Yazar arşivi gkhn

İlaçlı stentler normal stentlere göre şeker hastalığı olan hastalarda çok daha etkin ve güvenilir. Normal stentlerde ilk 6 ay içinde yeniden daralma %25-40 oranında görülüyor. Bu oran şeker hastalarında çok daha yüksek. Çünkü şeker hastalığı, damar hastalığı oluşumuna neden olan ve olan hastalığı da hızlandıran çok önemli bir risk faktörü. Şeker hastalarının damar darlıklarında
yapılan tedavi girişimlerinin (Bypass veya stent) sonuçları da şeker hastalığı olmayanlara göre daha kötü. Şeker hastalarında bypass yapılan damarlarda da darlık çıkma olasılığı ve stentlerde yeniden daralma oranları şeker hastası olmayanlara göre çok daha yüksek.

500 şeker hastasında yapılan bir çalışmada bu hastalarda normal stent yerine ilaçlı stent kullanımının normal stentlere göre tekrar müdahale oranını %5 düşürdüğü ve ayrıca ölüm ve kalp krizi oranlarını da bir miktar azalttığı görüldü.

The American Heart Association’s (AHA) annual scientific sessions in New Orleans, 8-12 Kasım 2008.

Yeni yapılan bir çalışmada, sağlıklı 238 erişkinde uyku kalitesi ve süresi özel testlerle değerlendirilmiş ve sonuçta yeterli süre ve yeterli kalitede uyuyamayan erişkinlerde prehipertansiyon gelişme  oranı, iyi uyuyanlara göre 2-3.5 kat daha fazla bulunmuş.

Bilindiği gibi kan basıncının 140/90 mm Hg üzerinde olması kesin hipertansiyon olarak biliniyor. Normalde kan basıncının 120/80 mmHg’nın altında olması gerekiyor. Eğer kan basıncı 120/80 ile 139/89 mmHg arasında ise bu durum hipertansiyon öncesi dönem (prehipertansiyon) olarak adlandırılıyor. Bunun önemi prehipertansiyon olan bireylerde ileride hipertansiyon gelişme riskinin yüksek olması.

Case Western Reserve University School of Medicine, Cleveland, Ohio, USA, Ağustos 2008

Ayrıntılı bilgi:
hipertansiyon nedir?

Hipertansiyon tedavisinde kullanılan beta bloker grubu ilaçların yan etki olarak impotans (erektil disfonksiyon) yaptıklarına dair bilimsel olarak tam kanıtlanmamış düşünceler vardı. Bir beta bloker olan metoprolol (bizde beloc durules, beloc zok, lopresor, lopresor-sr, saneloc gibi isimlerle eczanelerde var) ile yapılan bir çalışma bu konuya açıklık getirdi.

Yapılan bir çalışmaya erektil disfonksiyon olmayan ve yeni teşhis edilen hipertansiyonu olan 114 erkek hasta alındı ve 3 gruba bölündü. Hepsine günde 100 mg metoprolol verildi. 1. grup hastalara  metoprolol verildiğini ve bunun erektil disfonksiyon yapabileceği söylendi. 2. grup hastalara yalnız metoprolol verildiği söylendi ve erektil disfonksiyon yapabileceği söylenmedi. 3. grup hastalara ise ne ilacın ne olduğu, ne de erektil disfonksiyon yapabileceği söylendi. 60 gün sonra erektil disfonksiyon oranlarına bakıldı. Oranlar 1. grupta %32, 2. grupta %13 ve 3. grupta ise %8 idi. Sonuçta ilaçtan ve böyle bir yan etkinin olabileceğinden hiç haberi olmayanlarda erektil disfonksiyon oranı anlamlı olarak daha düşüktü. Son olarak 1. grup hastalara ilaç aynı dozda devam edildi ve bu grubun yarısına erektil disfonksiyon için viagra benzeri bir ilaç olan tadalafil 20 (bizde Cialis adıyla var) verildi, diğer yarısına ise plasebo (gerçek ilaca benzeyen ancak aktif madde içermeyen ilaç benzeri etkisiz madde) verildi ve görüldü ki tadalafil ve plasebo aynı oranda başarı sağladılar.

Sonuç: Beta bloker grubu ilaçların erektil disfonksiyon yaptığı tamamen ön yargıdır ve bu ilaçlarla oluşan erektil disfonksiyon büyük ölçüde psikolojiktir.

Cardiology, Temmuz 2008, 24;112(3):174-177.

Yeni bir araştırmaya göre gece uykuda solunum duraklaması (sleep apne) kalp krizine neden olabiliyor.

Uykuda solunum duraklaması özellikle kilolu insanlarda, burun problemlerinden dolayı burundan rahat nefes alamayanlarda, alkol alındığı zamanlar fazla görülüyor. Çoğunlukla solunum duraklaması gece uykuda olan hasta tarafından değil, eşi veya yakını tarafından farkediliyor.

Journal of the American College of Cardiology, Temmuz 2008

Sevgili okurlar, forum sayfaları nın çıkış noktası; benzer problemleri olan sağlıklı veya hasta insanlarımızın bilgi paylaşımı ve benim de elimden geldiği  (zamanımın yettiği kadar) bu soru ve sorunlara yardımcı olabilmekti. Bunu yapabilmek için de forum giriş sayfasında “yalnızca kendinizi ilgilendiren özel sorular ve konulardan bahsetmeyin” diye rica etmiştim. Forumlarda bildiğiniz gibi her şey yöneticiden beklenmez ve konuyla ilgili ve bilgili herkes yazabilir. Yönetici, ortamı düzenler ve gerekli yerlerde bilgisini paylaşır. Fakat okurlar arasında bu karşılıklı bilgi paylaşımı istediğim ölçü ve düzeyde gerçekleşmedi. Yazılan konuların çoğunluğu özel problemlerin benim tarafımdan cevaplanması şeklindeydi. Bir diğer önemli konu da benim zaman fakiri olmam yüzünden her gün sayfalarla ilgilenmemin mümkün olamayışı idi.

Elimden geldiği kadar cevaplamam veya yardımcı olmam gereken konularda yazdım. Fakat takdir edersiniz ki bir noktada tek başıma uygun bir zaman içinde cevap vermem mümkün olmadı. Hatta bu konuda, haklı olarak bazı okurlarım serzenişte bulundular. Çok geç cevap yazmanın da bir yararı olmayacağını düşünüyorum. Bundan dolayı yazan insanların da bir kısa zamanda cevap
beklentisine girmesini istemediğim için forum sayfalarını kapatmanın daha uygun olacağına karar verdim. Bunun için beni anlayışla karşılayacağınızı düşünüyorum.

“Özel sorunlarınız ve konuların dışında” herkesi ilgilendirebileceğini düşündüğünüz, sitede olmasını istediğiniz konuları, görüş ve düşüncelerinizi her zaman mail adresime yazabilirsiniz.

Elbette ki düzenli aralarla sitede güncellemeler ile konu ve haber eklemeleri yapıyorum ve yapmaya devam edeceğim, sevgilerimle.

Prof. Dr. Ahmet Alpman.

Siz de çoğu insan gibi yemeğin tadına bile bakmadan tuzluğa sarılıp boca edenlerden misiniz. O zaman bir kere daha düşünün. Çoğu erişkin insan günde 4-6 gr tuz tüketir. bu miktarın 2.4 gr hatta 1.5 grama çekilmesi tavsiye ediliyor.

Yapılan çalışma sonuçlarına göre, alımında %25-35 arası azalma, kalp damar hastalıkları riskini %25, bunlardan ölüm riskini ise %25 oranında azaltıyor.

Bir çok insan yanlış olarak sofradan tuzluğun kaldırılmasının yeterli bir önlem olacağını düşünür. Ancak unutulmamalıdır ki tat vermesi için, bozulmaması için veya yapısını uzun süre koruması için bir çok “paket yiyecek”, “işlenmiş yiyecek” veya “restoran yemekleri” yüksek oranlarda tuz içermektedir.

Peki tuz alımımızı nasıl azaltalım, buyurun size bazı ip uçları;

  • Sofradan tuzluğu kaldıralım,
  • Hangi gıdaların yüksek oranda içerdiklerini bilin,
  • Günlük alımını 1500-2400 mg a indirin
  • Dışarıda restoranda tuzlu olmayan yiyecekleri tercih edin,
  • Evde yemeklerde tat vermek amacıyla tuz dışında başka şeyler kullanın (çeşitli baharatlar, limon, sirke vs)

 

14 Ocak 2008 de yayınlanan bir araştırma (ENHANCE çalışması) sonuçlarıortalığı karıştırdı. Bu çalışmada kolesterolun barsaklardan emilimini önleyen ve bu sayede statinlerin üstüne ek olarak LDL (kötü) kolesterolü %20 daha fazla düşüren bir ilaç olan ezetimib adlı ilacın, kolesterolü bilindiği şekilde düşürdüğü halde damar sertliğini geriletici etkisinin (kendisine ait) olmadığı bulunmuş:

Çalışmada 720 hasta iki gruba ayrılıp, bir gruba 80 mg statin (simvastatin), diğer gruba ise 80 mg simvastatin+10 mg ezetimib verilmiş ve hastalar 2 yıl süreyle izlenip boyun atar damarlarında damar sertliği gelişim hızları ölçülmüş. Süre sonunda ezetimib alanlarda LDL kolesterol daha fazla düşmesine rağmen damar sertliği gelişim hızlarında bir farklılık bulunmamış. Yani damar sertliği üzerine ezetimibin  tek başına katkısı olmamış (oysa statinlerin tek başına bunu yapabildiği biliniyor).

Çalışmanın sonuçlarını şöyle özetlemek mümkün:

  1. ezetimibe eklenmesiyle olumsuz bir sonuç yok
  2. fakat ezetimibin eklenmesiyle ek olarak elde edilen bir pozitif bulgu da yok.

Çalışmayı yürüten sponsor şirket ise ilacı çıkaran MSD (Merck/Schering-Plough) firması.

Ezetimib bizde Ezetrol adıyla (10 mg) satılıyor. Simvastatin ile kombine bir formu da var (İnegy). Bizde sosyal güvenlik kurumları zaten ilacın bedelini, statinin yetersiz kaldığı durumlarda tedaviye eklenirse ödüyor.

Olumsuz ilaç haberleri (buradaki çalışmada olumsuz demek yerine etkisiz demek daha doğru) olumlulardan çok daha fazla medyatik olduğu için ve kolesterol ilaç piyasası ilaç sektörünün amiral gemilerinden biri olduğu için bu haber özellikle ABD’de oldukça geniş yankılandı. Bunun üzerine ABD’nin büyük kardiyoloji kuruluşları (ACC ve AHA) arka arkaya bildiri yayınladılar. Bu yayınlarda, ortak olarak; tek bir çalışmanın sonuçları ile önemli kararlar verilemeyeceği, ilaç hakkında olumsuz bir şeyin  bulunmadığı, ilacı kullananların kesmesi için bir neden bulunmadığı, ilacın tek başına statinin yetersiz kaldığı veya statinin yan etkilerinden dolayı dozunun artırılamadığı durumlarda kullanılması gerektiği belirtildi.

Benim görüşüm de bundan farklı değil doğrusu. Tıp tarihi, tek bir konuda bile değişik sonuçları olan milyonlarca çalışmalar ile doludur. Bizler karar verirken çok fazla hasta üzerinde ve çok daha uzun süreli çalışmalara bakıp karar veririz. Bu çalışmanın 720 hasta (her bir gruba bunun yaklaşık yarısı düşüyor) ve süresinin de 2 yıl olduğunu düşünürsek ne demek istediğim anlaşılabilir.

Bu konuda yakın zamanlarda yine yersiz tartışmalar yaşanmış olan aspirin ve statin konularını da bu arada hatırlatayım. Kolesterol konusu ile benzer bir yazı da yazmıştım:
http://www.ahmetalpman.com/defoksijenoku.asp?id=2582

Hala, kalp hastalıklarının tedavisi ve önlenmesinde aspirin veya statinlerin karşısında olan haberler ile ilaç gerektiği halde ilaçsız (ot çöp ile) kolesterolü düşürmeyi tavsiye eden bilimsel! görüşler yankı buluyor. Oysa bu ilaçlar ile ilgili yapılan çalışmaların sayısı, çalışmadaki insan sayısı ve çalışmaların yıllara dayanan uzunlukları düşünüldüğünde, bu ilaçların olumlu etkilerini artık sarsılamaz boyutlara getirdi.

Son söz;
Ezetimib tek başına statin tedavisi ile (yüksek dozlarda bile) yeterli seviyelere düşürülemeyen veya statinin yüksek dozlarına yan etkilerinden dolayı çıkılamayan durumlarda ek olarak verilen bir ilaç. Gerçekten statine eklendiğinde LDL kolesterolü etkin şekilde düşürüyor. Şu anda, bu verilme nedenlerinden (endikasyonlar) vazgeçmemiz için yeterli kanıt yok. Bu arada MSD firması çok daha fazla hastayı (20.000′ den fazla) kapsayan 3 büyük çalışmanın sürdürülmekte olduğunu belirtiyor. Büyüklükleri düşünüldüğünde, bu çalışmaların sonuçları, ilaç hakkındaki nihai kararımızı önemli olarak belirleyecek gibi görünüyor.

 

Ayrıntılı bilgi için: (Aşağıda verilen bazı linklere girmek için kayıt olmanız -ücretsiz- istenebilir.)


http://www.acc.org/enhance.htm


http://www.medscape.com/viewarticle/568987?src=mpnews


http://www.cardiosource.com/clinicaltrials/trial.asp?trialID=1640


http://www.medscape.com/viewarticle/568763

15 sağlıklı gençte yapılan araştırmada, popüler enerji içecekleri nden 2 kutu içildikten sonra bir kaç saat içinde, sistolik (büyük) kan basıncı %9.6, diyastolik (küçük) kan basıncı %7.8, kalp hızı ise %11 oranında arttığı görüldü.

İçecekler konsantrasyon ve uyanıklığı artırmak için kullanılıyor. İçinde yüksek miktarda kafein ve bir amino asit olan taurin bulunuyor. Bu içecekler, sporcuların kullandığı içeceklerden farklı, çünkü onlarda uyanıklılığı artıran bu gibi maddeler bulunmuyor.

Sağlıklı insanlarda probleme neden olmayan bu artışların hipertansiyon veya kalp damar hastalığı olan hastalarda sorun oluşturabileceği bildiriliyor.

American Heart Association yıllık toplantısı, Orlando, Florida, 6 Kasım 2007.

Konuyla ilgili diğer yazı:
Enerji içecekleri ne kadar faydalı

  • Bozulmuş açlık glukozu (impaired fasting glucose= IFG); açlık kan şekerinin (AKŞ) = 100-125 mg/dl arasında olmasıdır. Şeker hastalığı öncesi dönem olarak düşünülebilir. 126 mg/dl ve üzerindeki açlık kan şekeri ise şeker hastalığı (diabetes mellitus=DM) demektir.
  • 40 yaşın üzerinde olup sistolik (büyük) kan basıncı 140-159 mmHg olan hastaların %30’unda IFG vardır.
  • IFG olanların ise %25’inde sistolik (büyük) kan basıncı yüksektir.
  • Kan basıncı yüksek ve bozulmuş açlık glukozu bulunanlarda kalp damar hastalıkları artmaktadır.

ve,

  • Hipertansiyonu olan hastalarda erişkin tipi şeker hastalığı (tip2 DM) gelişimi 2.4 kez fazladır,
  • Erişkin tipi şeker hastalığı olanların %80’inde hipertansiyon vardır (büyük 140, küçük 90 mm Hg’nın üzerinde)
  • Şeker hastalığı en önemli damar hastalığı nedenlerinden biridir.

SONUÇ:

Açlık kan şekerinizi ve kan basıncınızı kontrol ettiriniz.

İrlanda, Avrupa’da kalp damar hastalıklarından ölümlerin en sık görüldüğü ülkelerden biri.

İrlanda’da ulusal çapta toplu yerlerde sigara içiminin yasaklanması ile kalp damar hastalıklarından acil olarak hastaneye başvurularda %11 oranında azalma olduğu saptandı.

Sigara içimini takiben 30 saniye içinde kalp damarları için ölümcül olabilecek değişiklikler başlıyor (damar duvar hücrelerinde fonksiyon bozuklukları, pıhtılaşmadan sorumlu hücrelerin – trombositler- yapışkanlığında artış vs). Bu değişiklikler sigara bırakıldıktan kısa bir süre sonra ise normale dönüyor.

Cronin E, Kearney P, Kearney P, Sullivan P. Impact of a national smoking ban on the rate of admissions to hospital with acute coronary syndromes. Avrupa Kardiyoloji Kongresi (ESC 2007) Viyana, 4 Eylül 2007.