyla alınan 2 doz Coumadin sağlığınız için tehlike yaratabilir.
  • Coumadin kullanırken yolculuk yapmak isterseniz veya yolculuğa çıkmanız gerekirse; İNR testi yaptırmanız gerekebilir, bu nedenle doktorunuzu seyahat planınızdan haberdar ediniz. Yolculuk süresince, yemek yeme alışkanlıklarınızı ve günlük aktivitelerinizi rutin şekilde devam ettirmeye çalışın. Seyahat süresince ihtiyacınızı karşılayacak miktarda Coumadin’i yanınızda götürdüğünüze emin olun.
  • Bir spor aktivitesinde yer almak isterseniz, mutlaka doktorunuza danışmanız gerekmektedir, ciddi sakatlanmalara yol açacak aktivitelerden kaçınmanızı isteyebilir.

Yemek yeme düzenimde bir değişiklik yapmam gerekir mi?

Besinlerle aldığınız K vitaminindeki büyük değişiklikler, Coumadin’in vücudunuza olan yararını olumsuz yönde etkileyebilir. Uyguladığınız diyeti dengeli tutmanız, aldığınız K vitamini seviyesini belirlemekte son derece önemlidir. Örneğin 10 günde bir ıspanak yemeği yiyorsanız aynı sıklıkta yemeğe devam edebilirsiniz. Ama bir hafta süreyle her gün ıspanak yerseniz, coumadin etkinliği azalacak yani İNR düşük çıkacaktır.

Yemek düzeninizde büyük değişiklikler yapmadan önce, lütfen doktorunuza danışınız. Eğer yaptığınız değişiklikler, sağlık sorunlarınızdan kaynaklanan zorunlu değişiklikler ise, bu durumda da doktorunuzu bilgilendirmeniz gerekmektedir.

Bol miktarda K vitamini içeren besinlerin tüketiminden kaçınmalı mıyım?

Hayır. Tek yapmanız gereken, diyetinizi dengeli tutmanızdır. Sağlıklı bir beslenme için gerekli olan besinler de (yapraklı yeşil sebzeler ve bazı baklagiller gibi) içerdikleri K vitamini açısından zengin olabilirler. Önemli olan besin dengesini sağlayabilmektir. Çünkü coumadin dozu sizin yemek tarzınıza göre ayarlanacaktır. Ne yazık ki bir çok yerde (ve bilgi kirliğinin çok yoğun olduğu internette) coumadin kullananlara, son derece yararlı ve sağlıklı olduğu kesin kanıtlanmış olan yeşil sebzeler yasaklanmaktadır. Bu doğru değildir: Bu besinleri her zaman hangi sıklık ve miktarda tüketiyorsanız aynı şekilde tüketmeye devam ediniz. Çünkü ilacınız her zaman aldığınız diyete göre ayarlanır.

Yiyeceklerin dondurulması, kurutulması ya da pişirilmesi, içerdikleri K vitamini miktarını değiştirir mi?

Pişirilen, dondurulan veya kurutulan besinlerin içerdiği K vitamini miktarı, tazeyken içerdikleri miktarla aynıdır.

Tükettiğim besinlerde ne kadar K vitamini bulunmaktadır?

Orta miktarda K vitamini içeren besinler:

  • Margarin
  • Zeytin yağı
  • Kuşkonmaz
  • Avokado

Yüksek miktarda K vitamini içeren besinler (bunlar genel olarak yeşil sebzelerdir):

  • Mayonez
  • Kanola, soya yağı
  • Brokoli
  • Brüksel lahanası
  • Lahana
  • Hindiba
  • Yeşil soğan (çiğ)
  • Kara lahana
  • Yeşil lahana
  • Kıvırcık salata
  • Aysberg salata
  • Yeşil hardal
  • Maydanoz
  • Nane
  • Bezelye
  • Ispanak
  • Semiz otu
  • Tere
  • Şalgam yaprağı
  • Yeşil çay
  • Pazı
  • Salatalık (kabuklu)

UNUTMAYINIZ Kİ; hangi besinin daha çok K vitamini içerdiğinden daha önemlisi, sizin diyetinizin dengeli olmasıdır. Yani hangi besinden  ne kadar sıklıkta alıyorsanız aynı sıklıkta almaya devam etmelisiniz.

COUMADİN KULLANIRKEN

Yapılması Gerekenler:

  • Coumadin’i doktorunuzun size tavsiye ettiği gibi kullanın.
  • Günlük yeme alışkanlıklarınızı aynı tutmaya çalışın.
  • Sizden istendiği zaman kan tahlillerinizi yaptırmayı kesinlikle ihmal etmeyin.
  • Kullandığınız her türlü ilaçtan ve uyguladığınız beslenmeye yönelik her türlü bitkisel ilaçlardan doktorunuza bahsediniz.
  • Hastalanma, yaralanma ve durdurulamayan kanama durumlarında mutlaka doktorunuza başvurun.
  • Dişçiye gittiğinizde veya herhangi bir sağlık uygulamasında, operasyonu gerçekleştiren sağlık görevlisine coumadin kullandığınızı bildirin.
  • Yanınızda coumadin kullandığınızı bildiren bir not taşıyın.

Yapılmaması Gerekenler:

  • Telafi amacıyla fazladan tablet almayınız.
  • Hamile iseniz veya hamile kalma ihtimaliniz varsa doktorunuzu mutlaka haberdar ediniz.
  • Doktorunuza danışmadan başka bir ilaç kullanmayınız.
  • Doktorunuz özellikle belirtmedikçe başka warfarin tabletlerini Coumadin’le birlikte kullanmayınız. Unutmayınız ki, jenerik warfarin tabletleri ve Coumadin aynı tedavi için kullanılır ve birlikte alınması yüksek doza neden olur. Bu iki tabletin değişik şekilleri ve işaretlerinin olması, yanlışlıkla ikisini birden almanıza neden olabilir.
  • Alkol tüketiminden kaçının.
  • Travmatik yaralanmalarla sonuçlanabilecek her türlü aktiviteden kaçının.
  • Alternatif tıpta kullanılan bir takım maddeler de warfarin ile etkileşime girebilir (kontroitin, balık yağı, ginkgo biloba, ginseng, mentol, deniz yosunu, E vitamini vb). Bunların kullanımı için mutlaka doktorunuza danışınız.

Eskiden pıhtı oluşumunu engelleyen ve ağızdan alınan tek ilaç coumadin iken günümüzde coumadinin bir çok alternatifi bulunuyor. Yeni çıkan bu ilaçları alırken belli zamanlarda kan testi ile doz ayarlamak gerekmez. Yalnız bu ilaçlar, kapak hastalığı (mitral darlığı) sonucu gelişen atrial fibrilasyon ile metalik kalp kapaklarında coumadinin yerini alamamıştır.


Ayrıntılı Bilgi:

İNR değerini etkileyen faktörler

İNR değerini etkileyen ilaçlar

Aspirin

Tarihçe

Aspirindeki başlıca ağrı kesici kimyasal olan salicin MÖ 5. yüzyıldan beri ağrı dindirici olarak kullanılmaktadır. Hipokratında aralarında olduğu bazı insanlar söğüt ağacı kabuğu ve yapraklarının çiğnenmesinin, ya da bunların kullanılmasıyla hazırlanan ilaçların ağrıyı dindirdiğini keşfetmişlerdi. 1800’lü yıllarda araştırmacılar salicinin ağrı kesici bir kimyasal olduğunu saptadılar. Salicin’in mide üstüne olumsuz etkileri o kadar fazlaydı ki bu etkisinin azaltılıp piyasaya sunulması 1915 yılını buldu. İlk üretici Alman Bayer firması idi.

Aspirin?

Aspirin kelimesinin 1. harfi salicin’in mide etkilerini azaltmak için kullanılan kimyasalın ilk harfinden gelmektedir: Acetyl chloride. Daha sonraki 4 harf ise salicin’in üretildiği bitkiden gelmektedir: Spirea ulmaria. Son 2 harf ise o zamanlar adet olduğu üzere ilaç isimlerinin sonuna konulan takıdan gelmektedir: -in.

100 yılı aşkın bir süredir aspirin baş ağrısı ve diğer ağrılar için ağrı kesici olarak kullanılıyorken 70’lerin başında, ağrı dindirici etkisinin yanı sıra kalp hastalarına sunduğu faydalar sebebiyle “mucize ilaç” olarak adlandırılmıştır. Otuz yıldan uzun bir süredir yürütülen bir araştırma sonucunda aspirinin koroner arter rahatsızlığı ya da yüksek kan basıncı gibi kardiyovasküler (kalp damar) rahatsızlıkları olan insanlardaki ilk ve daha sonraki kalp krizlerini, inme ve diğer kardiyovasküler olayları önlediği bulunmuştur. U.S. Food and Drug Administration (FDA)’a göre her sene ABD’de 20 milyar tablet tüketilmektedir.

Aspirin hakkında kanıtlanmış gerçekler

  • Aspirin tedavisi, kalp krizi geçiren hastalarda oluşabilecek zararları ve başka bir muhtemel kalp krizi riskini azaltmaktadır.
  • Özellikle kalp krizi gibi acil durumlarda yutmaktan çok çiğnemek ilacın kana daha hızlı karışmasını sağlamaktadır.
  • Aspirinin inme ve beyin damarlarındaki tıkanıklık sonucu oluşan geçici iskemik atak (TIA) gibi rahatsızlıklara karşı koruyucudur.
  • Son yıllarda başta kolon kanseri olmak üzere bazı kanserlerde koruyucu etkisinin olduğu keşfedildi.

Aspirin ilk kalp krizi riskini %32 oranında, kalp krizi, inme ve vasküler ölüm riskini de %15 oranında azaltmaktadır. bu konuda ABD’de 22.000 doktor üzerinde bir çalışma yapılmış ve aspirin kullananlarda kalp krizi %50 daha az görülmüştür.

Doz

Araştırmaların çoğu günlük düşük dozda (81 miligram) aspirinin kalp krizi ve inmeyi önlemede etkili olduğunu göstermektedir. Genel olarak günde 325 mg dan fazla almanın kalp damar sağlığı açışından fazladan sağladığı bir yarar yoktur. Aksine doz arttıkça sindirim sistemine yan etkileri artmaktadır.

Piyasada tablet şeklinde bulunmaktadır. Ayrıca uzun süre kullanımlar için mide yan etkilerini azaltmaya yönelik olarak, midede değil de barsaklarda çözünen şekilleri de yapılmıştır (enteric coated).

Aspirinin reklam aracı, 1929

Kullanım Alanları

Ağrı Kesici

Kimyasal olarak aspirin, ASA (AcetylSalicylic Acid) olarak bilinir. Ağrı ve yanmayı cyclooxygenase (COX) denilen enzimi bloke ederek keser. Bu enzim bloke edildiğinde vücut yara sinyali ve acı hissini sağlayan bir kimyasal olan prostaglandinden fazla üretemez. Örnek olarak, kişi kafasını çarptığında kafadaki zarar gören doku, kişinin acı hissetmesini sağlamak için kimyasallar salgılar. Bu kimyasalların bazıları prostaglandinlerdir. Bu yüzden bunların üretiminin bloke edilmesi yaradan hissedilen acıyı azaltacaktır. Ancak aspirin acıya sebep olan etkene çare değildir (yaranın kendisi), fakat sinir hücrelerinden beyine ulaşan acı sinyallerini azaltmaya yardımcı olmaktadır.

Kan Pıhtılaşmasının Önlenmesi

Prostaglandin üretiminin bloke edilmesi sadece acıyı azaltmaz, aynı zamanda pıhtı oluşumunu da engeller. Bazı prostaglandinler plateletlerin (trombositler=kanda bulunan pıhtılaşmadan sorumlu elemanlar) birleşerek pıhtı oluşturmalarına sebep olur. Prostaglandin üretimi yavaşlatılır ya da engellenirse pıhtı oluşumu da yavaşlatılır ya da engellenir. Bu yüzden aspirin, antiplatelet adı verilen bir ilaç grubuna dahildir. Aspirinin de arasında bulunduğu antiplatelet ilaçlar, plateletlerin birbirlerine bağlanma yeteneklerini azaltarak pıhtı oluşumunu engelleyen ilaçlardır. Aspirin pıhtı oluşumunu engelleyerek arterlerde kalp krizini tetikleyebilecek kümelenmelerin oluşumunu da engeller. Bu etki, aspirinin kesilmesinde sonra 5 gün boyunca devam eder.

Kalp Damar Hastalıklarında

Kan pıhtısı oluşumunun engellenmesine yardımcı olmasıyla aspirin, arterlerden yeterli miktarda kan akışı sağlar ve bu şekilde erkeklerde ve kadınlarda kalp krizi riskini azaltır. Bunu yanında aspirinin kriz sırasında ya da krizden hemen sonra alınırsa krizin zararı da azaltmaktadır. Aspirin, ayrıca anjiyoplasti ve koroner bypass ameliyatı gibi damar girişimlerinden sonra da kullanılır.

Aspirin kullanımından yararlanabilecek insanlar

Genel olarak aspirin aşağıda belirtilen kategorilerdeki hastalara tavsiye edilmektedir:

  • Bilinen koroner arter hastalığı olan hastalar,
  • Kalp krizi ya da anginası olan hastalar,
  • Kalp hastalığı için ciddi risk faktörleri taşıyan hastalar (sigara içen, yeterli egzersiz yapmayan, kolesterol veya trigliserit seviyeleri yüksek olan, şeker hastalığı ya da yüksek kan basıncı olan),
  • Bypass ameliyatı geçirenler,
  • Kalp krizi için risk taşıyanlar,
  • Mini-inme (TİA) ya da iskemik (damar tıkanması ve daralmasına bağlı) inme geçirenler.

Eskiden, bu yukarıda saydığım hastalıkları olmayan ve ileride bu hastalıklara yakalanma olasılığı düşük olan kişilerde koruyucu amaçla aspirin alınması tavsiye edilirdi veya bir kısım sağlıklı insanlar doktor tavsiyesi olmadan kendisi alırdı. Günümüzde bu uygulama kalkmıştır. Çünkü aspirin yan etkileri olmayan bir ilaç değildir. Uzun süreli kullanımda mide barsak sisteminde ülsere ve/veya kanamalara neden olabilir. Bakınız: Kimler aspirin kullanmalı.

Aspirin kullanamayan hastalara ise klopidogrel (Plavix, Pingel, Karum vs) adı verilen farklı bir ilaç verilebilir. Klopidogrel aynı zamanda stent takılan insanlara da verilmektedir. Yapılan araştırmaya göre aspirin alabilen insanlara aspirin ve Clopidogrel birlikte verilmesinin pıhtı oluşumunu engellemekte büyük etkisi vardır. Aspirin-klopidogrel kombinasyonunun ani (akut) koroner olaylar için risk taşıyan insanlara yarar sağladığı görülmüştür.

Aspirin aşağıdaki durumlarda dikkatli kullanılmalı veya kullanılmamalıdır

  • Aspirine karşı alerjileri olan insanlarda,
  • Kontrolsüz hipertansiyonu olan insanlarda,
  • Aspirinle birlikte alındığında mide irritasyonlarına, aşırı kanamaya neden olabileceğinden, alkol bağımlılarında,
  • Ülser, gastrit, iltihabi bağırsak hastalığı ve kanama gibi durumları içeren kronik barsak problemlerinde,
  • NSAI (Non Steroid Antiinflamatur ilaçlar=steroid olmayan romatizmal ağrı kesici ilaçlar) kullanan insanlarda,
  • Aspirin aşırı kanamayı artırabileceğinden ameliyat olmak üzere olan insanlarda (birçok cerrah, ameliyattan 10 gün önce aspirin kullanmayı bıraktırmaktadır.), ancak diş müdahaleleri için (diş çekimi dahil) aspirinin kesilmesine gerek yoktur,
  • Aspirin doğumun gecikmesine yol açabileceğinden ve doğumu zorlaştırabileceğinden hamile kadınlarda (özellikle ilk ve üçüncü trimestir sırasında) (trimestir=gebelikte 3’er aylık dönemlere verilen isim),
  • Su çiçeği ya da grip geçirmekte olan 18 yaşın altındaki çocuklarda aspirin kullanımı ölümcül bir hastalık olan Reye Sendromuna neden olabilir.

Kullanım

Barsakta çözünen tabletler çiğnenmeden yutulmalıdır. Ancak kalp krizi gibi acil durumlarda çabuk etki için çiğnenebilir. Barsakta çözünmeyen şekillerinin mide yan etkilerini azaltmak için yemekle veya antasidle (antasid=mide asit içeriğini azaltmak için kullanılan alkali ilaçlar; dank, talcid, rennie vs.) ya da mide asidini azaltıcı (mide koruyucu) ilaçlarla (nexium, panto, vs) alınabilir.

Aspirin kullanan bazı hastalarda görülen yan etkiler

  • Sindirim sistemi rahatsızlıkları: midede ülser, ağrı, yanma, bulantı, kusma, iç kanama, mide veya bağırsak delinmeleri,
  • Yüz çevresinde şişlikler (alerji sonucu),
  • Astım krizi (allerji sonucu),
  • Yüksek dozda kullanıldığında kulak çınlaması,
  • İnmeye neden olabilecek beyin kanaması.

Hastalar aspirin kullanımı için doktorlarıyla görüşmeleri gereklidir. Aspirin reçetesiz satılan bir ilaç olduğu için, birçok insan aspirini her gün güvenle alabileceklerini düşünmektedir. Oysa aspirinin ve diğer reçetesiz ağrı kesici ilaçların aşırı kullanımı nedeniyle her sene binlerce insan özellikle ciddi mide problemleriyle hastanelere yatmaktadır.

Sonuç olarak aspirin çağımızın mucize ilaçlarından biridir. Ancak kullanımı, doktor kontrolü altında olmalı ve faydaları ve riskleri hakkında doktora danışılmalıdır.


Konuyla İlgili:
Kimler aspirin kullanmalı