Üzüm çekirdeğinin 45 yaş üzerindeki kadınları aterosklerozdan koruduğu ortaya çıktı.
Damar sertliği olarak bilinen aterosklerozu, atardamarda sertlik olması ve plak dediğimiz yapıların gelişmesi ve bunların da ileride darlık ve tıkanıklıklara yol açması şeklinde özetleyebiliriz. Bunun kalpte olmasına koroner ateroskleroz diyoruz ve burada oluşan bu tür olaylar, tahmin edileceği gibi yaşamsal öneme sahip. Ateroskleroz, genç kadınlarda erkeklere göre daha az olmakla birlikte yaşla sıklığı artıyor. Kadınlarda yaşla sıklığın artmasından, menopozda kanda östrojen hormonunun azalmasının rol oynadığı düşünülüyor.
Yapılan çalışmalarda üzümün çekirdeği, kabuğu ve sapında östrojenin özelliklerini gösteren fitoöstrojenlerin bulunduğu ve bunların kolesterolun birikimini önlediği bulundu. Üzümün kadınlarda aterosklerozdan koruyucu rolünün de bununla ilgili olduğu düşünülüyor.
Özellikle kırmızı üzüm, üzüm çekirdeği ve kırmızı şarabın damar koruyucu etkileri hakkında son zamanlarda sık haberler çıkıyor
Konuyla ilgili:
Üzüm çekirdeği ekstresi: değeri fazla bilinmeyen doğal ilaç
Ayrıntılı bilgi:
https://www.nutraingredients.com/Article/2005/07/27/Grape-boost-to-women-s-heart-health
Kalp hastalıkları ve inme halen yılda 17.5 milyon kişiyi öldürerek dünyanın 1 numaralı katilini oluşturuyor. Bu hastalıklarda, çok büyük bir oranda damar hastalığı (ateroskleroz) sonucu oluşuyor.
Dünya Kalp Günü, insanların bundan haberdar olmalarını sağlamak ve bu hastalıklardan korunmak için almaları gereken korunma önlemlerini vurgulamak için oluşturuldu.
Dünya Kalp Gününde tüm dünyada yürüyüş, koşu, egzersiz, konuyla ilgili konuşmalar, bilimsel toplantılar, konserler, spor turnuvaları ve buna benzer aktiviteler yapılacak.
Risk faktörleriyle mücadele her zaman önde tutulmalı, unutmayın ne kadar genç olduğunuz, damarlarınızın ne kadar genç olduğuyla ilgilidir.
Konuyla ilgili siteler:
www.worldheartday.com ve
www.worldheart.org.
İnsan hayatında tasarruflara tam gaz devam ediyoruz:
Maliye Bakanlığının 1 Temmuz
2006 itibarıyla yürürlüğe soktuğu “TEDAVİ
YARDIMINA İLİŞKİN UYGULAMA TEBLİĞİ (Sıra No: 8)” ülkemizdeki hastalarımıza
verilen sağlık hizmetlerinin iflası niteliğinde. Konuya girmeden önce böyle bir
tebliğe neden gerek duyulmuş ona bakalım:
“Sağlık harcamalarına yönelik olarak kaynakların tasarruflu ve etkin kullanımını
sağlamak, sağlık kurum ve kuruluşlarının faturalama işlemlerinin, geri ödeme
kurumlarının ise fatura inceleme ve ödeme işlemlerinin kolaylaştırılabilmesi
açısından ayakta yapılan tedavilerde faturalama ve ödeme işlemlerinin aşağıdaki
düzenlemeler çerçevesinde yapılması kararlaştırılmıştır.”
Evet
Gördüğünüz gibi son derece güzel bir giriş. İnsanın aklına tasarruf etmek,
gereksiz yapılan harcamaları kısmak, daha etkin sağlık hizmetlerinin verilmesi
gibi güzel şeyler geliyor. Devam edelim;
“Birinci basamak resmi ve özel sağlık
kuruluşlarına* başvuran hastalar için (Diş ve 112 Acil Sağlık Hizmetleri hariç)
vaka başına (başvuru başı) ödeme yapılır. Birinci basamak resmi sağlık
kuruluşlarında vaka başına 11,00 YTL (onbir YTL diyor) ödeme yapılır. Bu
fiyat özel sağlık kuruluşları için % 20 oranında artırılarak uygulanır. Hastanın
diğer bir sağlık kurumuna sevk edilmesi durumunda sadece 5,00 YTL ödeme
yapılır.”
Hadi buyurun. Sağlık ocakları, dispanserler, özel
polikliniklere tanı ve tedavi için başvuran hastalar için, bu kuruluşlar tetkik
ve muayene olarak ne yaparsa yapsın devletten 11 YTL alacak. Özel poliklinkler
ise 11 YTL nin %20 fazlasını yani 2.2 YTL daha fazla olarak toplam 13.2 YTL
alacak.
Burada, “zaten birinci basamak sağlık kuruluşlarında
tetkik pek yapılmaz bu para neylerine yetmiyor” diye düşünenler olabilir. O
halde devam edelim;
“İkinci ve üçüncü basamak resmi ve özel sağlık
kurumlarında** ayaktan tedavi gören hastalar için vaka başına ödeme yapılır.
Vaka başı yapılan ödeme tutarına; muayene, konsültasyon, bu Tebliğe ekli (EK-2)
sayılı listede sayılanlar dışındaki tüm tetkik, tahlil, müdahale, girişimsel
işlemler ve radyolojik görüntüleme işlemleri dahildir. Sağlık kurumlarına
yapılan acil başvurular ve onkolojik vakalar (bütün dallarda) ile kemoterapi,
anjiografi, nükleer tıp, radyasyon onkolojisi, girişimsel radyoloji ve genetik
bölümlerinde yapılan ayaktan teşhis ve tedavi hizmetleri ile diş tedavilerinde
Tebliğde belirtilen esas ve usullere göre hizmet başı faturalamaya devam
edilecektir.
Sağlık kurumlarında ayaktan tedavide ayrıca
ücretlendirilebilecek işlemler bu Tebliğe ekli (EK-2) sayılı listede
belirtilmiştir. İkinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarında ayaktan tedavide,
bu işlemler dışında kalan işlemler ayrıca ücretlendirilemez; faturalarda yer
alan rapor, malzeme, ilaç ve benzeri hizmetler ücrete dahil edilmez.”
İşte sağlıkta tasarruf mucizesi bu satırlarda
saklı! Özel, devlet, üniversite, yani aklınıza gelen tüm hastaneler için geçerli
olan bu sihirli 5 cümle ile devlet, hastanelere gelen hastalar için ne yapılırsa
yapılsın (evet, buna muayene, kan tetkikleri gerekirse eko, efor, ultrason vb)
sabit bir ücret veriyor. Ücretleri ayrıca ödenecek tetkikler ise nadir istenen
kan tetkikleri ile bazı röntgen incelemeleri. Bunların çoğu günlük poliklinik
işleyişlerinde çok az isteniyor.
Birileri, “bu sabit ücret tatminkarsa neden böyle
bir şey olmasın” diye olaya hala iyi niyetle yaklaşmaya çalışıyor olabilir. O
halde devam;
“Vaka başı ödemeler, sağlık kurumlarında ayakta
tedavi gören hastaların hizmet aldıkları uzmanlık dallarına ve hizmeti sunan
sağlık kurumunun bulunduğu sınıflamaya göre bu Tebliğe ekli (EK-1) sayılı
listedeki fiyatlar esas alınarak yapılır. Sağlık kurumlarının sınıf kodları
yatak sayıları da dikkate alınarak bu Tebliğe ekli (EK-1/A) sayılı listede
belirtilmiştir.”
EK-1/A’da
tıbbın bütün dalları ve bulundukları hastanelere göre çok ayrıntılı bir
ücretlendirme tablosu yapılmış. İnsanın burada gözleri yaşarıyor, çünkü
hastanelere ve branşlara göre, “her şey dahil hasta başı ödeme” ince ince
hesaplanmış.
Fiyatlara bakıyoruz; Oda ne? En yüksek fiyat 54 YTL.
En düşük ise 20 YTL. Gururla! söylemeliyim ki bizim kardiyolojinin fiyatları
diğer branşlara göre daha iyi: 27-54 YTL arasında değişiyor! Durumu kardiyoloji
açısından değerlendirirsek eğitim hastaneleri hasta başına 44-54 YTL
alırken eğitim hastaneleri dışındaki tüm hastaneler 27-33 YTL alacak. Eğitim
hastaneleri sayıca daha az olduğu için hastanelerin çoğu 27-33 YTL arasında bir
ücret alacak. Ayrıca kardiyolojide tanı amaçlı kullanılan tetkiklerin hiçbiri
“ayrıca ücretlendirilebilecek işlemler
(EK-2)” kategorisinde değil, yani tanı için ne yaparsan yap alacağın ücret
27 ile 33 YTL arasında olacak.
Kardiyolojide kullanılan tanı araçlarını hepimiz
biliyoruz
(bakınız): EKG, ekokardiyografi, efor testi, sintigrafi, ritim Holter, ABPM
vb. Bütün bu cihazlar yüksek teknoloji ve yetişmiş personel gerektiren dolayısı
ile maliyetli araçlar. Bir fikir vermek için söyleyeyim bir eko cihazı 50.000
dolar civarında. Ayrıca eko konusunda yetişmiş doktor bulmak da önemli, çünkü
bilgi ve deneyime dayalı bir tanı yöntemi. Olayı güncel uygulamaya tercüme
edersek göğüs ağrısı ile hastaneye gelen bir hastaya neler yapılmalıdır onu
görelim:
Muayene
Rutin biyokimya (minimum istenmesi gerekenler; açlık
kan şekeri, üre, kreatinin, kolesterol, ldl-kolesterol, hdl-kolesterol,
trigliserid)
Akciğer grafisi
EKG
Ekokardiyografi
Efor testi (gerekirse)
Evet, hastane böyle bir hastayı muayene ettikten
sonra yukarıdaki tetkikleri ister ve devletten bütün bunların karşılığı olarak
27 ile 54 YTL arasında bir ücret alır. Ondan sonra da bu parayı nasıl ve
nerelere harcasam diye düşünür durur!
Fazla düşünmeye gerek yok bu tetkiklerin gerçek
fiyatlarını değil, maliyetlerini bile alsanız, çalışan doktorun ücretini de
eklediğinizde ortaya çıkan rakam, bu rakamların kat kat üstünde olacaktır.
Dolayısı ile sağlık kurum ve kuruluşları tanıyı gözleriyle bakarak koymaya
çalışacak veya mümkün olduğu kadar az tetkik isteyecek. Bunun sonuçları ise
ürkütücü: yanlış tanı ve bunun sonucu yanlış tedavi, zaman, işgücü kaybı, bunun
düzeltilmesi için daha fazla para vs. vs.
Sonra da Sayın Bakan,
hastalardan kesinlikle bir kuruş para alınmayacak der! (Elbette alınmasın!
Takdiri size bırakıyorum.).
Sağlık bakanlığı, bütün
bunlarla hastanelerin yeterinde canının çıkmayacağına inanmış olmalı ki Tedavi
Hizmetleri Genel Müdürlüğü 07.07.2006 tarihinde, uygulamada yanlış
anlaşılabilecek bazı noktaların kalmaması! için bir
genelge çıkardı.
Buna göre;
“İlgili Tebliğde (yani,
TEDAVİ YARDIMINA İLİŞKİN
UYGULAMA TEBLİĞİ Sıra No: 8)
hastanelerin sınıfına göre
ayaktan hasta muayene ve tedavisi için belirlenen fiyat, o hastaya hangi işlem
ve tetkik yapılırsa yapılsın fatura edilecek miktar olup bunun dışında hiç
bir şekilde hastadan para talep edilmeyecektir.
Hasta
aynı gün içerisinde tek sevk kağıdı ile birden fazla poliklinikte muayene
olabilir. Ancak diğer muayeneler konsültasyon olarak değerlendirilip
sadece hastanın ilk başvurduğu bölümün listede belirlenen fiyatı faturalanacak.
Diğer konsültasyonlar faturalandırılmayacağı gibi hastadan da hiçbir şekilde
başka bir ücret alınmayacaktır.”
Bunun tercümesi de şöyle;
Ne yaparsan yap, ben sana
(yukarıda söz ettiğim) aynı parayı vereceğim.
Hastayı aynı gün konsültasyon
için başka doktorlara gönderebilirsin ama ben sana bunun için bir kuruş para
vermem!
Bu son genelgenin yorumunu size
bırakıyorum. Yirmi yılı aşkın doktorluk hayatım boyunca hatırladığım kadarıyla,
son bir kaç yıldaki kadar sağlık durumumuz (bireysel ve toplumsal) hiç bu kadar
kötü olmamıştı.
Dr. Ahmet
Alpman
Editör
*Birinci
basamak resmi sağlık kuruluşu ifadesinden; resmi kurum tabiplikleri, sağlık
ocağı, verem savaş dispanseri, ana-çocuk sağlığı ve aile planlaması merkezi,
sağlık merkezi, SSK sağlık istasyonu ve dispanseri anlaşılır.
Birinci basamak özel
sağlık kuruluşu
ifadesinden ise; özel poliklinikler anlaşılacaktır.
**İkinci basamak resmi sağlık kurumu ifadesinden
ise; eğitim ve araştırma hastanesi olmayan Devlet Hastaneleri, Özel Dal
Hastaneleri, SSK Hastaneleri ve diğer resmi kurum hastaneleri anlaşılır.
İkinci basamak özel sağlık kuruluşu
ifadesinden; Özel Hastaneler Yönetmeliği’ne göre ruhsat almış özel hastaneler
ile Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik
kapsamında açılan özel tıp merkezleri ve özel dal merkezleri anlaşılacaktır.
Üçüncü basamak sağlık kurumu ifadesinden; eğitim ve araştırma hastaneleri, özel
dal eğitim ve araştırma hastaneleri ile üniversite hastaneleri anlaşılacaktır.
Hollanda’da yapılan bir araştırmaya göre hastalıkların ve ölümlerin büyük bir çoğundan kötü beslenme alışkanlıkları sorumlu. Dutch National Institute for Public Health and the Environment tarafından açıklanan rapora göre sağlıksız beslenme, 40 yaşındaki bir insanın ömrünü 1.2 yıl, obezite ise 0.8 yıl kısaltıyor. Raporda Hollandalıların %75’inin önerilen miktarların altında meyve ve sebze yediği belirtildi. Meyve, sebze ve balığın yeteri kadar yenmemesinden dolayı her yıl diyabet, kalp damar hastalıkları ve kanserden 13.000 kişini kaybedildiği, oysa obeziteden dolayı 7.000 kişinin kalp hastalığı ve kanserden öldüğü vurgulandı.

Sağlıklı beslenmenin; satüre (doymuş) ve trans yağlardan fakir, meyve, balık ve sebzeden zengin beslenmeyle olabileceğini vurgulayan raporda ayrıca tüm erişkinlerin yalnızca 3 kg vermesiyle aşırı kiloya bağlı hastalık ve ölümlerde %25 oranında azalma olabileceği belirtildi.
Kalp damar sistemi için oldukça zararlı olan doymuş yağlar ve trans yağlar hayvani yağlarda, hindistan cevizi ve palm yağı gibi tropikal yağlarda ve margarinlerde bulunuyor. (Bakınız: kan yağları nelerdir?).
Editörün Notu:
Bitkisel yağlarla ilgili belirtmem gereken bir nokta var ki oldukça önemli. Hindistan cevizi (coconut) ve palm (hurma) yağları bitkisel kökenli olmasına ve kolesterol içermemesine rağmen kalp damar sağlığı için zararlıdır. Çünkü yüksek miktarlarda doymuş yağ asidi içerirler. Bazıları bu yağları kolesterol içermedikleri için allayıp pullarsa da siz inanmayın. Bu yağ ucuz olmasından dolayı ne yazık ki bizde satılan diğer bitkisel yağların ve margarinlerin içine karıştırılırlar. Dolayısı ile sağlıklı diye düşünerek aldığımız ayçiçek yağı veya zeytinyağı, palm yağı karıştırılmış olabilir ve sağlığımız açısından zararlı olabilir. Eğer üretici dürüst ise yağa palm yağı karıştırdığını yazacaktır. Ancak sizin de düşüneceğiniz gibi böyle bir şeyi beklemek hayalci bir yaklaşım olur!
Peki ne yapalım? Zor bir soru. En mantıklısı, yağımızı (tabii ki sıvı yağ) güvenilir markadan veya direk üreticinin kendisinden almak. Bu konuyla ilgili sevgili Güngör Uras Hocanın yazısını okumanızı öneririm:
Malezya’dan ‘palm (hurma) yağı’ geliyor
Konuyla ilgili:
Yemeklerimizde en çok kullanılan yağlar? Hangi yağlar sağlıklı?
Harvard Tıp Fakültesi ve Harvard Toplum Sağlığı Okulu tarafından gerçekleştirilen çok büyük ölçekli bir çalışmada, filtre edilmiş kahvenin kalp hastalığına yol açmadığı saptandı.
Kahve tüketimi ile kalp hastalıkları arasındaki ilişki uzun süredir araştırılmaktaydı ancak sonuçlar tartışılmalıydı. Yani, kahvenin kalp hastalıklarına yol açıp açmadığı netlik kazanmamıştı. Yapılan bu çalışma bu konuya damgasını vuracak nitelikte: Araştırma kalp hastalığı bulunmayan 44.005 erkek ve 84.488 kadında yapıldı. 1980 yılından itibaren bu insanların kahve içme alışkanlıkları, 2-4 yılda bir devamlı izlenerek kaydedildi. Yaklaşık 20 yıllık bir takipten sonra, günde 6 veya daha fazla kahve içenlerde bile, kalp hastalığı gelişme riski, kahve içmeyenlere benzer bulundu.
Ek olarak kafeinli veya kafeinsiz kahve içenlerde kolesterol oranlarında içmeyenlere göre bir artış saptanmadı.
Circulation, 24 Nisan 2006.
Editör Notu: Haber, kahve severleri mutlu edecek nitelikte. Ancak bir kaç konuya değinmek gerekiyor; araştırma ABD’nde yapılmış. Dolayısı ile orada çok tüketilen “filtre kahve” araştırılmış. Bu arada Türk kahvesini sevenler acaba bizde durum nasıl diye düşünecekler. Türk kahvesinde başka bir katkı olmadığı ve Amerikalılar gibi günde bardak bardak içilmediği için, sonuçların bizim Türk kahvesi için de geçerli olabileceğini düşünmek yanlış olmaz sanırım.
Yine önemli bir konu da; kahveye katılan süt, süt tozu vb gibi bir takım katkı maddelerinin kalp damar sağlığına olumsuz etkisi olabileceği unutulmamalı. Yine kahvenin, uyarıcı özelliği olan kafein maddesini içerdiği göz önünde bulundurulmalı. Dolayısı ile bazı durumlarda kahve tüketiminiz, doktorunuz tarafından kısıtlanabilir.
Archives of Internal Medicine dergisinde yayımlanan bir çalışmaya göre yaşlı ve erkeklere göre; 60 yaş altı kadınlarda kalp krizi sonrası depresyon daha sık görülüyor.
Atlanta’da (ABD), 2498 kalp kirizi geçiren hastada yapılan yapılan çalışmada kalp krizi geçiren; 60 yaş altı kadınların %40’ında depresyon geliştiği saptandı. Bu da, 60 yaş altı kadınlarda depresyon gelişme riskinin yaşlı erkeklere göre 3.1 kat daha fazla olduğu sonucunu çıkarıyor.
Archives of Internal Medicine, 24 Nisan 2006.
Kolesterol düşürmek için kullanılan statin türü ilaçlardan atorvastatinin, hipertansiyonu olan diabetli hastalardaki kalp damar hastalığı olaylarını azalttığı görüldü. Burada ilginç olan konu kolesterol düzeyi ne olursa olsun, atorvastatinin olumlu etkilerinin olmasıydı.
Araştırmacılar özellikle uzun zamandır diyabeti olan hastaların kolesterol düzeyi ne olursa olsun tedavilerine statin eklenmesinin yararlı olabileceğini belirtiyorlar.
Diabetes Care, May 2005.
Türk Kardiyoloji Derneği’nin dergisi olan Türk Kardiyoloji Derneği
Arşivi‘nin 2005’ in ilk sayısında çıkan makalesinde yıllara göre
ülkemizde yapılan, koroner anjiyografi, balon anjiyoplasti, stent uygulayan
merkez sayıları ile yıllara göre koroner anjiyografi, balon ve stent
sayıları vurgulandı.
2002 yılına ait veriler incelendiğinde; Ülkemizde yaklaşık 63 merkezin
girişimsel işlemleri (kateter, koroner anjiyografi, balon anjiyoplasti, stent)
uyguladığı ve yılda 140.000’den fazla koroner anjiyografi, 34.000 civarında
perkütan intrakoroner girişim (ciltten iğne ile girerek koroner damarlara
müdahale) yapıldığı, bunların içinde 22.000 civarında ise stent takıldığı
görülmektedir (Grafik 1,2,3).

Grafik 1.
Ülkemizde Girişimsel İşlemleri Uygulayan Merkez Sayılarının Yıllara Göre
Değişimi

Grafik 2. Ülkemizde Yıllara Göre Koroner
Anjiyografi İşlem Sayılarının Değişimi

Grafik 3. Ülkemizde Yıllara Göre Balon
Anjiyoplasti (PYG), Stent ve İlaç Salınımlı Stent (İSS) Sayılarında Değişim
Türk Kardiyol Dern Arş 2005; 33:28-69
Koroner arter bypass cerrahisi (CABG), balon ve stent gibi, kalp damar hastalıklarının tedavisinde kullanılan tedavi yöntemlerinden biridir.
Bypass operasyonlarından sonra beyin fonksiyonlarında değişiklik olduğu inancı yaygındır.
Operasyon sonrasında bazı hastalarda hafıza ile ve diğer beyin fonksiyonlarıyla ilgili değişiklik olduğu yolunda şikayetler olmakta idi. Bunların çoğunlukla geçici ve kısa süreli olduğu belirtilmişse de bazı çalışmalarda bu yan etkilerin uzun süreli de olabileceği vurgulanmıştır.
Annals of Neurology dergisinde son çıkan bir derlemeye göre beyin fonksiyonlarıyla ilgili değişikliklerin; operasyonun kendisinden değil de beyin damarlarının mevcut durumu ile ilgili olabileceği vurgulandı. Daha önce beyin damarları ile ilgili bir olay geçirmeyen hastalardaki hafıza ve kişilik değişikliklerinin çoğunlukla hafif ve geçici olduğu ve en geç 3 ay içinde kaybolduğu vurgulanırken, yaşlı ve özellikle önceden beyin damarlarıyla ilgili problem geçiren hastalardaki değişikliklerin daha uzun süreli olduğu belirtildi.
HOPE ve HOPE-TOO çalışmalarının sonuçlarına göre damar hastalığı veya diyabeti olan hastalarda E vitamininin; kalp damar olaylarını, ölüm oranını ve kanser riskini azaltmadığı görüldü. Bununla birlikte aksine E vitamini alanlarda kalp yetmezliği riskinin arttığı görüldü.
Uzun zamandır anti oksidan özelliğinden dolayı E vitamininin kalp damar hastalığından ve kanserden koruduğuna inanılıyordu.
E vitamininin kalp damar hastalığından koruyucu etkisinin olmadığı, geçen hafta Orlando, Florida’da yapılan American College of Cardiology bilimsel toplantısında sunulan Women’s Health çalışmasında da bildirilmişti.