Etiket arşivi hipertansiyon

Koronavirüs hastalığı (COVID-19): hipertansiyon ve kalp hastalarının bilmesi gerekenler

SIK SORULAN SORULAR

COVID-19: hipertansiyon ve kalp hastalarının bilmesi gerekenler

Giriş

Bu bilgilendirme yazısında, insanlığı tehdit eden ve pandemi boyutlarında olan yüzyılın salgınında, özellikle kalp damar hastaları başta olmak üzere herkesi bilgilendirmeyi amaçladım.

Günümüzde bilgiye erişim oldukça kolay hale geldi. Teknoloji bize Dünyanın en uzak noktasındaki haberlerden anında bilgi sahibi olabilme fırsatı veriyor. Fakat bu durum aynı zamanda dezavantajları da beraberinde getiriyor. Özellikle bilgi kirliliğinden ve komplo teorilerinden
COVID-19’da nasibini almış durumda. Böyle olunca haliyle medyayı izleyen insanlarda kafa karışıklığı kaçınılmaz oluyor.
COVID-19 konusunda lütfen yetkili kurumları (Sağlık Bakanlığı, Dünya Sağlık Örgütü, CDC vs) ve bilimselliğinden taviz vermeyen bilim insanlarını dinleyelim.

Ben de bilgilendirme konusunda bu yazıyla, elimden geldiğince üstüme düşeni yapmak istedim. Yazı, ne kadar kısa ve öz olsun diye yazmaya çalışsam da, kaçınılmaz olarak uzun oldu.  Onun için aşağıda konu başlıklarını yazdım. Yazının hepsini okumak istemiyorsanız, ilginizi çeken başlığa tıklayabilirsiniz.

Tarihçe

Koronavirüsler (coronavirus veya CoV), hayvanlarda veya insanlarda hastalığa neden olabilecek büyük bir virüs ailesidir ve basit bir soğuk algınlığından, Orta Doğu Solunum Sendromu Koronavirüsü (Middle East Respiratory Syndrome Coronavirus: MERS-CoV) veya Ağır Akut Solunum Sendromu Koronavirüsü (Severe Acute Respiratory Syndrome, SARS-CoV) gibi daha ciddi hastalıklara da neden olabilir. Bu virüs ailesi zoonotik (hayvanlarda olan) olup hayvanlardan bulaşarak insanlarda hastalık yapabilir.

SARS-CoV, 21. yüzyılın ilk uluslararası sağlık acil durumu olarak 2003 yılında, daha önceden bilinmeyen bir virüs halinde ortaya çıkmış olup yüzlerce insanın hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Yaklaşık 10 yıl sonra coronavirus ailesinden, daha önce insan ya da hayvanlarda varlığı gösterilmemiş olan MERS-CoV, Eylül 2012’de ilk defa insanlarda Suudi Arabistan’da tanımlanmış.

SARS-CoV’un misk kedilerinden, MERS-CoV’un ise tek hörgüçlü develerden insanlara bulaştığı ortaya çıkmıştır. Henüz insanlara bulaşmamış olan, ancak hayvanlarda saptanan birçok koronavirüs mevcuttur. Halen dolaşımda olan ve insanlarda çoğunlukla soğuk algınlığına sebep olan koronavirüslerin alt tipleri de vardır.

Konumuz olan “Yeni Koronavirüs”e gelecek olursak; ilk olarak Çin’in Vuhan Eyaleti’nde 2019 Aralık ayının sonlarında solunum yolu belirtileri (ateş, öksürük, nefes darlığı) gelişen bir grup hastada yapılan araştırmalar sonucunda 13 Ocak 2020’de tanımlanan bir virüstür.

Bildiğiniz gibi salgın, başlangıçta bu bölgedeki deniz ürünleri ve hayvan pazarında bulunanlarda tespit edildi. Daha sonra insandan insana bulaşarak, Vuhan başta olmak üzere Hubei eyaletindeki diğer şehirlere ve Çin Halk Cumhuriyeti’nin diğer eyaletlerine ve diğer Dünya ülkelerine yayıldı ve pandemi ilanını Dünya Sağlık Örgütü 12 Mart 2020’de yaptı.

Terminoloji

Virüs ve hastalık adlarında kafa karıştırıcı birden fazla isim var:

Virüsün adı: yeni koronavirüs (novel human coronavirus), resmi adı ise: SARS-CoV-2
Virüsün oluşturduğu hastalığın adı: COVID-19

Virüsün adı: yeni koronavirüs (novel human coronavirus) (yeni tanındığı için), resmi adı ise: SARS-CoV-2 “severe acute respiratory syndrome coronavirus 2” (genetik olarak 2003’de salgına neden olan SARS virüsüne benzediği -benziyor ama aynı değil– için).

Koronavirüs kalp hipertansiyon

Şekil 1: Yeni koronavirüsün şematik resmi. Yuvarlak ve etrafını çevreleyen dikensi yapılar var. Bu virüs ailesinin adına, bu dikensi yapılardan dolayı corona deniyor (corona=taç).

Virüsün oluşturduğu hastalığın adı: Önceleri “2019 yeni koronavirüs hastalığı” veya “2019-nCoV” deniyordu (2019 veya 19 = virüsün çıktığı yıl). Ancak Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Şubat 19 da hastalığın resmi adını, ingilizcede “koronavirus hastalığı” anlamına gelen “COronaVIrus Disease” cümlesini kısaltarak “COVID-19” olarak koydu.

Koronavirüs kalp hipertansiyon

Şekil 2: Yeni koronavirüsün elektron mikroskop altındaki görüntüsü. Büyüklüğü 80-160 nanometre (nm) arasındadır [1 milimetre (mm)=1000 mikron (µ), 1 mikron=1000 nanometre (nm) (yani 1 mm=1 milyon nm)].

Yani “COVID-19” denince virüsü değil, onun oluşturduğu hastalığı kastediyoruz.

Nasıl yayılır ve bulaşıcılığı

Virüs bilindiği gibi hasta insanlardan diğer insanlara damlacık yoluyla veya onun temas ettiği eşya, yüzey, obje vs ile (fomit) geçer. Oldukça bulaşıcı. Deneysel olarak virüsün cansız yüzeylerde canlı olarak kalma süresi -yerin özelliği ile ilgili olarak- 3 saatten 9 güne kadar değişiyor.

Bir hastalık oluşturucu ajanın, insanlara bulaşma özelliği nicelik olarak R0 (re sıfır) ile ifade edilir. Hala kesin olmamakla birlikte, yeni koronavirüsün R0 değeri 2-3 arası. Yani virüslü bir kişi, kendisindeki virüsü 2 veya 3 kişiye bulaştırıyor demek. Bu değer; polio (çocuk felci), çiçek ve kızamıkçık hastalığında 5-7 arasında, kızamıkta (en fazla bulaşıcılığa sahip hastalık) ise 12-15 arasında.

Hasta olan insanların, çoğunlukla virüsü nereden aldığını (bazıları hasta insanlarla temas olmadan da alıyor) bilmediğini düşünürsek bana kalırsa yeni koronavirüsün R0 değeri 2-3’den çok çok fazla. 2-3 değerinin de sabit değer olmadığını hatırlatmak isterim. Bu rakam, insanların yaşadığı yere, ortama, sosyal mesafe kurallara uyup uymadığı, kişisel önlemleri alıp almadığı vs gibi faktörlere değişecektir.

Salgını kontrol altına almak için R0 değerini 1’in altına indirmek gerekir. Bu da, “hasta insanların” diğer insanlarla temasını keserek olur. “Hasta insanların” kelimelerini özellikle vurguladım. Aslında “hasta insanlar” eksik bir tanımlama: Gerçekte virüsü bulaştıran insanların, hasta olması gerekmiyor; hastalığı hafif geçirebiliyorlar ve hatta farkında bile olmuyorlar. Böyle insanların oranı hakkında bir sayı vermek imkansız. Çünkü bu sayının bilinmesi için bütün herkese test yapılması gerekli, bu da oldukça zor (hatta yapılsa bile çözüm değil, testten sonra virüsü almış olabilir veya almış olduğu halde o sırada henüz pozitif olmayabilir). Ancak hastalık Dünyada ve ülkemizde son derece hızlı yayıldığı için böyle insanların sayısının az olmadığını söylemek mantıklı.

Ülkelere göre sayıların/ölümlerin güncel haline buradan ve buradan ulaşabilirsiniz.

Ülkemizde ise teyit edilmiş hastaların güncel grafiğine buradan ulaşabilirsiniz.

Onun için bütün herkesin, sanki kendi hastaymış gibi etrafına görünmez bir duvar örmesi, diğer insanlarla arasına mesafe koyması, kişisel temizlik önlemleri çok önemli.

Şikayetler

Şikayetler virüse maruz kaldıktan 1-10 gün sonra (kuluçka süresi -inkubasyon periyodu-) çıkıyor.

COVID-19’da görülen şikayetler başlarda ateş, yorgunluk, kuru öksürükken, ilerleyen günlerde nefes darlığı eklenir. Bu şikayetlerin hepsinin olması gerekli değildir. Bazen bunlara ağrı, burun akıntısı, boğaz ağrısı ve ishal de eşlik eder.

Önemli olarak, bazı insanlarda infeksiyon olduğu halde şikayet olmaz ve kendini iyi hisseder. Kabaca 100 hastanın 80’i herhangi bir tedaviye gerek kalmadan problemsiz iyileşiyor. 20’si ise hastaneye yatmak zorunda kalıyor. Hastaneye yatanların da %5’i hastalığı ağır geçiriyor ve yoğun bakımda (bir kısmı cihaza bağlı -solumun tüpü takılı vaziyette= entübe-) izleniyor.

Hastaneye yatmak zorunda kalanların en önemli problemi, akciğerlerinde virüse bağlı gelişen pnömonidir (akciğer iltihabı) (%91). Diğer nedenler %3.4 akut solunum sıkıntısı sendromu (acute respiratory distress syndrome [ARDS]) ve %1.1 olguda şok tablosudur.

Hastalık Seyri

Hastalık herkeste aynı değil. Her yaştan insan yakalanabilir ama çocuklar ve gençlerde seyir daha ılımlı. Özellikle bazı durumda hastalık oldukça ağır geçiyor ve bu nedenle ölüm riski yüksek:

COVID-19’a oldukça duyarlı olan kişiler;

  • 60 (bazı yayınlarda 65) ve üzeri kişiler
  • Ek hastalıkları olanlar: kronik (müzmin) akciğer hastalığı (astım gibi), kalp damar hastalıkları, immün (bağışıklık) sistemi baskılanmış olanlar (uzun süredir steroid alanlar, kanser tedavisi görenler, kemik iliği ve organ transplantasyon hastaları, kontrol altında olmayan AİDS, immün sistemi ilgilendiren hastalığı olanlar
  • Başkalarının yardımıyla yaşayanlar
  • Obezite (BMİ veya VKİ: >40)
  • Şeker hastalığı (diabetes mellitus)
  • Diyaliz tedavisi gören kronik böbrek hastaları
  • Karaciğer hastalığı olanlar

Virüsün gebelerde seyri ve emzirmeyle ilgili durum ile net bir bilgi yok. Bu, ilerde netleşecek sanırım.

COVID-19’da eşlik eden hastalık bulunması

Yukarda bahsettiğim gibi ek hastalık bulunması hastaneye yatışları ve ölüm oranlarını artıran en büyük risklerden biri:

Tablo 1: İtalya'da COVID-19 pozitif olup ölen 481 hastadaki en yaygın eşlik eden hastalıklar:
Hastalık  %
Kalp damar hastalığı 30,1
Atriyal fibrilasyon 22,0
İnme 11,2
Hipertansiyon 73,8
Şeker hastalığı 33,9
Demans (bunama) 11,9
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı 13,7
Aktif kanser (son 5 yılda) 19,5
Kronik karaciğer hastalığı 3,7
Kronik böbrek yetersizliği 20,2
Eşlik eden hastalık sayısı
0 1,2
1 23,5
2 26,6
3 ve üzeri 48,6

Tablodan görüldüğü gibi eşlik eden hastalık ne kadar fazla ise ölüm oranı o kadar artıyor.

Eşlik eden hastalık olmayanlarda ölüm oranı çok düşük (%0.9-1.2).

Ölüm oranları

Aslında COVID-19 diğer önceki virüs salgınlarından daha az ölüme yol açıyor: Ölüm oranları, SARS’ta %10, MERS’de %34, ebolada %50 ve mevsimsel gripte %0.1.

Ancak, Mevsimsel grip ile karşılaştırıldığında 60 yaş ve üzerinde COVID-19’daki ölüm oranları gribe göre 9-20 kez daha yüksek.

İleri yaş ve eşlik eden hastalık bulunması ölüm oranını artıran en büyük faktör.

Hastalık yukarıda saydığım hasta grubunda özellikle ölümcül. Ölümler; pnömoni (zatürre veya akciğer iltihabı), mevcut kalp hastalıklarının ağırlaşması veya yeni kalp hastalığı gelişmesi, septik şok, böbrek yetmezliği veya çoklu organ yetmezliğinden dolayı oluyor. Ölümlerin büyük çoğunluğunun nedeni, virüsün akciğer dokusuna hasar verip kanın oksijenlenmesini bozması. Böyle hastalarda çoğunlukla, akciğerlerde kanın oksijenlenmesini artırıcı cihazlar (ventilatör veya daha az oranda ECMO cihazı) devreye giriyor. İşte doktorlar için işin hassas ve sıkıntılı kısmı tam bu noktada başlıyor. Bu cihazlar yoğun bakım şartlarında kullanılması gereken ve ucuz olmayan cihazlar. Ülkelerin yoğun bakım yatakları ve ventilatör sayıları belli sayıda. Salgında birden çok sayıda insan hastalanırsa ve yoğun bakım ve ventilatör ihtiyacı mevcut kapasitenin üstünde olduğu zaman, doktorlar belli sayıdaki ventilatörü hangi hastada kullanalım diye hayati kararlar vermek zorunda kalıyor. Ölümlerin en yüksek olduğu ülkelerden biri olan İtalya’da olanlar tam olarak buydu.

Meslektaşlarımı, günler boyu çok yoğun ve stresli ortamda çalışmaktan dolayı, fiziki yorgunluktan çok daha fazla, bu kararı vermenin vicdani yükünün ağırlığı yormuştur eminim. İşte bu durumu en az düzeye indirmek için ülkeler, “eğriyi düzleştirmek” (flattening the curve) için çabalamaktalar.

Şekil 3: Eğriyi (çan eğrisi) düzleştirmek: Hastalar, kendilerini koruyucu önlemler alarak korursa, insanların aynı anda çok sayıda hasta olmasını önleriz, böylelikle salgının pike ulaşma zamanını hem uzatırız ve hem de pike ulaşma rakamını düşürürüz; yani daha geniş bir zamana yayarız. Bu da bize sağlık hizmetinin herkese yeter bir şekilde verilmesine fırsat yaratır.

Eğriyi düzleştirmek ne demek;

Salgınlarda en büyük problem, insanların hasta olmasından çok, hasta insanlara sağlık hizmetinin verilememesi veya aksamasıdır (yeterli sayıda yatak, doktor, sağlık personeli, tıbbi cihaz gibi).

Salgınlarda hasta olan insan sayısının zamana karşı grafiğini çizersek, çıkan şekli bir çan eğrisine benzetebiliriz (Şekil 3). Her gün hasta olan insan sayısı çok fazla olduğunda (dolayısıyla hastaneye yatacak olan hasta sayısı da fazla olacaktır) eğri çok dik olur ve hasta sayısıyla orantılı olarak yeterli sayıda yoğun bakım/ventilatör/sağlık personeli olmadığından dolayı hastaların büyük bir çoğunluğu kaybedilir (İtalya’da olduğu gibi). Ama insanların hasta olma hızını yavaşlatabilirsek, her gün daha az sayıda insan hasta olur ve yoğun bakım/ventilatör sayısı yeter hale gelebilir. İşte ülkeler; bir taraftan alınan önlemlerle (sosyal mesafeyi koruma, maske, sokağa çıkma yasağı, karantina vs) günlük hasta sayısını azaltmaya çalışırken, bir yandan da yeni ventilatörler imal ederek tıbbi cihaz sayısını artırmaya amaçlıyor.

Tablo 2: Yaşa göre ölüm oranları (Çin verileri)
YAŞ Ölüm Oranı (%)
80+ 14,8
70-79 8,0
60-69 3,6
50-59 1,3
40-49 0,4
30-39 0,2
20-29 0,2
10-19 0,2
0-9 0,0

Görüldüğü gibi 40 yaş altında oranlar çok az. 60 yaş ve üstünde birden artışa geçiyor.

Genel olarak ölüm oranı erkelerde kadınlara göre açık ara fazla (erkek: %2,8, kadın 1.7).

70 yaş üzeri popülasyona en çok sahip olan Avrupa, bu yüzden salgına karşı çok daha hassas. Ölümlerin çok olduğu İtalya, 70 yaş üstü popülasyonun nüfusa göre en fazla olduğu ülke.

ABD’de virüsten her 10 ölümün 8’i, 65 yaş veya üzerinde. Hastaneye yatanların 31-59’u 65 yaş ve üzerinde, ölenlerin %4-11’i 65-84 yaş aralığında, %10-27 ‘si 85 yaş ve üzerinde.

Sağlık çalışanlarında ölüm oranı %3.8.

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu bazı ülkelerin güncel ölüm oranlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Şimdi bütün bu verilerden anlıyoruz ki, ileri yaş ve “eşlik eden hastalıklar” bulunması bu hastalık için iyi bir şey değil. Peki, özellikte bu grupta bulunuyorsak ne yapacağız?

Bu videoda yeni korovirüsün özellikleri, bulaşma yolları, hastalığın nasıl oluştuğu gayet güzel anlatılmış (türkçe alt yazı da mevcutı).

Ne yapacağız?

Öncelikle korunacağız. Bu hasta olmamamız yönünden ve diğer insanlara bulaştırmamamız açısından önemli. Yukarıda virüsün yayılmasının (bulaşma hızı) oldukça yüksek olduğunu belirtmiştim. Korunmanın birinci şartı izolasyon. Yani diğer insanlardan uzak olma, evde kalma.

İkincisi de özellikle ellerimizi temiz tutma ve ellerimizi yüzünüze sürmeme. Şüpheli yerlere dokunduğunuzda, insanlarla elle temas ettiğimizde mutlaka ve mutlaka elimizi su-sabun varsa onunla, yoksa dezenfektan solüsyon (veya jel) ile ovma. El ve yüzeyleri (kapı kolları, masa, pencere, kapı vs) temizlerken dezenfektan olarak %70 (bundan daha yüksek de olabilir) etil alkol (veya içinde en az %70 etil alkol bulunan kolonya) veya  %0.5 hidrojen peroksit veya %0.1 sodyum hipoklorit (çamaşır suyu) kullanabiliriz.

Hastalıktan korunmanın birinci şartı izolasyon. Yani diğer insanlardan uzak olmalı, evde kalmalı.

Hasta isek (soğuk algınlığı, grip veya COVID-19 vs), hatta kendimizi iyi hissetmiyorsak dahi (ateş, yeni gelişen nefes darlığı, boğaz ağrısı, halsizlik, öksürük; bunlardan herhangi biri olsa bile!) hemen evdeki diğer insanlardan kendimizi soyutlamamız, eşyalarımızı, yatağımızı ayırmamız gerekli. Ev içinde diğer insanlarla konuşurken maske takmamız gerekli.

Zorunlu olarak dışarı çıkıyorsak, alışveriş, doktora gitme vs. muhakkak maske takmalıyız.

Zorunlu olarak çıkılan, dış ortamda herkes maske takmalı.

Her ne kadar hasta olmayan insanların dış ortamda maske takması konusunda farklı görüşler varsa da (Bu yazıyı yazdığım zamanda -6 Nisan 20- Dünya Sağlık Örgütü maskeyi hala hasta olmayanlara değil, hasta insanlara takılmasını öneriyordu), ben; etrafınızdaki normal görünüşlü insanların aslında hasta olup olmadığını bilemediğimizden (yukarıda açıkladım) ve her ne kadar virüs hava ile bulaşmaz deniyorsa da virüs hakkından her şeyi bilemediğimizden -her geçen gün virüs hakkından yeni bir şey öğreniyoruz- zorunlu olarak dış ortama çıktıysak, herkesin maske takmasını öneriyorum. Son zamanda yayımlanan (3 Nisan 20) bir çalışma ile cerrahi maskenin koronavirüsde işe yaradığı ortaya çıktı.

Maske takma yukarıda saydığım risk gruplarında özellikle geçerli. Tekrar söylemek istiyorum: en iyisi evde kalmak.

Maske nasıl kullanılır:

Önerilen maskeler, cerrahi maske de denilen cerrahların ameliyatlarda kullandıkları maskeler. Bu maskeler dokusuz kumaş (nonwoven fabric)‘tan yapılıyor ve 3 katmanlı (şekil 4). Dış ve iç tabaka incedir ve geçirgenliği fazladır. Virüslerden bizi koruyacak olan orta tabakadır. Orta tabaka meltblown adı verilen, aynı malzemeden yapılmış olmakla birlikte, daha kalın ve havayı daha az geçiren tabakadır.

Piyasada çok çeşitli markalar altında, hepsi de “3 tabakalı” diye satılan cerrahi maskeler var. Ama ne yazık ki çok az bir kısmı işe yarıyor. Büyük bir çoğunluğunda ortadaki tabaka, iç ve dış tabakanın aynısı, dolayısıyla da koruyuculuğu oldukça az. Maske alırken lütfen eczane veya sağlık görevlilerinin tavsiye ettiği maskeleri alalım.

İki kısa kenarında, ya kulağa takmak için lastikleri (günümüzde en yaygın olanı bu) ya da başın arkasına bağlamak için bir çift bağı (şekil 5B) vardır. Maskeler hakkında daha ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

 

Koronavirüs kalp hipertansiyon

Şekil 4: Cerrahi maskenin yapısı.

Maske, ancak usulüne uygun kullanılırsa ise yarar. Aksi takdirde korumadığı gibi, hasta olmanıza da yol açabilir.

Takılması: Takmadan önce elimizi sabunla usulüne uygun sabunla veya dezenfektanla yıkamamız gerekir. Uzun kenarlardan birinin ortasında eğilebilir metal tel (şekil 4) vardır. Burası burnumuza gelecek (yani tel üstte olacak). Lastikleri her iki kulağa geçirdikten sonra burnu ve ağzı tamamen kapatacak -yanlardan mümkün olduğunda boşluk kalmayacak- (şekil 5A) şekilde örtmemiz gerekli (akordiyon yapısı sayesinde oldukça kolay olur).

Maskenin burnumuzun üzerinde bulunan teline, eğerek burnumuzun şeklini vermeliyiz ki kolayca burnumuzdan kayarak düşmesin (şekil 5C ve D).

Kullanırken maskeye asla dokunmamamız gerekli (dokunursak hemen elimizi yıkamamız gerekli).

Tek kullanımlık, nemlenirse yenisini takıyoruz.

Koronavirüs kalp hipertansiyon

Şekil 5: Cerrahi maskenin takılması

Çıkarma: iki elimizle her 2 lastiği kulaklardan çıkarıp, dış tarafına hiç temas etmeden, doğrudan çöpe (başka bir yere koymadan) atıyoruz. Ardından elimizi yıkıyoruz.

Tedavi

COVID-19’un şu anda ne yazık ki koruyucu bir aşısı veya hasta olduktan sonra virüsü etkisizleştiren spesifik bir ilacı halen yok. Koruyucu aşı geliştirmenin zaman aldığı düşünülürse yakın bir gelecekte mümkün görünmüyor. Çalışmaları halen devam eden ilaç veya aşılar var. Onlar çıkana kadar hastaneye yatan hastalarda organ problemlerine yönelik destekleyici tedavi (gerekirse ventilatör, diyaliz, oksijen vs) yapılıyor. İyileşmeye yardımcı olan (immün sistemi ayarlayan ilaçlar, klorokin, azitromisin vs) bir takım ilaçlar da kullanılıyor.

COVID-19 ile kalp damar hastalıkları arasında ilişki var mı?

Kalp damar hastalığına sahip olan insanlarda COVID-19’un daha ağır seyrettiğini ve ölüm oranlarının bu grupta daha yüksek olduğunu biliyoruz. Yapılan çalışmalarda, aynı zamanda
COVID-19’un kendisinin de miyokardit (kalp kası iltihabı), miyokart (kalp kası) hasarı, aritmi,  venöz tromboemboli ve kalp damar hastalıklarına yol açabileceği ile ilgili bulgular elde edilmiştir.

Aynı zamanda COVID-19 tedavisinde kullanılan ve araştırma/ geliştirme aşamasında olan ilaçların bir kısmı da çeşitli kalp damar sistemi yan etkilerine sahiptir.

COVID-19 ve hipertansiyon arasında ilişki var mı?

COVID-19’a yakalanıp ölen hastalarda eşlik eden hastalıklar arasında hipertansiyon (tablo 1) öne çıkmaktadır. Bu durum hipertansiyonun
COVID-19’da ölümü kolaylaştırıcı bir faktör olup olmadığı sorusunu akla getirmiştir. Ancak şu ana kadar; hipertansiyonun
COVID-19’dan ölüm için ek bir risk faktörü olduğuna dair veriler tatmin edici değildir. Özel olarak bu ilişkiyi ortaya koyma amacıyla tasarlanmış çalışmalara gereksinim vardır. Bana kalırsa, ölen insanlarda hipertansiyonun sıklıkla bulunması; 1. hipertansiyonun toplumda sık olması, 2. ölen insanların genelde ileri yaşta olması ve yaşla hipertansiyon sıklığının artmasıyla ilgilidir.

COVID-19 ve hastaların sürekli kullandıkları ilaçlar

Hipertansiyon ilaçları

Çok çeşitli tansiyon ilaçlarından bir grubu da, anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörleri ve Anjiyotensin 2 reseptör blokerleri (ARB)‘dir. Koronavirüsün, hücre zarındaki anjiyotensin dönüştürücü enzim-2 (ACE2) reseptörüne tutunarak hücre içine girdiği bilgisi, bu grup ilaçların kullanımıyla ilgili soru işaretleri doğmasına yol açtı. Bazı bilim insanları bu grup ilaçların virüsün hücre içine girmesini kolaylaştırabileceğini iddia ederken, bazıları da bunun aksine zorlaştırabileceği varsayımında bulundu. Güncel literatürde, ACE inhibitörü/ARB kullanımının
COVID-19 kliniğini kötüleştireceğine veya kötü gidişi düzeltebileceğine dair kanıta dayalı veya mekanistik/kuramsal veri yoktur veya kanıt düzeyleri düşüktür.

Ayın zamanda bu grup ilaçlar hipertansiyon dışında kalp yetmezliğinde de kullanılan, faydası kanıtlanmış ilaçlardır. Özellikle hipertansiyon ve kalp yetmezliğinin beraber olduğu hastalarda bu ilaçların kesilmesi veya değiştirilmesi hastaları olumsuz duruma sokabilir.

Sonuç olarak; şu ana kadar eldeki veriler bu grup ilaçların kesilmesini veya değiştirilmesini gerektirmiyor.

Kalp damar hastalıklarında kullanılan ilaçlar

Kalp damar hastalıklarında kullanılan ilaçlar (aspirin, kan sulandırıcı ilaçlar, coumadin, beta bloker, digoksin, statinler (kolesterol ilaçları), vs) aynen devam edilmelidir (hipertansiyon dışında, kalp yetmezliğinde de kullanılan anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörleri ve Anjiyotensin 2 reseptör blokerleri (ARB)’den yukarıda söz ettim.

Ani kalp kası (miyokart) hasarı ve koroner olaylardaki (damar tıkanması gibi) olumlu etkisi bilinen statinlerin,
COVID-19 seyrinde olabilen kalp ve damarla ilgili komplikasyonlar üzerinde de olumlu etkisi olması beklenebilir. Pnömonide statin tedavisi alanların tedaviye daha iyi yanıt verdiğini destekleyen araştırmalar mevcuttur.


ÖZET

  • Virüs, hasta insanlardan diğer insanlara damlacık yoluyla veya onun temas ettiği eşya, yüzey, obje vs ile geçiyor,
  • Oldukça bulaşıcı,
  • En büyük problem akciğer komplikasyonları, ölümlerin çoğunluğu bu nedenle oluyor,
  • İleri yaş ve eşlik eden hastalık varlığında hastalık ağır seyrediyor ve ölüm oranı yüksek,
  • Virüse yönelik ve aşı yada spesifik ilaç henüz yok,
  • Toplumda kısa bir zamanda çok sayıda insanın hasta olmaması hayati derecede önemli,
  • Bunun içinde en önemli şey virüsten korunmak,
  • Dış ortamda herkes maske takmalı,
  • Virüsten korunmanın birinci şartı izolasyon,
  • Yani diğer insanlardan uzak olmak, evde kalmak.

Yazının başına git


Konuyla ilgili:

Hipertansiyon ile ilgili yanlış bilinenler

DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR

Tansiyonum yüksek, doktorum ilaç önerdi ama ben ilaç kullanmadan tuzu azaltarak, sarımsak yiyerek vs ile normale indirebilirim.

Yanlış: Hipertansiyon tedavisindede birinci basamak, zaten önce ilaç dışı yöntemlerin uygulanmasıdır (kilo kontrolü, sigara bırakılması, tuz kısıtlanması, stres kontrolü vs), doktorunuz zaten bunları önerecektir. Bunların yeterli olmadığı durumlarda veya bunlarla normale inmeyecek kadar yüksek olan tansiyonda ilaç önerecektir. Bu durumda ilaç dışı önlemlerin yanı sıra ilaç kullanılması da mutlak gereklidir.

Hastaneye veya doktora giderken ilaçlarımı yutmadan gitmeliyim!

Yanlış: ilaçlarınızı zamanında alarak gidiniz. Doktorunuz, ilaçlarınızın yeterli olup olmadığını ancak bu şekilde anlayacaktır.

Tansiyon ani yükselirse birden normale düşürülmelidir!

Yanlış: Tansiyonun bazı özel durumlar dışında kısa sürede (damardan ilaçlarla veya dil altı bazı ilaçlarla) birden düşürülmesi özellikle yaşlılarda son derece zararlıdır. Beyin kan akımını bozarak ciddi problemlerin oluşmasına yol açar. Böyle durumlarda doktorunuza danışınız.

İlaç kullanıyorum tansiyonum normal. O halde ilaçlarımı azaltmalıyım veya kesmeliyim!

Yanlış: İlaç verilmişse, kendinizi iyi hissetseniz ve tansiyonunuz normale dönse bile ilacınızı mutlaka düzenli ve kesintisiz olarak kullanınız. Unutmayınız ki ilacı azalttığınız veya bıraktığınız zaman, tansiyonunuz tekrar yükselecektir.

Gençlerde hipertansiyon olmaz!

Yanlış: Hipertansiyon her yaşta görülebilir ve her yaşta tehlikelidir.

Şikayetim yok o halde tansiyonum normal!

Yanlış: Şikayetlerin olmaması halinde tansiyon yüksekliğinin önemli olmadığı inancı son derece yanlıştır. Yüksek tansiyonun hastada şikayet oluşturmaması daha tehlikelidir. Çünkü şikayeti olmadığından dolayı hasta, tansiyon yüksekliğini fark etmez veya hastalığı üzerinde fazla durmaz. Şikayet yaratmasa bile tansiyon yüksekliği her zaman tehlikelidir ve kalp, böbrek, göz ve beyin gibi hedef organlar üzerinde hasar oluşturur.

Hipertansiyon

SIK SORULAN SORULAR

Tansiyon yüksekliği (hipertansiyon)

Hipertansiyon olduğu halde neden kendimi iyi hissediyorum?

Hipertansiyon yüksek tansiyon demektir. Belirgin belirtileri ve şikayetler oluşturmaz, bu yüzden genelde “sessiz katil “ olarak adlandırılır. Belirti olmaması, hastalığın daha iyi olduğunu göstermez, aksine kişi hastalığını daha hafife  alacağından dolayı çok daha tehlikelidir.

Hipertansiyon hayatım boyunca devam edecek mi?

Eğer yüksek kan basıncının sebebi sekonder hipertansiyonda olduğu gibi altta yatan bir hastalıksa, bu hastalık tedavi edildikten sonra kan basıncınız normale dönebilir. Ancak bu pirimer  hipertansiyon için geçerli değildir (bilinen bir organ hastalığına bağlı olmayan hipertansiyon). Pirimer (esansiyel) hipertansiyonun ortadan kaldırılabilir bir nedeni olmadığından, kan basıncınız, yaşam stilinizdeki değişiklikler ve ilaçlarla kontrol altına alınsa bile, hipertansiyon hastalığı her zaman sizinle birlikte olacaktır.

Hipertansiyonun bir kalp rahatsızlığı olduğunu sanıyordum, böbreklerim nasıl hipertansiyona sebep olabilir?

Bazı insanlarda hipertansiyon, böbreklere kan taşıyan arterin (renal arter) daralması ya da tıkanması durumunda ortaya çıkar. Hipertansiyonun bu çeşidine “renovasküler hipertansiyon” adı verilir. Bu durumda, böbrekler kan akışını arttırmak için renin adı verilen bir enzim salgılar. Renin ise yüksek kan basıncıyla sonuçlanan zincirleme bir kimyasal reaksiyon başlatır. Renovasküler hipertansiyon, renal arterin ameliyat ya da anjiyoplastiyle (balon ve stent tedavisi) açılmasıyla tedavi edilebilmektedir.

Tansiyon her iki kolumda da farklı çıkıyor. Ne yapmalıyım?

Normalde iki kol arasında 10 mmHg’ya kadar fark olabilir. Eğer böyle bir farklılık varsa sonraki ölçümlerin yüksek çıkan koldan yapılması daha doğrudur.

Ancak bir koldaki kan basıncınız, diğer koldakine oranla sürekli olarak 10 mmHg ya da üzerinde fazlaysa, doktorunuzu görmelisiniz. Kan basıncındaki farklılık, damarlardaki ateroskleroz (damar sertliği) veya damar darlıkları ile ilgili olabilir.

Tamamen tuzsuz mu yemeliyim?

Diyetteki tuz oranı, sadece tuza duyarlı hipertansiyon hastaları için sorun teşkil eder. Tuza duyarlı insanlar çok fazla tuz aldıklarında kan basınçları yükselir. Her zaman tuzu kesmek gerekmez. Doktorunuz bu konuda size yardımcı olacaktır.

Spor yapmamın sakıncası var mı?

Düzenli egzersiz bir çok insanda kan basıncının düşmesine yardımcı olur. Araştırmalar, haftada 3-4 kez en az 30 dakikalık orta düzeyde egzersizin kan basıncını 5-10 mm Hg civarında düşürdüğünü göstermektedir.

Kalp damar hastalığı olanların, yemek yedikten sonra 2-3 saat içinde egzersizden kaçınmasında fayda vardır. Hipertansiyonunuz kontrol altındaysa, orta düzey egzersiz risk teşkil etmez, fakat aşırı egzersiz muhtemelen sorun yaratabilir. Her koşulda, bir egzersiz programına başlamadan önce ya da alışılmış aktivite seviyenizi önemli ölçüde artırmadan önce mutlaka doktorunuza danışın.

Kahveyi çok seviyorum. Bundan sonra içemeyecek miyim?

Araştırmalara göre, kahvede bulunan kafein bir çok insanda geçici bir süre için kan basıncı ve kalp hızını küçük bir oranda artırmaktadır. Çarpıntı (normalin üzerinde güçlü, hızlı kalp atışı) ya da kısa süreli ritm bozukluğu (düzensiz çalışma) hissediyorsanız bu istenmeyen belirtilerden kurtulmak için kafeinsiz kahve kullanmaya başlayabilirsiniz. Eğer hipertansiyonunuz ciddi bir seviyedeyse doktorunuz sizden çay ve kola dahil olmak üzere tüm kafeinli içecekleri kısmanızı veya sakınmanızı isteyebilir.

Ayrıca yanlış sonuç verebileceğinden, kan basıncı ölçümünden kısa süre önce kafein içeren içecekler tüketilmemelidir.

İlaç almadığımda da kendimi iyi hissediyorum. Ara sıra bir dozu atlayabilir miyim?

Hayır. Antihipertansif (tansiyonu düşürmek için kullanılan) ilaçlar kan basıncını kontrol edebilmeleri için tamamen önerildiği gibi alınmalıdır. Çoğu tansiyon ilacının etkili olma süresi 24 saatle sınırlıdır. Dolayısıyla ertesi gün alınmazsa tansiyon yükselebilir.

Bir arkadaşım aldığı tansiyon ilaçlarından oldukça memnun. Acaba onun ilacını mı alsam?

Hayır, sakın böyle bir şey yapmayın. Arkadaşınızın doktoru, ilaçları sadece ona özgü bazı faktörleri göz önünde bulundurarak seçmiştir. Sizin doktorunuz da ilaçlarınızı seçerken sağlık geçmişiniz, yaşınız, laboratuar test sonuçları ve diğer bazı faktörleri (varsa daha başka hastalıklarınız vs) göz önünde bulundurarak seçmiştir. Şu anda kullandığınız ilaçlarınızdan memnun değilseniz doktorunuzla konuşun ve endişeleriniz varsa anlatın.

Neden bazı ilaçların farklı bir kaç ismi oluyor?

Yeni ilaçlar her zaman onu ilk olarak bulup geliştiren üretici firma tarafından verilen bir marka ismi ve kimyasal isimleriyle listelenirler. Piyasaya çıktıktan sonra ilaçlar için bir patent (koruma) süresi vardır (bizde bu süre 20 yıldır). Bu süre boyunca o ilacı ilk bulan firma dışında kimse üretemez. Bir firmanın belli bir ilacın üretiminden aldığı patentin süresi dolduğunda ise herhangi bir imalatçı firma ilacı üretmeye başlayabilir. Bu nedenle patent süresi dolan ilaçları, farklı firmalar üretebilir ve bundan dolayı farklı marka isimleri olabilir. Örnek olarak bizde, tansiyon ve kalp hastalığında kullanılan aktif maddesi amlodipin olan ilaç değişik isimler altında satılmaktadır (norvasc, amlodis, amlokard, dilopin, monovas, nipidol, norlopin, normopres, norvadin, vasocard vs).

Doktorum ilaçlarım yüzünden postural hipotansiyon problemim olabileceğini söyledi. Hipotansiyon nedir?

Hipotansiyon, hipertansiyonun tersidir ve çok düşük kan basıncı anlamına gelir.

Postural hipotansiyonda, oturma ya da uzanma pozisyonundan aniden kalkıldığında kan basıncınız aniden düşer ve baş dönmesi ya da bayılma hissi hissedebilirsiniz, hatta bilincinizi bile kaybedebilirsiniz. Bunun nedeni, tansiyonun anlık düşmesinden dolayı beyin kanlanmasının yeterli olmamasıdır. Bu durumu tedavi etmek için doktorunuz ilaçlarınızı ya da dozlarını değiştirebilir. Belirtilerin önüne geçmek için otururken ya da uzanırken her zaman yavaşça kalkmalısınız. Yaşlılarda ve diyabetli insanlarda postural hipotansiyon vücudun kan basıncını düzenleyen mekanizmalarında ciddi bir problem olduğuna işaret olabilir ve yakından izlenmesi gerekebilir.

Kan basıncım evde normalken, doktorun ofisinde yükseliyor. Neden böyle oluyor?

Hipertansiyonu olan hastaların yaklaşık beşte birinde “beyaz gömlek hipertansiyonu” adı verilen bir problem görülüyor. Bu insanların, doktor ofisi, klinik ya da diğer sağlık kurumlarındayken kan basınçları yükseliyor. Eskiden bu durumun önemli olmadığı düşünülürken, günümüzde bu hastalarda ilerde kalıcı hipertansiyon gelişebileceği biliniyor. Onun için beyaz gömlek hipertansiyonu olan hastaların yakın izlenmesi gerekir.

Eğer kan basıncınızın yalnızca doktorun ofisinde yükseldiğini hissediyorsanız, bunu kan basıncınızı evde ölçerek teyit edebilirsiniz. Bazı durumlarda, doktorunuz normal yaşantınız sırasında kan basıncınızın gün boyunca ne kadar değiştiğini veya beyaz gömlek hipertansiyonu olup olmadığını öğrenmek için “sürekli kan basıncı ölçüm sistemi (ABPM)” yapılmasını önerebilir.

İlaçlar çok pahalı ve sağlık sigortam yok (veya sigortam ücretin yalnızca bir kısmını karşılıyor). Ne yapabilirim?

İlk olarak yaşam tarzınızda ilaçlara ihtiyaç kalmadan kan basıncınızı düşürecek gerekli değişiklikleri yaptığınızdan emin olmalısınız. Kilo vermek, düzenli egzersiz, yağ ve tuz seviyesi düşük dengeli bir diyet ve stres  kontrolü kan basıncınızı düşürecek kendi kendine ilaç dışı tedavi yollarından bir kaçıdır.

İkinci olarak kan basıncınızı kontrol altında tutmak için doktorunuz ilaç almanız gerektiğini söylüyorsa, uzun vadede ilaçların maliyeti, hipertansiyonunuzdan kaynaklanan kalp krizi, inme, böbrek yetersizliği ya da diğer ciddi sağlık problemlerinin tedavi giderlerinden çok daha az olacaktır.

Eğer maliyet sizin için problemse, aynı ilacın daha düşük fiyata sahip olanlarını eczanelere sorup doktorunuzdan da onay alarak kullanabilirsiniz.

Tansiyon için ilaç kullanmaktayım. Hamile olduğumu henüz öğrendim. İlacımı almayı bırakmalı mıyım?

Hayır. Bebeğinizin sağlığı açısından kan basıncınızı kontrol altında tutmak, antihipertansif ilaçların muhtemel yan etkilerinden daha önemlidir. Hamilelik sırasında kullanımı güvenli olan antihipertansif ilaçlar da vardır. Eğer önceden doktorunuza hamile olabileceğinizi belirttiyseniz, size zaten bu güvenli ilaçlardan birini vermiştir.

Özellikle angiotensin dönüştürücü enzim (ACE) grubunda olan ilaç alıyorsanız hamileliğinizde ilaç değiştirmeniz ve bu konuda doktorunuzla konuşmanız gerekir.

Hamilelik ve doğum sırasında tansiyon yönünden kontrollerinize daha sık gitmelisiniz.

Eşimde ve bende hipertansiyon var. Çocuklarımızda da olabilir mi?

Olabilir. Bazı çocuklar yüksek kan basıncına eğilimi kalıtsal olarak ebeveynlerinden alabilmektedirler. Doktorunuz çocuklarınızın kan basıncını senede bir kez kontrol etmelidir. Çocuklar için kan basıncının normal değerleri erişkinlerden farklıdır. Aile olarak hepiniz sigara içmemek, alkole dikkat etmek, düzenli egzersiz ya da düşük yağ-tuz seviyeli diyet gibi kalbinize iyi gelecek alışkanlıklar edinmelisiniz.

Doktoruma gitmeden önce nasıl hazırlık yapmalıyım?

Doktorunuza gitmeden önce sormak istediğiniz soruları hazırlamanız ve kullandığınız ilaçları beraberinizde getirmeniz önemli. Evde kan basıncınızı kendiniz ölçüyorsanız ölçüm sonuçlarınızın bir kaydını getirin. Daha önemlisi doktorunuza giderken almakta olduğunuz ilaçları zamanında alarak gidin.

Bazen tansiyon ilaçlarımı almayı unutuyorum. Hatırlamak için ne yapabilirim?

İlaçlarınızı almayı hatırlamanın en iyi yolu günlük yaşantınızın bir parçası haline getirmenizdir. İlaçlarınızı her gün aynı saatte almanız -mesela yemeklerden önce ya da dişlerinizi fırçaladıktan sonra- hatırlamanızı sağlayacaktır. Ayrıca takip etmenizi kolaylaştıracak şekilde takviminizi işaretlemeniz de yardımcı olabilir. Eğer tansiyon ilaçlarınızı başka ilaçlarla alıyorsanız bir “ilaç kutusu” (haftanın günleri için ayrılmış bölmeleri olan bir kutu) alabilirsiniz. Bu kutuların bazılarında belli saatlerde ilacınızı almanızı hatırlatan alarmlar bile bulunmaktadır; ya da kendiniz alarm kurabilir veya ailenin diğer üyelerinden ya da ev sakinlerinden size hatırlatmalarını isteyebilirsiniz.

Aynı ilacı uzun süredir kullanıyorum, zaman zaman ilaçları değiştirmek gerekli değil mi?

İlaçların zamanla etkisini yitirmesi veya vücudun alışkanlık kazanması gibi bir şey söz konusu değildir. Ancak kilonuzdaki ve tansiyonunuzdaki değişikliklere veya birlikte bulunabilen hastalıklarınıza göre doktorunuz zamanla ilaç türünde veya dozunda değişiklikler yapabilir.

Yapay tuzları nasıl kullanabilirim?

Yapay tuzlar tansiyon üzerine olumsuz etkide bulunan sodyum yerine potasyum içerirler. Bazı diyet tuzları ise yarı yarıya sodyum ve potasyum içerirler. Aşırı olmamak kaydıyla kullanılmasında sakınca yoktur, ancak içerdikleri potasyum nedeniyle böbrek hastalıklarında dikkatli kullanılmaları gerekir.

Tansiyon ilaçlarını günün ne zamanı almalıyım?

Tansiyon ilaçlarının bir çoğunun yemekle ilgisi yoktur ancak çabuk etkisinin başlaması için aç karnına alınması önerilebilir. İlaçlar sabah veya akşam alınabilir. Bu konuda doktorunuz size yok gösterecektir.

Zaman zaman bazı ilaçlar piyasada bulunmuyor, o zaman ne yapalım?

Zaman zaman bazı ilaçlar veya o ilacın belli dozları piyasada çeşitli nedenlerle (ithal edilmesi, fabrikada üretim, ücret politikası vs) geçici bir süre piyasada bulunmayabiliyor. O gibi durumlarda muadili (aktif maddesi aynı, ancak başka bir firma tarafından üretilmiş, dolayısı ile piyasa ismi farklı) doktorunuza sorularak alınabilir. Piyasada muadili yoksa doktorunuz benzer etkide bulunan başka bir ilaç verecektir.


Ayrıca bakınız:

Hipertansiyon nedir?
Beyaz gömlek hipertansiyonu
Hipertansiyon ilaçları
Kolalı içecekler hipertansiyon oluşturuyor

Keten tohumu hipertansiyonda yararlı olabilir

Amerikan Kalp Cemiyetinin (American Heart Association) 2012 bilimsel toplantısında sunulan bir çalışmada, keten tohumunun yüksek kan basıncını (hipertansiyon) düşürmede yararlı olduğu görüldü.

Buna göre periferik damar hastalığı olan hipertansiyonlu hastalara öğütülmüş olarak günde 30 gr keten tohumu içeren hamur işi gıdalar 1 yıl süre ile verildi ve benzer özelliklere sahip, ancak keten tohumu verilmeyen kontrol grubu ile kan basınçları karşılaştırıldı. 6 ay sonunda keten tohumu kullanan hastaların sistolik (büyük) kan basıncında 10 mmHg; diyastolik kan basıncında ise 7 mmHg’lık bir düşme olduğu görüldü (istatistiksel olarak anlamlı). Araştırmanın 1 yıllık sonuçları önümüzdeki günlerde yayımlanacak.

Araştırmacılar keten tohumunu tercih etme nedenleri olarak; keten tohumunun hayvan deneylerinde aterosklerozu önleyici ve diğer kalp damar sistemini koruyucu etkilerini belirtiyorlar.

Emziren annelerde hipertansiyon riski azalıyor

Anne sütü, bilindiği gibi bebekler açısından son derece sağlıklı.

Ekim ayı başında Sydney’de yapılan Uluslararası hipertansiyon derneğinin yaptığı toplantıda sunulan çalışmada; çocuklarını 6-12 ay boyunca emziren annelerin, ileri yaşlarında hipertansiyon gelişimini %18 az bulundu. Emzirme ne kadar uzun sürerse hipertansiyon riski de o oranda azalıyor.

Çalışmanın sonuçları, Dünya Sağlık Örgütü (WHO)’nün, anne ve bebek sağlığı için annelerin bebeklerini minimum 6 ay emzirmesi gerektiğini bildiren önerisiyle de uyumlu.

Kaynak:
http://www.medpagetoday.com/Cardiology/Prevention/35199

Egzersiz ile ailevi hipertansiyon riski azalıyor

Bilindiği gibi hipertansiyon tüm dünyada önemli bir sağlık problemidir. Ve yine bilindiği gibi hipertansiyon nedenlerinden biri de ailede hipertansiyon bulunmasıdır. Dolayısı ile hipertansiyonun kalıtımsal geçişi de söz konusudur. Daha başka bir ifade ile, ailesinde hipertansiyon bulunan kişilerde hipertansiyon gelişimi daha sık olabileceği için bu kişiler daha dikkatli olmalı ve zaman zaman kan basınçlarını kontrol etmeliler.

Yeni yapılan bir çalışmada orta ve ileri seviyede yapılan egzersizle, ailesinde hipertansiyon bulunan kişilerde hipertansiyon gelişme riskinde %26-42 oranında azalma görüldü. (Orta dereceli egzersiz haftalık 130-150 dakikalık yürüyüşe karşılık geliyor).

Yani egzersizin sayısız yararına bir yenisi daha eklenmiş oldu.


Cardiorespiratory fitness reduces the risk of incident hypertension associated with a parental history of hypertension. Hypertension. 2012 Jun;59(6):1220-4. Epub 2012 May 14.

 

Kolalı içecekler hipertansiyon oluşturuyor

American Medical Association dergisinde çıkan habere göre kolalı içecekler hipertansiyon gelişmesine neden oluyorlar.

Araştırmacılar, kafeinin değil kolalı içeceklerin tansiyon yüksekliği ile ilgisi olduğunu saptadılar. Önceleri yapılmış olan kısa süreli çalışmalarda, kafeinin ilk zamanlarda tansiyonu yükselttiğini  fakat zamanla bu etkisinin azaldığı bulunmuştu. Kafeinin uzun süreli etkilerini incelemek için hipertansiyon olmayan 115.594 kadın hasta 12 yıl süreyle izlendi. Süre sonunda kafeinin değil, fakat kolalı içeceklerle hipertansiyon arasında doğrudan ilişki olduğu ortaya çıktı. Kolalı içeceklerin diyet olması veya şekerli olması sonucu etkilemiyordu.

JAMA 2005; 294: 2330-2335

Editörün Notu: Özellikle hipertansiyonu olan hastaların kolalı içeceklerden uzak durmasında yarar var.