Yapılan çalışmada ortaya çıkan bulgulara göre tam tahıldan zengin beslenenlerde şeker hastalığı ve kalp damar hastalığı riskinin azaldığı görüldü. Orta yaştaki sağlıklı 1000 kişide yapılan çalışmada şeker hastalığı riski için kanda insülin ve hemoglobin A düzeyleri, kalp damar hastalığı riskini hesaplamak için ise homosistein ve kolesterol düzeyleri ölçüldü ve beslenme alışkanlıkları kaydedildi. Tam tahıl ile beslenenlerin şeker hastalığı ve kalp damar hastalığı gelişme riskinin daha az olduğu görüldü.
Bunun nedeninin, tam tahılın lif, mineral, vitamin ve antioksidanlardan daha zengin olması ile ilgisi olduğu düşünülüyor.
American Journal of Clinical Nutrition, February 08, 2006

Editörün notu:
Tam tahıl nedir?
Tahıl taneleri (buğday, pirinç ve mısır, yulaf, çavdar, arpa, sorgum, darı vb) kabuk (kepek), endosperm, germden oluşur. Tam tahılda bunların hepsi bulunur. Oysa öğütme işleminde kepek ve germ nişastalı endospermden ayrılmaktadır ve son öğütmede undan da ayrılmaktadır. Aslında çoğu kişinin tercih ettiği beyaz un ve bundan yapılan beyaz ekmekte tahılın dış kabuğu (kepek) ve germ kısmı bulunmamakta ve bundan dolayı ekmeğin besleyici değeri azalmakta ve vücutta süratli bir şekilde şekere dönüşerek kilo üzerine de olumsuz etkide bulunmaktadır.
Tam tahıl tanelerinin tüketimi kronik hastalıkları önlediği için diyette bulunmaları önerilmektedir. Tam tahıl tanelerinin kanserlere özellikle de mide ve kolon kanseri gibi sindirim sistemi kanserlerine ve kardiyovasküler hastalıklara karşı koruyucudur. Tam tahılların bileşimi zengindir; iz elementler, fenolik bileşikler ve fitoöstrojenler gibi bileşiklerden dolayı potansiyel hormonal etkileriyle antioksidan fonksiyonları vardır. Tam tahıllar kanser yapıcı maddeleri (karsinojenler) bağlayıcı, glisemik yanıt gücünü azaltıcı etkileri ve diğer potansiyel mekânizmalarıyla hastalıklara karşı koruyucu olabilmektedirler.
Sonuç; demek ki beyaz un sağlıklı değil. Günümüzde büyük marketlerde esmer undan yapılan ekmekler, (saf çavdar ekmeği veya karışık tahıllı ekmekler) rahatlıkla bulunuyor. Bunları tercih
etmemizde yarar var.
Konula ilgili:
Doğru beslenme
Neler yiyelim? Nasıl yiyelim?
Kolesterol bilindiği gibi kalp damar hastalığına neden olan önemli bir faktör. Kolesterolün %80 kadarı vücutta karaciğer tarafından imal ediliyor. Geri kalan ise yediklerimizle (et, yumurta vb) vücudumuza alınıyor. Kolesterol yüksekliğinde, büyük oranda genetik (doğuştan) faktörler rol oynuyor.
Kolesterol yüksekliğinin uygun şekilde tedavi edilmesi 5 yıl içinde kalp damar hastalıklarında %30 kadar azalmaya neden oluyor.
Kalp damar hastalığı olmayan 6814 kişide yapılan araştırmada, bu kişilerin 1/3’ünün ilaç tedavisi gerektirecek kadar kolesterolün yüksek olduğu, ancak bu kişilerin %46’sının herhangi bir tedaviye başvurmadığını ortaya çıkardı.
Bilindiği gibi kalp damar hastalıkları ile mücadelede kolesterol yüksekliğinin de içinde bulunduğu risk faktörleriyle (sigara, şeker hastalığı, stres, depresyon, hipertansiyon, obezite, hareketsizlik vb) savaşmak çok önemli.
Circulation, February 10, 2006
2 fincan kahve içmek egzersiz sırasında kalbin kan akımını azaltıyor.
Özellikle yükseklerde yaşayanlarda, havadaki oksijen miktarı daha az olduğundan, kafeinden sonra kalbin kan akımında azalma daha belirgin. Sağlıklı insanlarda bu problem olmazken, kalp damar hastalarında kalbin beslenmesi bozulacağından tehlikeli olabilir.
Journal of the American College of Cardiology, January 17, 2006.
Öneri: Özellikle kalp hastaları egzersiz yapmadan bir kaç saat içinde kafeinli içecekler içmemeli.
Son yayınlanan bir çalışmaya göre günde en az 5 porsiyon sebze veya meyve yiyenlerde inme riski önemli oranda azalıyor.
Araştırma 257.551 kişinin ortalama 13 yıl süre ile izlenmesi sonunda yapıldı. Yapılan araştırmaya göre günde 5 porsiyondan fazla sebze ve meyve yiyenlerde inme oranı, günde 3 porsiyondan az yiyenlere göre %26 oranında azalıyor. Günde 3-5 porsiyon arasında yiyenlerde ise inme riskinde azalma oranı %11. Görüldüğü gibi porsiyon ile orantılı olarak inme riski azalıyor. Araştırmacılar meyve ve sebzelerin hangilerinin diğerlerinden iyi olduğunu söyleyemeyeceklerini belirtiyorlar.
Aynı zamanda meyve ve sebzelerin fazla tüketilmesinin, kalp damar hastalıkları ve bazı tip kanserlerden de koruyucu olabileceğini vurguluyorlar.

Sebzelerin ve meyvelerin bu olumlu etkilerinin içerdikleri folik asit, potasyum, ve antioksidan maddelerin; homosistein, kan basıncı, kolesterol ve ateroskleroz üzerine olumlu etkileri ile olduğu
düşünülüyor.
Gelişmiş ülkelerde günlük sebze ve meyve tüketimi 3 porsiyon civarında. Bunun daha da artırılması öneriliyor.
Lancet 2006; 367: 320-326
İşte doğal yollarla sağlıklı yaşamamız için güzel bir haber 🙂
Editörün Notu;
Sebze ve meyvede 1 porsiyon ne demektir:
Sebze ve meyvede 1 porsiyon düşündüğümüz kadar büyük değil; 1 porsiyon meyve 60 kalori, 1 porsiyon sebze ise 25 kalori.
1 porsiyon meyvenin karşılıkları :
1 porsiyon sebzenin karşılıkları ise;
Grip insanların %5-15’ini etkilemekte, her yıl 3-5 milyon kişi hastalanmakta ve bunların 250.000-500.000 arası ölmektedir. Bunların çoğunluğu endrüstrileşmiş toplumlarda ve 65 yaş üzeri hastalardır. Yaşlı ve müzmin (kronik) hastalığı olan hastalar en büyük risk grubunu oluşturmaktadır.
Grip, burun, bronşlar ve akciğerden oluşan solunum sisteminde meydana gelen, Influenza A, Influenza B ve Influenza C virüslerinin neden olduğu yüksek derecede bulaşıcı viral (virüse bağlı) bir enfeksiyondur. 1-2 hafta içinde hastalar genellikle iyileşirler ancak etkileri haftalarca devam edebilir. Bazı hastalardaysa hayatı tehdit edici komplikasyonlar (pnömoni gibi) gelişebilir.
Sonbahar ve kış aylarında görülür. Pik yaptığı aylar ekim – mart aylarıdır. Grip son derece ciddi bir hastalık olup, kış mevsiminin en şiddetli hastalıklarından biridir. İş gücü kaybı açısından bakıldığında en yüksek maliyete yol açan hastalıkların başında yer almaktadır.

Belirtiler nelerdir ?
Ne Yapmalı ?
Aşağıdaki durumlardan herhangi birinin görülmesi halinde ve belirtilerin geçmemesi durumunda mutlaka doktora başvurmak gerekmektedir.
En güzeli korunmaktır. Özellikle yaşlı, ciddi kalp damar hastalığı, kalp yetmezliği, kronik hastalığı (şeker hastalığı, böbrek hastalığı, akciğer hastalığı vb) olanların hasta kişilerle temas etmemesi,
kalabalık ve kapalı mekanlardan uzak durması, belli zamanlarda koruyucu aşı olması gerekir.
Konuyla ilgili:
Koroner kalp hastalığında bazı mikroorganizmaların rolü olduğuna dair bir görüş uzun zamandır vardır. Bunun için bir antibiyotik olan klaritromisinin koroner kalp hastalarında olumlu etkisinin olup olmadığını araştıran çalışmada 2172 hastaya claritromisin, 2200 hastayada plasebo (etkisiz ilaç) verildi. 1 yıllık izleme sonunda klaritromisinin yararlı etkisinin olmadığı görülürken tam aksine klaritromisin kullanan hastalarda kalp hastalıklarına bağlı ölümlerin arttığı görüldü (1 yıllık kalp nedenli ölüm klaritromisin grubunda %5.1, plasebo grubunda %3.1, farklılık anlamlı).
Klaritromisinin neden ölüm oranını artırdığına dair mantıklı bir açıklama bulunmuyor. Ama koroner kalp hastalıklarında klaritromisin kullanımında dikkatli olmak gerekecek.
Randomised placebo controlled multicentre trial to assess short term clarithromycin for patients with stable coronary heart disease: CLARICOR trial. BMJ, doi:10.1136/bmj.38666.653600.55 (published 8 December 2005)
American Medical Association dergisinde çıkan habere göre kolalı içecekler hipertansiyon gelişmesine neden oluyorlar.
Araştırmacılar, kafeinin değil kolalı içeceklerin tansiyon yüksekliği ile ilgisi olduğunu saptadılar. Önceleri yapılmış olan kısa süreli çalışmalarda, kafeinin ilk zamanlarda tansiyonu yükselttiğini fakat zamanla bu etkisinin azaldığı bulunmuştu. Kafeinin uzun süreli etkilerini incelemek için hipertansiyon olmayan 115.594 kadın hasta 12 yıl süreyle izlendi. Süre sonunda kafeinin değil, fakat kolalı içeceklerle hipertansiyon arasında doğrudan ilişki olduğu ortaya çıktı. Kolalı içeceklerin diyet olması veya şekerli olması sonucu etkilemiyordu.
JAMA 2005; 294: 2330-2335
Editörün Notu: Özellikle hipertansiyonu olan hastaların kolalı içeceklerden uzak durmasında yarar var.
Kilolu erkek ve kadınlarda yapılan bir araştırmada kalp sağlığı açısından egzersizin sürekliliğinin, ağırlığından daha çok önemli olduğu anlaşıldı.
CHEST dergisinde çıkan araştırmaya göre haftada 19 km veya haftada 125-200 dk yapılan tempolu yürüyüşün aerobik formda kalmayı (fitness) anlamlı bir şekilde düzelttiği ve kalp hastalıklarının gelişme riskini azalttığı görüldü. Bunun daha ötesinde, daha çok yürümek veya daha hızlı yürümenin ek olarak bir kazancı olmuyor.
Araştırmacılar aynı zamanda haftada 19 km yürümenin kilo kaybına neden olmaksızın formda kalma düzeylerinin yükselttiğini, vücut yağ oranını azalttığını, vücut kas kitlesinin artırdığını ve lipid (kan yağları) düzeyinin daha sağlıklı hale getirdiğini belirttiler.
Araştırmacılar ayrıca; insanların yılda 1-2 kg kilo almaya eğilimli olduğunu, düzenli yapılan egzersizin bu kilo alımına engel olacağının altını çizdiler.
Çalışmada daha yoğun olarak yapılan egzersizin (jogging=yavaş koşu) kalp sağlığı açısından ek bir yararının olmadığı, kalp sağlığı ile fitness (formda kalma) arasında yakın bir ilişki olduğu vurgulandı.
Chest, Ekim 2005.
Panik atak bulunan hastalarda, özellikle depresyon da varsa kalp hastalıkları daha çabuk gelişiyor.
Amerika’da sağlık sigortası kayıtlarında yapılan araştırmada panik atak hastalarında kalp hastalığına yakalanma riski 2 kat daha fazla bulundu. Panik atak ve depresyonun birlikte olduğu hastalarda ise bu oran daha da artıyor.
Panik atak hastaları, sıklıkla doktora kalp hastalığı var korkusuyla gelmekte ve kalp krizini taklit eden göğüs ağrısı, nefes darlığı, baş dönmesi gibi şikayetler sıklıkla görülmekte. İlginç olarak son
çalışmalar bu grup hastalarda gerçekten de kalp hastalıklarının daha sık olduğunu ortaya koydu.
Psychosomatic Medicine dergisinde 40.000 panik bozukluk ve bir o kadar da normal insan üzerinde yapılan araştırmada panik bozukluk bulunan hastalarda %87 oranında daha fazla kalp krizi veya kalp damar hastalığına bağlı göğüs ağrısı olduğu görüldü.
Depresyonun ise kalp damar hastalığını artırdığı ve kalp damar hastalığı için bir risk faktörü olduğu zaten biliniyordu. Panik bozukluk ve depresyonun birlikte olması kalp damar hastalığı görülme sıklığını 3 kat artırmakta.
Araştırmacılar bundan dolayı panik bozuklukların erken tanı ve tedavisinin kalp hastalığını önlemesi yönünden önemli olduğunun altını çiziyorlar.
Panik bozukluğun nasıl olup da kalp damar hastalığını artırdığı tam bilinmiyor. Ama panik bozukluğun sinir sistemi üzerinde yaptığı uyarıcı etkilerin ve böylece bazı stres hormonlarının ve pıhtılaşmadan sorumlu bazı maddelerin kandaki düzeylerinin yükselmesinin bu olumsuz olaylarda rolü olabileceği düşünülüyor.
Panik bozukluklarını tedavisinde antidepresan ilaçlar ve panik atakları doğuran düşünce ve davranışları değiştirmeyi amaçlayan davranışsal tedavi yöntemleri kullanılıyor.
Psychosomatic Medicine, 27 Eylül 2005.
Konuyla ilgili:
Panik atak
28 Eylül 2005’de yapılan açıklamaya göre kan yağlarını düşürmek için kullanılan statin grubundan atorvastatin in diabetes mellitusu (şeker hastalığı) olan hastalarda kalp krizi ve felç riskini azalttığı Amerikan Yiyecek ve İlaç Kurumu (FDA) tarafından onaylandı.
Belirgin bir kalp hastalığı olmayan ancak kalp damar hastalığı için risk faktörleri (kolesterol yüksekliği hipertansiyon, sigara, ailede kalp hastalığı bulunması, şişmanlık vb) bulunan erişkin tip (Tip 2) şeker hastalarında atorvastatin verilmesi bu hastalarda kalp krizi ve felç riskini azaltıyor.