Kategori arşivi HABERLER

Doktor muayenelerinde veya sağlık kuruluşlarında hastaların %40’ında kan basıncı olduğundan daha yüksek çıkıyor ve yanlış olarak hipertansiyon tanısı alıyor. Buna “beyaz gömlek hipertansiyonu” diyoruz. Hipertansiyon hastası olanlarda ise beyaz gömlek hipertansiyonu olma oranı %25.

Bunu önlemek için uygun koşullarda kan basıncına bakılmalı, eğer yüksek çıkarsa ilk ölçüm dikkate alınmamalı ve 1-2 dk arayla 3-5 ölçüm yapılıp ortalaması alınmalı.

 

Myers MG et al. Conventional versus automated measurement of blood pressure in primary care patients with systolic hypertension: Randomised parallel design controlled trial. BMJ 2011 Feb 7; 342:d286.

Bir çok yerde kemik erimesinin önlenmesi veya tedavisinde kalsiyum önerilmektedir. Ancak son yapılan ve 11.921 hastayı kapsayan 15 çalışmanın analizi sonucunda kemik erimesi (osteoporoz) tedavisinde, beraberinde D vitamini olmaksızın tek başına kalsiyum alınmasının kalp krizi riskini artırdığı gözlendi. İncelenen bu çalışmalarda en az 1 yıl süreyle ve günde en az 500 mg kalsiyum kullanan 40 yaş üstü hastalar araştırıldı.

Araştırmacılar bu tedaviyi alan hastaların olası yarar/zarar oranlarının değerlendirilmesi için doktorlarıyla görüşmesini öneriyorlar.

Bolland MJ, Avenell A, Baron JA, et al. Effect of calcium supplements on risk of myocardial infarction and cardiovascular events: meta-analysis. BMJ 2010; DOI:10.1136/bmj.c3691. (Pubmed)

Şekerli ve gazlı içecekler her zaman popüler oldu. Sağlıksız oldukları ile ilgili haklarında zaman zaman çıkan haberler rağmen yoğun bir şekilde tüketiliyorlar.

ABD‘de yapılan bir çalışma ile; bu içeceklerin kalp hastalıklarını ve şeker hastalığını artırdığına, son 10 yılda bu içeceklerle 130.000 yeni şeker hastasının, 14.000 yeni kalp hastasının oluştuğuna dikkat çekildi.

Bu içeceklerle obezite ve şeker hastalığı sıklığının arttığı, bunların ise kalp hastalıklarını da artırdığı düşünülüyor.

Kirsten Bibbins-Domingo, Robert H. Eckel; March 5, 2010, presentation, American Heart Association’s Cardiovascular Disease Epidemiology and Prevention annual conference, San Francisco

Bilindiği gibi kırmızı etin, kalp damar sağlığı açısından fazla tüketimini önermiyoruz. Fakat yapılan çalışmalarda; sucuk, salam, pastırma, jambon, kavurma, sosis gibi işlenmiş et ürünlerinin kalp damar hastalıklarına ve hatta şeker hastalığına yol açması yönünden, kırmızı (işlenmemiş) etten daha da zararlı olduğu saptandı.

Uzun süreli korunması veya lezzet gibi nedenlerle etlerin kurutulması, islenmesi, tuzlanması veya bir takım kimyasal maddeler katılması ile “işlenmiş et” elde ediliyor. Direk olarak et veya kıyma olarak tükettiğimiz ve önceden bir işlem yapılmamış etlere ise “işlenmemiş et” diyoruz.

1.2 milyon kişide yapılan araştırma sonucunda; her 50 gr işlenmiş et alımıyla, kalp hastalığı riskinin %42, şeker hastalığı riskinin ise %19 oranında arttığı saptandı. İçerik olarak 2 et türü arasındaki farklılık araştırıldığında ise; kolesterol ve doymuş yağ oranı arasında 2 et türünün benzer olduğu, ancak işlenmiş ette sodyumun (tuz) 4 kat, koruyucu nitrat oranının ise 2 kat fazla
olduğu görüldü. Dolayısı ile işlenmiş etin esas zararlı içeriğinin tuz ve diğer koruyucu maddeler olduğu düşünülüyor. Sevilmesi halinde, işlenmiş etlerin haftada en fazla 1 kez alınması öneriliyor.

ABD Ulusal Kanser Enstitüsünün 2007 raporunda; kalp damar hastalıkları dışında; gerek işlenmiş ve gerekse işlenmemiş etlerin yüksek miktarlarda tüketildiklerinde; kalın barsak, akciğer, yemek borusu, karaciğer kanseri gibi ciddi başka sağlık problemlerine de yol açtığı belirtilmişti.

Renata Micha, Samantha Heller, Gregg Fonarow; March 5, 2010, presentation, American Heart Association’s Cardiovascular Disease Epidemiology and Prevention annual conference, San Francisco

Kahve sevenlere güzel haber. Uzun zamandır kahvenin ritim bozukluğu oluşturduğuna inanılır ve doktorlar da bu durumlarda içilmesini istemezlerdi. Ama bu durum değişecek gibi görünüyor.

Aslında bu konuyu irdeleyen çok az çalışma bulunuyor. Yeni bir çalışma sonucuna göre; kahvenin ritim bozukluğu ile ilgisi olmadığı bulundu. Hatta kahve içenlerde, ritim bozukluğu ile hastaneye başvuru sayısında azalma görüldü.

130.054 kişide kahve içme alışkanlıklarının araştırıldığı çalışmada kahvenin ritim bozukluğu oluşturmadığı, tam aksine günlük kahve tüketimi ile ritim bozukluğu nedeniyle hastaneye gidiş arasında ters bir ilişki olduğu ortaya çıktı. Yani günlük ne kadar çok kahve tüketilirse, ritim bozukluğu o kadar az görülüyordu. Çalışmayı yöneten Dr. Arthur Klatsky; “Kahve oldukça karmaşık bir
maddedir. İçinde bulunan antioksidan gibi maddeler ritim bozukluklarının azalmasında rol oynayabilir.” dedi. Fakat ilginç olarak Dr. Klatsky, bu koruyucu etkinin kafeinsiz kahvede bulunmadığını, dolayısı ile koruyucu etkinin bizzat kafeinden kaynaklanabileceğini söyledi.

Araştırmacılar, gözlemsel olarak yapılan bu çalışmanın sonuçlarının daha büyük ve kontrollü çalışmalarla desteklenmesi gerektiğini de belirtiyorlar. Ancak yine de, bu araştırma ile, ritim bozukluğu olan kahve severlere veya ritim bozukluğu korkusu ile kahve içemeyen kahve severlere güvenli bir şekilde kahve içmenin yolu açılıyor diye düşünebiliriz.

Hasan AS, Morton C, Armstrong MA, et al. Coffee, caffeine, and risk of hospitalization for arrhythmias. EPI|PNAM 2010 (the Cardiovascular Disease Epidemiology and Prevention and Nutrition, Physical Activity, and Metabolism 2010 Conference); March 2-5, 2010, San Francisco, CA. Abstract P461.

Son günlerde kolesterol yüksekliği olan hastalardan statin grubu ilaç alanların önemli bir kısmında şeker hastalığı (diyabet) geliştiğine ait medyada haberler çıktı. Sağlık haberleri konusunda medyanın ne yazık ki ciddi problemleri var. Sağlık çok popüler olduğu ve medya da popüler konuları sevdiği için sağlık haberleri, haberin doğruluğuna bakılmadan, araştırılmadan yayınlanıyor ve konunun özünü anlatmayan, merak veya tepki uyandıracak kelimeler ustalıkla seçilerek manşet haline getiriliyor. Bu şekilde daha önce de yine kolesterol ilaçları dışında, aspirin ve yumurta hakkında da yalan yanlış bir çok şey gündeme geldi. Bu son haber de bu kargaşadan fazlası ile nasibini aldı.

Haber bilimsel alandaki en önemli dergilerden biri olan Lancet’de, 17 Şubat 2010 tarihinde yayınlanan yeni bir makaleden alınmıştı ama sonuçları son derece yanlış yorumlanmıştı. Dergideki çalışmada, 13 büyük statin çalışmasında kullanılan 5 farklı statin değerlendirilmişti. Bu çalışmalarda toplam 91.140 hasta bulunuyordu ve bu kapsamda statin tedavisi ile yeni diyabet gelişimi arasındaki ilişki araştırılmıştı.

Araştırma sonucunda, gerçekten de statin kullananlarda şeker hastalığı gelişimi, kullanmayanlara göre biraz yüksek çıktı. Buna göre statin kullananlarla kullanmayanlar arasında yeni diyabet gelişiminde %9 fark bulundu. Ancak bu fark yüz kişiden 9’unda şeker çıkıyor diye yansıtıldı. Oysa bu fark rölatif bir farktı: Statin kullanmayan 45.619 hastanın %4.5’inde diyabet gelişimi gözlenirken, statin tedavisi alan 45.521 hastanın %4.89’unda diyabet gelişimi gözlendiği bulundu: %4.89 ile %4.5 arasındaki rölatif fark %9’dur.

Yine bu araştırmada;

  • Kullanılan statin çeşitleri arasında, diyabet riski ile ilişki açısından belirgin fark görülmediği belirtilmiştir.

  • Kalp damar hastalığı riski bakımından orta ve yüksek riskli hastalarda (bakınız: Kalp Damar Hastalıklarında Risk Faktörleri) kısa ve orta dönem statin kullanılmasının kardiyovasküler olayları azaltıcı faydalarının, diyabet gelişiminde izlenen bu küçük risk artışına göre çok daha ağır bastığı vurgulanmıştır.

Bu araştırmanın sonuçlarını anlaşılabilir rakamlarla ifade edersek; örnek olarak 255 hastamız olsun. Bu hastalara 4 yıl boyunca statin verelim. Bu grupta 4 yıl sonra statin kullanımından dolayı fazladan 1 hastada şeker hastalığı gelişimi görülecekti. Yani statin vermeseydik, şeker hastalığı görülen hasta sayısı 1 hasta eksik olacaktı. Görüldüğü gibi şeker hastalığı gelişiminde biraz artış var ama oran son derece az. Aslında kalp damar hastalığı riski yüksek hastalara statin vermesek ne oluyor ona bakmak gerekli: yapılan çalışmalarda bu grup hastada statin tedavisi ile 4 yıllık bir sürede 5.4 kişide ölüm veya miyokart infarktüsü ve yine aynı sayıda inme ve kalp damarına müdahale işlemlerinde azalma görülüyor.

Dolayısı ile statin verdiğimiz durumda kalp damar olaylarında belirgin olarak azalma olurken şeker hastalığında çok az bir miktar artış olduğu görülüyor. Oransal olarak değerlendirildiğinde statin verilmesinin yarar/zarar oranı 9/1. Yani yarar oranı 9 kat daha fazla.

Statins and risk of incident diabetes: a collaborative meta-analysis of randomised statin trials. Lancet. 2010 Feb 27;375(9716):735-742. Epub 2010 Feb 16. Balancing the benefits of statins versus a new risk-diabetes. Lancet. 2010 Feb 27;375(9716):700-701. Epub 2010 Feb 16.

Statinler hakkında bilgi:
Statinler

Kadınlarda kalp krizi şikayetleri erkeklerden daha farklı oluyor. Bu yüzden tanı koymak güç oluyor ve sindirim sistemi şikayetleri ile karıştırılıyor.

Kalbe bağlı tipik kalp krizi şikayetleri bilindiği gibi;
Göğüs ortasındaki kemik arkasında sıkıştırıcı baskı yapıcı tarzda ağrı (bu ağrı çeneye, omza ve kollara yayılabilir), ayrıca nefes darlığı, öksürük, baş dönmesi, bayılma, mide bulantısı ve kusma da olabilir.

Circulation Dergisinde yayınlanan araştırmada kalp krizlerinde göğüs ağrısının erkeklerde daha sık olduğu, kadınların ise %43’ünde göğüs ağrısının olmadığı görüldü. Acil servislerde ise kalp krizi tanısı esas olarak göğüs ağrısına göre yapıldığı için bir çok kadın hastada kalp krizinin gözden kaçırılabileceği vurgulandı. Kadınlarda en sık olarak görülen kalp krizi şikayetleri (oranlarına göre);

  • Nefes darlığı (%57.9)
  • Halsizlik (%54.8)
  • Normal olmayacak derecede yorgunluk (%42.9)

olarak görüldü. Kalp krizi geçirmeden günler öncesinde de aşırı yorgunluk, uyku bozuklukları, nefes darlığı, sıkıntı ve hazımsızlık gibi bazı haberci şikayetler olabiliyor.

Yeni yapılan bir araştırmada hayata iyimser bakan kadınlarda kalp hastalığı oranı daha az bulundu.

Çalışmada kalp hastalığı olmayan ve menopozda olan 97.000 kadın incelendi.Kadınlara iyimserlik, kötümserlik, saldırganlık davranışlarını değerlendirmek için çeşitli sorular soruldu. Cevaplara göre de iyimserlik ve kötümserlik dereceleri verildi.

8 yıllık izlemin sonunda yüksek derecede iyimser olan kadınlarda kalp hastalıklarının %9 daha az geliştiği ve tüm nedenlerden ölümlerin de %14 az olduğu görüldü. Ayrıca iyimserlerde; genç, eğitimli, gelir seviyesinin daha fazla ve işi olan kişilerin daha fazla olduğu, kötümserlerde ise şeker hastalığı, yüksek kolesterol, kilo, sigara, hareketsiz yaşam ve depresyonun daha fazla olduğu saptandı.

İyimserlerde neden bir çok şeyin olumlu olduğu tam bilinmiyor.

Fakat hayata olumlu bakmanın, kızgın ve öfke ile savaşmanın eğitimle mümkün olabileceği biliniyor.

Circulation. 2009;120:656-662

American Heart Journal’da yayınlanan çalışmaya göre kalp krizi ile hastaneye yatan 1369 hastaya kahve alışkanlıkları sorulmuş ve günde kaç fincan içtikleri kaydedilmiş. Daha sonra hastaneden taburcu olduktan sonra 6.9-9.9 yıl arası izlenen hastalarda günlük kahve içme alışkanlığı ne kadar fazla ise kriz sonrası izleme süresinde ölüm oranlarının da o kadar azaldığı gözlenmiş.

Yani ne kadar çok kahve içiyorsanız kalp krizi geçirdiğinizde hastaneden sonraki dönemde hayatta kalma oranı daha fazla oluyor. Bunun tam bir bilimsel açıklaması henüz yok. Kahvenin damar sertliğinde rol oynayan bir takım mekanizmaları, hasta lehine etkilediği düşünülüyor. Ama bu çalışmadan kahve sevmeyenleri kahve içmeye teşvik etmek veya içenlerde ise miktarını artırmayı
tavsiye etmek gibi bir sonuç çıkarmamak gerekiyor.

Am Heart J 2009; 157: 495–501

 

2008 sonlarının en önemli ve büyük çalışmalarından biri olan JUPİTER çalışmasında kalp damar hastalığı olmayan ve normal LDL kolesterolü (kötü kolesterol) olup kan CRP düzeyleri (iltihabi olayları gösteren bir belirteç) yüksek olan bireylerde bir statin olan rosuvastatin’in ölümcül olan ve olmayan kalp ve beyin damar olaylarını azalttığını gösterdi.

Bu çalışma sonuçları önemliydi. Bilindiği gibi statin grubu kolesterol ilaçları, yüksek LDL kolesterol değerlerini önemli ölçüde düşürüyor ve kalp damar hastalıklarının gelişimini önlüyor (birincil korunma) veya kalp damar hastalığı olanlarda ise bu hastalardaki istenmeyen damar problemlerinin oluşumunu önlüyor veya azaltıyor (ikincil korunma).

Hangi LDL kolesterol değerinin yüksek kabul edileceği de, kişide kalp damar hastalığı olup olmadığına ve risk faktörü sayısına göre değişiyor (Bakınız: Kan Yağlarının Düzeyi Ne Olmalı?). Bunları zaten biliyorduk. Çalışmanın önemli olması; LDL kolesterol düzeyleri normal olan insanlarda bile (CRP yüksek ise) bu grup ilaçlardan birinin, damar problemlerine (kalp veya beyin) bağlı; ölümcül olan veya olmayan  olayları azalttığını göstermiş olması. Tabi akla gelen soru; kimlerin bu ilaçları koruyucu olarak alması gerektiği? Risk faktörleri olup CRP düzeyi yüksek olanlarda, LDL kolesterol normal olsa bile bu ilaçları kullanmak gerektiği ortaya çıkıyor. Bu kararı doktorunuz verecektir.