Finlandiyada yapılan bir çalışmada, domateste bulunan likopen maddesinin erkeklerde inme riskini azalttığı görüldü. 1031 Finli erkeğin, 12.1 yıl izlenmesiyle yapılan çalışmada, likopen seviyesi yüksek olanlarda inme daha düşük oranda görüldü.
Domates ve domatesten yapılan ürünlerde likopen yüksek oranda bulunuyor. Likopen önemli bir antioksidan ve LDL (kötü) kolesterolü düşürmede, bağışıklığı güçlendirmede ve pıhtılaşma riskini azaltmada önemli bir rolü var. Çalışmanın sonuçları günde 3-5 adet (veya porsiyon) mevye ve/veya sebze tüketmenin yararlı olduğuna dair önerileri de güçlendirmekte.
Kaynak:
Egzersiz faydalı: ama fazlası?
Biz doktorlar egzersizin kalp damar hastalıkları, hipertansiyon, kilo, şeker hastalığı başta olmak üzere bir çok konuda oldukça faydalı olduğunu söyleriz. Tabi ki bu doğru. Ancak bu faydanın elde edilmesi için yapılış şekline dikkat etmek gerekiyor.
Aşırı yapılan egzersiz fayda yerine zarar verebiliyor. İlk maraton koşucularında görülen bu durum, kalp ile ilgili problemlere (ritim bozuklukları, kalp kası kalınlaşmaları ve kalp damarlarında kireçlenmelere -kalsifikasyon-) yol açabiliyor. Yine maraton koşucuları ve profesyonel bisiklet yarışmacıları gibi ağır spor yapanlarda atrial fibrilasyon dediğimiz ritim bozukluğu gelişme sıklığı artıyor.
Kalp sağlığını bozan ağır egzersizin tanımını yapmak ise kolay değil. Maraton koşucuları ve profesyonel bisikletçileri bu gruba koymak kolaysa da, önerilen egzersizlerden daha fazla spor yapanlara nereye kadar izin vereceğimiz açık değil. Koşan insanlara kaç kilometrenin üzerinde koşmamalarını söyleyeceğiz, yine bunlar da çok net değil.
Peki sağlıklı egzersiz miktarı için ne diyeceğiz? Günümüzde haftada en az 150 dakika orta dereceli egzersizin sağlıklı olduğunu biliyor ve öneriyoruz.
Kaynak:
Overdosing on Exercise May Be Toxic to the Heart
İlgili Konular:
Egzersiz ile ailevi hipertansiyon riski azalıyor
Kalp İçin Yararlı Egzersizler
Egzersizin sürekli olması, ne kadar yoğun yapıldığından daha önemli
Tuz, ülkemiz insanları için büyük problem. Dünya’nın bir çok yerine göre tuz tüketimimiz çok fazla. Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği‘nce gerçekleştirilen çalışmada;
Bu arada Dünya Sağlık Örgütü’nün tavsiye ettiği günlük tuz alımı 5-6 gr olduğunu belirteyim.
Peki alınan tuz nerelerden geliyor. Bu konuda da dernek ayrıntılı bir araştırma yaptı ve sonuçları geçtiğimiz günlerde açıklandı (SALTurk2 çalışması). Buna göre; günlük alınan tuzun %12,6’sı sofraya konan tuzdan, %31.9’sı ekmekten, %55.5′ i ise yemekte bulunan tuzdan geliyor.
Yemekteki tuzun ise;
İşlenmiş besinlerle gelen tuz ise en fazla;
SONUÇ:
Çok tuz tüketiyoruz. Bundan dolayı kalp damar sağlığımız tehlikede. Tuz büyük ölçüde ekmek ve yemeğe atılan tuzdan alınıyor. Sağlıklı yaşamak için sofradan tuzluğu kaldırmalı ve yemeğe çok daha az tuz atmalıyız. Bu konu ile ilgili olumlu bir gelişme de 4 Ocak 2012’de bir tebliğ ile; ekmekteki tuzun 100 gr başına 1.75 gramdan 1.5 grama indirilmesi oldu.
Konuyla ilgili:
Türk Kardiyoloji Derneği‘nin internet sitesinde çeşitli hastalıklarda (kalp damar hastalıkları, kalp yetmezliği, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği) ve sağlıklı beslenme ile ilgili beslenme kılavuzları yayımlandı. Bu kılavuzlara buradan ulaşabilirsiniz.
50 yaş üstünde kemik erimesi (osteoporoz) riskini azaltmak için genellikle kalsiyum alınması tavsiye edilir. Fakat Almanya’da, 23.980 kişinin 11 yıl izlenmesiyle yapılan bir çalışma, yiyecekler dışında ekstra olarak (ilaç olarak) alınan kalsiyumun kalp krizini artırdığını ortaya çıkardı.
Kalsiyumun yiyeceklerle (süt ürünleri vs) alınmasında herhangi bir sakınca görülmüyor. Bundan dolayı kemik erimesi tedavisinde kalsiyumun ilaçlarla değil yiyeceklerle alınması, D vitamininin ve egzersizin daha ön plana çıkarılması öneriliyor.
Associations of dietary calcium intake and calcium supplementation with myocardial infarction and stroke risk and overall cardiovascular mortality in the Heidelberg cohort of the European Prospective Investigation into Cancer and Nutrition study (EPIC-Heidelberg). Heart 2012;98:920-925 doi:10.1136/heartjnl-2011-301345
Çok iyi bildiğimiz gibi kilolu olma ve özellikle de obezite kalp damar hastalıkları içinde önemli bir risk faktörü olarak kabul edilmektedir.
Ancak, İngiltere’de yeni yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, obezite ile beraber diğer risk faktörleri (metabolik risk faktörleri; hipertansiyon, şeker, HDL düşüklüğü, CRP yüksekliği gibi) beraber bulunmuyorsa yalnızca obez olan kişilerdeki kalp damar hastalığı gelişme riski, obezitesi ve diğer risk faktörü bulunmayan kişilerdekinden farklı bulunmadı.
Çalışma orta yaşlı 22.000 kişinin ortalama 7 yıl süreyle takibi ile yapıldı. Çalışma sonunda obez olan ancak başka risk faktörü bulunmayanlarda kalp damar hastalıklarına yakalanma veya bu hastalıklardan ölüm riski, obezite ve diğer risk faktörü olmayan bireylerden farklı bulunmadı.
Dolayısı ile obeziteye kalp damar hastalıkları yönünden biraz farklı gözle bakmak gerekiyor. Tek başına kilonun kalp damar hastalığı yönünden belirleyici olmadığı ancak beraberinde diğer risk faktörlerinin birlikte olmasının önemli olması dikkat çekiyor.
Metabolically Healthy Obesity and Risk of All-Cause and Cardiovascular Disease Mortality J Clin Endocrinol Metab 2012
Bilindiği gibi hipertansiyon tüm dünyada önemli bir sağlık problemidir. Ve yine bilindiği gibi hipertansiyon nedenlerinden biri de ailede hipertansiyon bulunmasıdır. Dolayısı ile hipertansiyonun kalıtımsal geçişi de söz konusudur. Daha başka bir ifade ile, ailesinde hipertansiyon bulunan kişilerde hipertansiyon gelişimi daha sık olabileceği için bu kişiler daha dikkatli olmalı ve zaman zaman kan basınçlarını kontrol etmeliler.
Yeni yapılan bir çalışmada orta ve ileri seviyede yapılan egzersizle, ailesinde hipertansiyon bulunan kişilerde hipertansiyon gelişme riskinde %26-42 oranında azalma görüldü. (Orta dereceli egzersiz haftalık 130-150 dakikalık yürüyüşe karşılık geliyor).
Yani egzersizin sayısız yararına bir yenisi daha eklenmiş oldu.
Cardiorespiratory fitness reduces the risk of incident hypertension associated with a parental history of hypertension. Hypertension. 2012 Jun;59(6):1220-4. Epub 2012 May 14.
Bilindiği gibi normalde egzersiz ile (yürüme, koşma vs) kan basıncı herkeste yükselir. Onun için tansiyon normalde istirahatte ölçülür. Bununla birlikte normal tansiyonu olan bireylerde efor sırasında aşırı kan basıncının yükselmesi, ileride kalıcı hipertansiyon çıkabileceğinin işareti olabilir. Yapılan önemli bir çalışmada, tansiyonları normal olan ve bir şikayeti bulunmayan 6578 kişi (kadın erkek yaklaşık eşit miktarda, ortalama yaş 46) hafif derecede (submaksimal) egzersiz testi (treadmill veya efor testi) yapıldı ve bu kişiler 20 yıl süreyle takip edildi.
İzleme süresince egzersiz testinin 2. kademesinde (hız 4 km/saat, eğim %12), kan basıncı 180/90 mmHg’dan daha fazla yükselen bireylerde kalp damar hastalığından ölüm 2.4 kat daha fazla görüldü.
Dolayısı ile hipertansiyon hastası olmayan ama egzersizle aşırı tansiyon yükselmesi gözlenen kişiler daha yakın izlenmeli.
Circulation Editors’ Picks: Most Read Articles in Exercise Physiology. Circulation. 2011;124:e393-e401
65-92 yaşları arasındaki erkeklerde yapılan 20 yıllık bir takip süresince günlük 20-40 dakikalık canlı yürüyüşün (saatte 4-5 km) yapanların daha uzun yaşadığı saptandı.
Circulation Editors’ Picks: Most Read Articles in Exercise Physiology. Circulation. 2011;124:e393-e401
Biliyoruz ki bir takım risk faktörlerinin varlığında kalp damar hastalıklarına yakalanma riski ve bunun sonucu olarak da kalp krizi geçirme riski artmaktadır. Kalp damarlarında darlıklar bulunan veya kalp krizi geçirme riski yüksek olan hastalarda da kalp krizini tetikleyen bazı faktörler vardır. Bunlar;
Trafik, aşırı fiziksel zorlanma, öfke, kızgınlık, alkol, kahve, hava kirliliği, ağır yemek, kokain, mariyuhana, seksüel aktivite.
Yapılan bir çalışmada kişisel ve toplumsal düzeyde bu faktörlerin hangilerinin daha önemli olduğu araştırılmış. Birey bazında değerlendirildiğinde kalp krizi tetikleyicileri en önemliden düşüğe doğru sıralanırsa; en başta kokain kullanımı gelirken bunları, ağır yemek, mariyuana içme, negatif kişilik, aşırı fiziksel yorgunluk, alkol, kızgınlık-öfke, seksüel aktivite, trafik, solunum yolu infeksiyonları, kahve ve hava kirliliği takip ediyor.
Oysa toplumsal bazda ele alındığında sıra değişiyor: en üst sırayı trafik alırken bunu hava kirliliği izliyor. Kalp krizinin tetiklenme riski; trafiğe maruz kalanlarda kalmayanlara göre 7 kat, hava kirliliğine maruz kalanlarda ise kalmayanlara göre 5 kat daha fazla olduğu görülüyor. Bunların ardından ise sırayla; aşırı fiziksel yorgunluk, alkol, kahve, negatif kişilik, kızgınlık, ağır yemek, seksüel aktivite, kokain, mariyuhana içme ve solunum yolu infeksiyonları geliyor.
Sıralamanın birey ve toplumsal bazda farklı olmasının nedeni, krizi tetikleyen etkene maruz kalınma oranlarının değişik olması: Birey bazında en güçlü tetikleyici kokain iken (krizin tetiklenme riski, kokain alanlarda, almayanlara göre 24 kat daha fazla), toplumsal bazda önemini yitiriyor. Çünkü toplumda kokain kullanım oranı çok düşük, dolayısıyla toplumsal bazda kokainin kalp krizini tetikleme yüzdesi %1’in altında.
Oysa, doğal olarak, özellikle büyük şehirlerde yaşayan herkesi etkileyen hava kirliliği ve trafik, toplumsal ölçekte en büyük tetikleyici haline geliyor. Bu arada trafikte olmanın sürücü kadar yolcuyu da olumsuz etkilediğini vurgulamalıyım.
Ayrıntılı bilgi için:
Time: http://ti.me/hU71hx
The Lancet: