Ege Üniversitesi İlaç Geliştirme ve Farmakokinetik Araştırma Uygulama Merkezi Müdür Yardımcısı Prof. Dr. Ulvi Zeybek, üzüm çekirdeğinin değerinin yeterince bilinmediğini kaydetti. Üzüm çekirdeğinin başta gelen özelliğini “güçlü bir antioksidan” olarak anlatan Prof. Dr. Zeybek, şu bilgileri verdi: “üzüm çekirdeği tespit edilebilmiş en güçlü antioksidandır. E vitamininden 50, C vitamininden 20 kat daha güçlüdür. Antioksidan özelliği ile vücudumuzda kimyasal reaksiyonlar sonucu oluşan veya dışardan sigara, alkol veya kirli havayla alınan zararlı maddeleri (serbest radikalleri) etkisiz hale getirir. Serbest radikallerin nötralize edilmesini sağlar.”
Yaşlan
mayı geciktiriyor Antioksidanların ayrıca en etkin antiaging (yaşlanmayı geciktirme) gereçlerinden biri olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Zeybek, “Antioksidanların yardımı ile hastalıkların oluşumu önlenebilir, hormonal denge korunabilir, yaşlanma süreci geciktirilebilir. Bu da üzüm çekirdeğinin önemini ortaya koymaktadır” dedi.
Tiryakilere birebir B vitamininin de üzüm çekirdeğinde bol miktarda bulunduğunu anlatan Prof. Dr. Zeybek, “Taze ve kuru üzümün yanı sıra üzüm suyunda yoğun bir şekilde bulunan potasyum minerali ise vücut sıvılarında basınç oluşmasına yardımcı olur ve asit–baz dengesini sağlar. Üzüm çekirdeği ekstresi özellikle sigara içenler için oldukça faydalıdır” dedi. Prof. Dr. Zeybek, buna karşılık üzüme alerjisi olan kişilerin üzüm çekirdeği almaması gerektiğini, hamilelik ve süt vermede henüz çalışma olmadığı için bu durumlarda da önerilmediğini kaydetti.
Konuyla ilgili:
Üzüm, kadınları kalp hastalığından koruyor!
Daha ayrıntılı bilgi:
https://www.nutraingredients.com/Article/2005/07/27/Grape-boost-to-women-s-heart-health
https://www.nutraingredients.com/Article/2006/07/21/Red-grape-juice-s-heart-benefits-get-boost
Çok kullanılan pıhtılaşma önleyici ilaç olan warfarin’in (coumadin) etkisi kişiden kişiye oldukça farklılık gösteriyor; bazılarında gün aşırı yarım tabletle bile yeterli antikoagülan (pıhtılaşma önleyici) etki elde edilirken bazı hastalarda günde 2 tablete kadar çıkmak gerekebiliyor.
Özellikle pıhtı oluşumuna eğilim olan hastalıklarda (atrial fibrilasyon, metalik kapaklar vb) sık kullanılan warfarin oldukça önemli bir ilaçtır. Warfarin dozunun iyi ayarlanması oldukça önemlidir. Çünkü dozun fazla olması durumunda kendiliğinden oluşan kanamalar olurken, dozun az gelmesi halinde ise kan yeteri kadar sulanmadığından pıhtılaşma oluşur. Uygun ilaç dozunun ayarlanması belli zamanlarda yapılan kan testleri ile (protrombin zamanı veya INR) mümkün oluyor.
Hastalar arasında warfarin dozlarının bu kadar farklı olmasının nedeninin vitamin K epoxide reductase (VKORC1) adı verilen bir gen olduğu bulundu. Hastalar bu genin varyasyonlarına göre 3 kategoriye ayrılabiliyor: yüksek doz, orta doz ve düşük doz.
Bu sınıflama henüz pratik olarak klinik uygulamaya geçmedi ama böyle bir sınıflama olması, uygun antikoagülan etkinin kısa sürede sağlanması bakımından oldukça önemli olacaktır.
The New England Journal of Medicine, June 2005.
Konuyla ilgili:
Coumadin
Hastalar coumadin (kan sulandırıcı ilaç) dozunu kendileri ayarlayabilir
Nedeni bulunamayan kalp durması olaylarının altında stresli bir gün yatabilir!
Kalp durması oluşan ve hayata döndürülüp görüşme yapılan 25 hastanın 9’unun kalp durmasından önceki 24 saat içinde oldukça stresli bir gün geçirdikleri saptandı.
Kalp durması, çok büyük bir oranda ventriküler fibrilasyon denilen ritm bozukluğu sonucu oluşuyor. Bu ritm bozukluğunda kalp düzgün kasılma görevini yapamıyor ve yalnızca kas seyirmesi gibi titreşiyor. Eğer 3 dakika içinde müdahale edilip, elektrik şoku verilerek (defibrilatör denilen aletle) ritm düzeltilmezse beyinde geriye dönüşsüz hasar oluşuyor ve hasta kaybediliyor.
Ventriküler fibrilasyon çok büyük bir oranda organik kalp hastalıkları (kalp damar hastalıkları, kalp krizi, kalp kası hastalıkları vb) sonucu oluşuyor. Bu grup hastalarda da stres tehlikeli ritm bozuklarına yol açabiliyor. Bazen ise ventriküler fibrilasyon nedeni olarak organik kalp hastalığı saptanamıyor. Bu grup hastaların bir kısmında olayın sorumlusunun stres olduğu belirtiliyor. Stresin hangi mekanizma ile kalp durmasına yol açabildiği tam olarak bilinmiyor.
Psychosomatic Medicine, May/June 2005.
ABD’de büyük bir kalp hasta grubunda (40 yaş üzeri 17,541 erkek ve kadın kalp hastası) yapılan çalışmada değişik tip kalp hastalıklarında (kalp damar hastalıkları, kalp krizi, kalp yetmezliği), psikolojik sıkıntı ve depresyon sıklığı araştırıldı. Sonuçta değişik kalp hastalığı gruplarında değişen oranlarda psikolojik rahatsızlık olduğu saptandı. Bu oranlar; kalp damar hastalıklarında %4.1, kalp krizi geçirenlerde %6.4, kalp yetmezliği olanlarda ise %10 civarlarında idi.
Araştırmacılar bu oranların oldukça yüksek olduğunu ve depresyondaki hastaların ancak üçte birinin medikal yardım alabildiğini belirtiyorlar.
Başta depresyon olmak üzere psikolojik rahatsızlıklar kalp hastalıklarını oldukça olumsuz etkiliyor. Hatta öyle ki son yıllarda depresyon, kalp damar hastalıkları açısından risk faktörü olarak sayılmaya başlandı.
European Heart Journal, June 2005,
Konuyla ilgili:
Depresyon
Kolesterol düşürmek için kullanılan statin türü ilaçlardan atorvastatinin, hipertansiyonu olan diabetli hastalardaki kalp damar hastalığı olaylarını azalttığı görüldü. Burada ilginç olan konu kolesterol düzeyi ne olursa olsun, atorvastatinin olumlu etkilerinin olmasıydı.
Araştırmacılar özellikle uzun zamandır diyabeti olan hastaların kolesterol düzeyi ne olursa olsun tedavilerine statin eklenmesinin yararlı olabileceğini belirtiyorlar.
Diabetes Care, May 2005.
Obezite (aşırı şişmanlık) sonucu gelişen hastalıkların tedavisi için yapılan harcamaların, yaşlanma, sigara ve aşırı alkol sonucu gelişen hastalıklarla mücadele için yapılan harcamalar kadar, hatta ondan daha fazla olduğu bildiriliyor.
Avrupa Obezite Kongresinde obezitenin ekonomik sonuçları üzerinde yapılan bir bildiride ABD’de obezite ile ilgili problemlere 2003 yılında %96.7 milyar dolar cıvarında harcama yapıldığı vurgulandı.
Obezite şeker hastalığı, kalp damar hastalıkları ve kemiklerde artroz (kireçlenme) gibi bir çok probleme yol açabiliyor. Obezite tanısı, vücut kitle indeksine göre yapılıyor:
VKİ (vücut kitle indeksi): kilo (kg) / boy (m²)
Buna göre 30 kg/m² üzeri obezite sınıfına giriyor.
Obezite ile ilgili araştırmalar ve özellikle obezitenin ekonomik etkileri ABD’de oldukça önemli. Çünkü ABD’de erişkinlerin %30’u obez. Ancak batı ülkeleri de obezite konusunda ABD’ye yaklaşıyor. Son yıllarda Avrupa ülkelerinde erkeklerin %10-20’sini, kadınların ise %10-25’ini obezler oluşturuyor.
Yeni bir çalışmaya göre çürük dişleri olan yaşlı hastalarda, sağlıklı dişlere sahip olanlara göre 2 kat daha fazla kalp problemleri olduğu görüldü. The Journal of the American Geriatrics Society Dergisinde çıkan araştırmaya göre 3 veya daha fazla diş kökünde aktif çürük olan hastalarda kalp ritm bozuklukları (aritmiler) görülebiliyor. Bu ritm bozuklukları hafif olabildiği gibi hayatı tehdit eden boyutlarda da olabiliyor.
Sağlıklı kalbe sahip olmak için sağlıklı ağız ve dişlere de sahip olmamız gerekiyor.
Koroner arter bypass cerrahisi (CABG), balon ve stent gibi, kalp damar hastalıklarının tedavisinde kullanılan tedavi yöntemlerinden biridir.
Bypass operasyonlarından sonra beyin fonksiyonlarında değişiklik olduğu inancı yaygındır.
Operasyon sonrasında bazı hastalarda hafıza ile ve diğer beyin fonksiyonlarıyla ilgili değişiklik olduğu yolunda şikayetler olmakta idi. Bunların çoğunlukla geçici ve kısa süreli olduğu belirtilmişse de bazı çalışmalarda bu yan etkilerin uzun süreli de olabileceği vurgulanmıştır.
Annals of Neurology dergisinde son çıkan bir derlemeye göre beyin fonksiyonlarıyla ilgili değişikliklerin; operasyonun kendisinden değil de beyin damarlarının mevcut durumu ile ilgili olabileceği vurgulandı. Daha önce beyin damarları ile ilgili bir olay geçirmeyen hastalardaki hafıza ve kişilik değişikliklerinin çoğunlukla hafif ve geçici olduğu ve en geç 3 ay içinde kaybolduğu vurgulanırken, yaşlı ve özellikle önceden beyin damarlarıyla ilgili problem geçiren hastalardaki değişikliklerin daha uzun süreli olduğu belirtildi.
Statinler olarak bilinen kolesterol düşürücü ilaçların önemli bir etkisinin daha olduğu bulundu.
Felç geçirip hastaneye yatırılan hastalardan, daha önceden statin kullananların, hastaneden iyi olarak taburcu olma şanslarının; önceden statin kullanmayanlara göre %70 daha fazla olduğu belirtildi.
1618 hasta üstünde yapılan araştırmada 4 hafta önceden statin başlayanlarda bile statinlerin olumlu etkilerinin görüldüğü bildirildi. Bu da statinlerin kolesterol düşürücü etkilerinin dışında, başka koruyucu etkilerinin de olduğunu düşündürüyor.
Amerikan Nöroloji Akademisi (American Academy of Neurology)’nin yıllık toplantısında, felç geçiren hastalar içinde, statin kullananların kullanmayanlara göre, evlerine çok az bir sekelle ve sekelsiz gitme şanslarının 2.6 kat daha fazla olduğu belirtildi.
Özellikle kalp hastalığı olanlarda felç riskini veya olumsuz sonuçlarını düşürmek için LDL (kötü) kolesterolün 70 mg/dl’ nin altında olması arzu ediliyor.